“Adım Yeşim Yıldız... Ben suçsuzum. Sadece kaderimin sonucunu yaşıyorum. Asıl suçlu kendini biliyor. Senin...can aldığın yerdeyim. Gelip beni kurtarmanı bekliyorum. Kırk sekiz saat içinde gelmezsen...günahının bedelini ben ödeyeceğim! Kurtar beni!”
Büyükannesinin her biri hayata dokunan masallarıyla büyümüş kız çocuğu… Akrabalarının sevgisi ve nefreti arasında kalmış genç kadın… Dokunulmaktan hoşlanmayan bilgisayar kurdu genç adam… Evinde beslediği tuhaf yaratıkla bağ kuran hacker… Aile bireylerinden yalnızca birini sevmek için seçen baba… İdeolojileri uğruna insanları gözlerini kırpmadan öldürebilen teşkilat mensupları… Ve tüm bunların ekseninde görevine tutkuyla bağlı emniyet amiri… İlk romanı Fener Balığı’yla gönlümüze taht kuran Nuray Atacık’tan hız kesmeyen, sürükleyici bir polisiye roman daha okurlarıyla buluşuyor.
1967 İstanbul doğumlu, İTÜ Elektrik Mühendisliği mezunu. Yirmi beş yıl yurtiçi ve yurtdışında projelerde görev aldı; edebiyat hep yanındaydı. Sadece yokluğunda fark edilen bir ürün olan elektrikle uğraşırken, insandaki gerilimin kaynağına, direncin dayanıklılığına ve akımın duygusal şiddetine merak sardı, aradığı formüllerin izini kurmacanın sihirli dünyasında takip etmeye karar verdi. İlk romanı Fener Balığı 2017 yılında yayınlandı.
İlk kitabı "Fener Balığı"nı da çok severek okuduğum Nuray Atacık hız kesmeden ikinci polisiyesini de yayınladı ve en az diğeri kadar-hatta daha da-güzeldi. Murat amiri özlemişiz, başkomiser Esin'i de. Polisiyesevengillerdenseniz bu çok kahramanlı öyküyü de seveceksiniz...
Yazarın ilk kitabı Fenerbalığı’nı büyük beğeniyle okumuştum. Olay kurgusu, karakterler, psikolojik tahliller, diyaloglar çok başarılıydı. Bukalemun’da Murat amir ve ekibinin hikayesi devam ediyor. Sürükleyici, keyifli bir kitap. Ancak Fenerbalığı’nı daha çok sevdiğimi söylemem lazım. Birbirinden farklı gibi görünen olaylar sabırla örülüyor, maceranın dozu hiç düşmüyordu. Bukalemun’da ise suçlunun ve suçun kim olduğu kitabın ortasında anlaşılıyor. Sonrası suçluların yakalanma süreci, tamam o kısım da güzel ama heyecanın dozu düşüyor ister istemez. Ayrıca ilk kitaptaki karakterlerin hepsi incelikle işlenmişti. Bukalemun’da farklı ve enteresan karakterler var ama hepsine aynı ölçüde dikkat edilmemiş. Nuray Atacık zeki ve yetenekli bir yazar. Gelecek kitaplarını sabırsızlıkla bekliyorum. Eminin Fenerbalığı’ndaki mükemmelliği yeniden yakalayacaktır.
Bu sefer bir cinayeti aydınlatmaya değil, kaçırılan genç bir kadını, henüz hayattayken bulmaya çalışıyor Murat ve ekibi. Üstelik genç kadın, serinin ilk kitabından tanıdığımız birisi. Üç günde yaşananların yoğunluğu, olayların farklı şehirlerde geçmesi ve eski bir olayla bağlantısı, ekibi, eşzamanlı ve karmaşık bir plan yapmaya itiyor. Polislerin yanı sıra, internet üzerinden her türlü bilgiye ve dosyaya ulaşabilen iki hacker da, olaydaki gizemi çözmeye çalışıyor.
Serinin ilk kitabı sadece Murat’a değil, onunla birlikte Esin, Ahmet ve Halil’in de iç dünyaları ve aile yaşamlarına odaklanıyordu. Özellikle Esin’in yaşadıkları beni çok etkilemişti; ikinci kitapta ise, Murat’ın yaşadıkları öne çıkıyor.
Kaçıranların kimliği ve kaçırma hikayesinin altında yatan neden, yine kitabın ortalarında anlaşılıyor. Dolayısı ile arkasında bir sürü soru işareti bırakan sürpriz bir son da yok. Kardeşlik bağının gücüne, başarılı bir takım çalışmasına ve olay çözüldükten sonra yaşananlara tanık oluyoruz kitabın ikinci yarısında. Tahminimce, serinin üçüncü kitabında Murat, istihbarat bölümündeki babasının gizli dosyasına ulaşmaya çalışacak.
