Osmanlı İmparatorluğu, Dünya Savaşı’na nasıl girdi, niçin katıldı? Savaş sonrasındaki buhranda Bab-ı Âlî’nin iflası nasıl gerçekleşti? İngiliz siyasetinin Yakın Doğu siyaseti içinde Türkiye faaliyetleri nasıl bir yer tutuyordu? İngiliz siyasetinde işlenen hatalar nelerdi? 1864’de Kahire’de doğan ve 1921’de Roma’da şehid edilen Said Halim Paşa, Osmanlı İmparatorluğu 1914’te Almanya’nın müttefiki olarak Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde, Hariciye Nazırı ve Sadrazamdı. İmparatorluğun savaşa girişini belgeleyen 2 Ağustos 1914 tarihli muahede, Said Halim Paşa’yla Alman İmparatorluğu’nun büyükelçisi Baron von Wangenheim tarafından paşanın Yeniköy’deki yalısında imzalanmıştı. İşte bu kitap, Bâb-ı Âlî’nin son dönemini yaşamış ve bu dönemin en önemli şahsiyetlerinden birisi olmuş paşanın kaleminden imparatorluğun savaşa girişini ve yıkılışını anlatmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girişinden itibaren dış siyaset, Hilafet, Düvel-i Muazzama Yakın Doğu’daki emelleri gibi konulara dair tüm kritik meselelerin Said Halim Paşa tarafından tafsilatıyla ele alındığı kitabın en önemli bölümlerinden biri devrin yükselen aktörlerinin başında gelen Mustafa Kemal Paşa hakkında yazılanlardır. Burada Said Halim Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın geçmişi, şahsiyeti, dış görünüşü, kılık kıyafeti, askerî ve siyasî görüşleri üzerinde durmakta; Anadolu’ya ne şartlarda geçtiğini ve oradaki faaliyetlerini anlatırken, dikkatini çeken bazı insanî taraflarını da ele almak suretiyle, vatanın bağımsızlığını her şeyin önünde tutmasından ve askerî kahramanlığından bahsetmektedir.
Fransızca orijinalinden çevrilen Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı, devrinin diğer şahsiyetleri ve devlet adamları arasında oldukça iyi derecede yetişmiş bir devlet adamı olan Said Halim Paşa’nın kaleminden Osmanlı İmparatorluğu’nun son birkaç senesini teferruatıyla anlatan mühim bir kaynak kitap…
Osmanlı'nın son döneminin çok iyi bir şekilde anlatılması bakımından çok önemli bir kitap. Devletin sadece 1.Dünya Savaşında değil çok daha öncesinden itibaren içine düştüğü çaresizliği anlatıyor
Türkiye'de savaşın başından itibaren en çok konuşulan ve hemen hiç kimsenin fikir birliğine varamadığı konulardan biri, neden Dünya Savaşı'na girdik sorusudur. Aslında tarih okumayı bilen ve dönemin şartlarını değerlendiren herkes bu hususta fikir sahibidir, ama neticede imparatorluğunu kaybeden bir milleti için bu sonucu doğuran savaş elbette ki sorgulanacaktır.
Said Halim Paşa, dönemin sadrazamı, bir önceki dönemin Hariciye nazırı olarak, elbette ki bu işin başındaki en önemli isimlerdendir. Ancak kendisi de açıkça bir oldu bitti ile savaşa dahil edildiğimizi vurgulamaktadır. Hatta bunu yaparken dava arkadaşları Cemal ve Enver Paşaları da itham etmekten geri durmaz. Kitabında defalarca 'İttifak Bloğu ile beraber olurduk, İtilaf'ın üzerimizdeki planları onlarla olmamıza engeldi' dese de, yargılanması esnasında devamlı tarafsız kalmayı savunduğunu söylemekten de geri durmaz. Tabii ki olaylardan çok sonra ve şehit edilmesinden hemen önce yazdığı anılarında bir müdafaa çabası olması kaçınılmazdır.
Bununla birlikte, savaş sonrası Osmanlı yönetimi, ki Damat Ferid'e demediğini bırakmaz, Vahdettin için açıkça hain ifadesini kullanması ve nihayetinde milli mücadele hakkındaki değerlendirmeleri oldukça kıymetlidir. Bildiğim kadarıyla, Mustafa Kemal ile hiç karşılaşmadan yapılan analizlerin yerindeliği de gerçekten ilginç.
Kitabın sonunda da ek olarak Paşa'nın harpten sonra yargılanması ve Malta'ya sürgüne gönderilmesi ile neticelenen mahkeme zabıtları var. Değerli bir çalışma; sondaki ek belgelerin dili ağır ama anılar Fransızca aslında çevrildiğinden çok kolay okunuyor.