Özet olarak gayet güzel bir polisiye. Olay örgüsü ve karakterler inandırıcı, akıcı ve sürükleyici bir dili var kitabın ve temposu hep yüksek. Ancak yan karakterlere daha az odaklanması nedeniyle ilk kitaba oranla duygu yoğunluğu daha az olan bir kitaptı benim için Bukalemun.
Fener Balığı'nı bitirdiğim gibi başladım Bukalemun'a. Başladığım gün de bitiverdi kitap. Kitabın en hayran olduğum yanı kurgusu ve olay örgüsünün gelişimi oldu. İlmek ilmek işlenen bir konusu var ve heyecan dozu her sayfayla biraz daha artıyor.
Murat'ı ilk kitapta da sevmiştim, ama bu kitapta iyice güçlendi karakter ve dedektif olarak. İlk kitapta da favorim olan Esin'in ise bu kitapta devleşmesine zevkten dört köşe bir şekilde tanıklık ettim.
İlk kitapta hissettiğim zorlama hissi bu kitapta yoktu. Yazarın kaleminin iki kitap arasındaki sürede, bu kadar kuvvetlenmesi bende hayranlık oluşturdu.
Tek söyleyeceğim, birkaç ufak tefek yazım hatası vardı kitapta. Normalde olsa çok takardım, bu sefer çok da takılmadım. İkinci baskıda düzelmesini umuyorum.
Nuray Atacık, keşfettiğime aşırı mutlu olduğum ve yeni kitaplarını sabırsızlıkla bekleyeceğim bir yazar oldu. Hep yazsın da okuyalım!
Murat ve ekibinin maceralari devam ediyor. Ilk kitap Fener Baligi'ndan biraz farkli bir sekilde kacirilan ve kayip ilan edilen bir kadin ile basliyor olaylar ve Turkiye'nin dort bir yaninda devam ediyor.
Kurgusunu basarili buldum. Ayrica Nuray Atacik'in dilini de kesinlikle gelistirdigini dusunuyorum. Konudan konuya gecisler, olaylarin baglanmasi cok daha iyi. Bu da okuma zevkini arttiriyor. Bir noktada kitap bitmesin diye birakip baska bir kitaba gectim. Bittiginde gercekten uzuldum.
Kitabın ortasına kadar heyecanla devam eden polisiye, suçluların hafiften anlaşılmasıyla beraber birazcık yitiriyor heyecanını. Ama yine de gerek karakterler olsun, gerek akıcı olay örgüsü olsun kitabı başarılı buldum..
Evet, tatil biraz da polisiye demektir. Ben de Bodrum'un serin sularının kıyısında Nuray Atacık'ın ikinci romanı Bukalemunu okudum. Yine su gibi akıp giden, elden kolayca bırakılmayan bir hikaye anlatmış yazar. Ilk maceranın üzerinden tam iki yıl geçmiştir. Cinayet büro başkomiseri iki yıldır gönderildiği Burdur emniyetinde görevdedir. Teknik takipte mucizeler yaratan Esin halen Istanbul'da görev yapmaktadır. Halil Mardin'de sürüldüğü yerdedir. Herkes birbirinden bu kadar uzakken, Antalya'da Yeşim adında bir genç kadın için kayıp ihbarı yapılır. Olay bayram tatiline denk geldiği için adaletin çarkları biraz yavaş dönmektedir ve Murat başkomiser hiç beklenmedik bir kanal üzerinden kendini bu olayın ortasında bulur. Murat bir taraftan eski aşkı Nazlı'yla arasını düzeltmeye çalışırken, bir yandan da çok geç olmadan Yeşim'in yerini bulmaya çalışmaktadır. Hikayeye istihbarat elemanları, hackerlar, hatta Kadıköy'ün göbeğinde yaşayan dev bir sürüngen bile katılır. Ama en önemlisi Murat, Esin ve Halil 2 sene sonra tekrar bir arada çalışma fırsatını yakalamışlardır. Kayıp olaylarında, sıradan insanlar olan bizler bile ilk 48 saatin ne kadar önemli olduğunu biliriz. Murat komiser de ilk 48 saati en iyi şekilde değerlendirmenin peşindedir. Acaba Murat Komiser Yeşim'e sağ salim ulasabilecek midir? Bu sorunun cevabına eğer okursanız 412 sayfanın sonunda ulaşacaksınız. Bukalemun 2019 yılında basılmış. Umarım Nuray Atacık Murat başkomiserin yeni macerası üzerinde çalışıyordur ve sèri iki kitapla sınırlı kalmaz. Polisiye sevenlere tavsiye edilir.