İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ’NİN BİRİNCİ ELDEN YAZILMIŞ TARİHİ…
“…Vatanseverlerin yıllardan beri ruhuna sinmiş olan hürriyet duyguları bir ideal halinde yeniden tebellür etmiş [açığa çıkmış] ve milletin faal, fikirli, fedakâr, faziletli ve feragatli evlatlarını büyük bir hızla birbirine bağlayarak tehlikenin karşısına dikmiştir. İşte bu kaynaşma neticesinde memleketin hakiki sahibinin sadece padişah ve bendeleri değil, onu kanı pahasına kazanan ve korumaya çalışan millet olduğunu fiiliyat sahasında ispat etmek maksadıyla kurulan cemiyet İttihat ve Terakki’dir.”
Kâzım Karabekir
Türk askerî ve siyasi tarihinin unutulmaz şahsiyetlerinden biri olan Kâzım Karabekir’e dair serimiz, yine kendisinin kaleme aldığı kaynak bir eserle devam ediyor. 66 yıllık ömrü boyunca kritik dönemlerde en hassas olayların içerisinde yer alan Kâzım Karabekir, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına damga vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tarihine ışık tutuyor.
Askerî tarihçi – yazar Erhan Çifci’nin editoryal katkılarıyla hazırlanan bu eserde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli üyelerinden biri olan Karabekir, Cemiyet’in askerî ve siyasi kanatlarının nasıl kurulduklarına dair çok ilginç bilgiler veriyor. Karabekir, eserine İttihat ve Terakki üzerine yazma sebeplerine ilişkin açıklamalar yaparak başlarken, muhtelif başlıklar altında Cemiyet’in genişlemesine ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olmasına giden süreç hakkında çok kıymetli anekdotları okuyucularla paylaşıyor.
Bu yönleriyle kitap “İttihat ve Terakki Cemiyeti” hakkında yazılan en önemli eserlerden biri olma vasfını taşıyor.
(23 Temmuz 1882, İstanbul – 26 Ocak 1948, Ankara) Baba mesleğini seçerek askeri öğrenim gördü. 1902’de Harbiye Mektebi’ni, 1905’te Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni birincilikle bitirdi ve kurmay yüzbaşı oldu. Kurmay stajını Manastır’da Üçüncü Ordu emrinde tamamladı. 1907’de Enver Bey (Paşa) ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesini kurdu. 1909’da, 31 Mart Olayı patlak verince, Hareket Ordusu’nun İkinci Tümen kurmay başkanı olarak isyanın bastırılmasında görev aldı. 1912’de binbaşı rütbesiyle Balkan Savaşı’na katıldı. 1914’te yarbaylığa, 1915’te albaylığa, 1918’de mirlivalığa (tuğ-tümgeneral) yükseldi. 2 Mart 1919’da Erzurum’daki 15. Kolordu komutanlığına atandı ve Milli Mücadele hareketine katılan ilk komutanlardan biri oldu. Erzurum Kongresi’nin düzenlenmesinde büyük emeği geçti. Milli Mücadele hareketi boyunca Edirne milletvekili ve Doğu cephesi komutanı olarak görev yaptı. 1920’de, Ermenilerce işgal edilen toprakları geri aldıktan sonra, 31 Ekim 1920’de ferikliğe (korgeneral) yükseltildi ve 2 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü Antlaşması’nı imzaladı. Milli Mücadele hareketi başarıya ulaştıktan sonra Ankara’ya geldi ve 30 Ekim 1922’den başlayarak TBMM’nin çalışmalarına katıldı. Ordudaki görevlerinden izinli sayılan asker milletvekillerinin Meclis veya ordudaki görevlerinden birini seçmeleri kararlaştırılınca, 24 Kasım 1924’te milletvekilliğini tercih ederek Birinci Ordu komutanlığından ayrıldı. 9 Kasım 1924’te Halk Fırkası’ndan istifa ederek 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu ve bu partinin başkanlığına getirildi. Partinin 3 Haziran 1925’te hükümetçe kapatılmasından sonra milletvekilliğini bağımsız olarak sürdürdü. 1926 yazında İzmir’de Atatürk’e karşı bir suikast planının ortaya çıkarılmasından sonra, ülkenin önde gelen muhalifleriyle birlikte İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Ama suikastle ilgisi görülmeyerek beraat etti. 1 Mart 1927’de milletvekilliği sona erince ordu kadrosunda açığa alındı, aynı yıl 1 Kasım’da emekliye sevk edildi. Bu tarihten başlayarak, 12 yıl boyunca, İstanbul Erenköy’deki bugün müze olan köşkünde, siyasetin dışında bir hayat sürdürdü ve anılarını kaleme aldı. 26 Ocak 1939’da yapılan ara seçimde yeniden İstanbul milletvekili oldu. 1946’da seçildiği TBMM başkanlığı görevindeyken Ankara’da öldü.
cemiyetin doğuşu ve mücadelesinin seyri ile başlayarak 31 mart vakası ile sona eren bi hatırat. kazım karabekir'in kişisel deneyimleri üzerinden şekillendiği için doğal olarak onun gözüyle tarihi takip ediyoruz. tarihsel olarak "içeriden" bi anlatı olduğu için önemli olabilir.
bununla birlikte sürekli olarak kazım karabekir'in kendi düşüncelerini öne çıkarması, cemiyeti yönlendiren, ne yapılıp ne yapılmayacağına karar veren kişi olarak kendini öne sürmesi ciddiyeti zedeliyor. neredeyse sürekli haklı çıkan ve en doğruyu uygulayan birisi olarak sunmuş kendisini. şahsi hatıraları olduğu için belki bu bi nebze normaldir. çok uzun beyannamelerin, köşe yazılarının aynen aktarılması ve bi noktadan sonra isimlerin, olayların karmaşası okumayı güçleştiriyor.
Kazım Karabekir'in kendi hayatı etrafında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni anlatmaya çalıştığı eseri. İttihat ve Terakki hakkında ansiklopedik bilgiye çok fazla karışmamış. Yalnızca cemiyetin İttihad-ı Osmani, İttihat ve Terakki, Terakki ve İttihat ile Osmanlı Hürriyet Cemiyeti namlarının hangi zamanlarda, hangi sebeplerle alındığı gibi bilgiler verilmiştir. Bunun dışında Mizancı Murat Bey ile Ahmet Rıza Bey hakkında verilen bilgilerin de kitabın çerçevesi içerisinde gereksiz olduğunu düşünüyorum. Enver Paşa'dan, Talat Paşa'dan, Fethi Bey'den çok az bahsedilirken; Kazım Paşa'nın hayatı etrafında hemen hemen hiç yerleri olmayan adı geçen şahıslardan bu kadar bahsedilmesi hatıratın tekniği açısından çok uygun değildi kanaatimce.
İçerikten bahsetmek gerekirse, Paşa'nın bir çok yerde kendini öne çıkarmaya çalıştığı, cemiyetin önemli kişilerine kendini övdürdüğü, Hürriyet'in ilanında kilit rol oynadığı fikrini aşılamaya çalıştığı gerçekten göze batıyor. Bir çok yerde cemiyet ileri gelenlerinin aldıkları kararları, yaptıkları hareketleri küçümsüyor ve sanki bu ileri gelen kişiler bir çocukmuş da tesadüf eseri bunca yetki ve etki sahibi olmuş gibi hissediyorsunuz. Kimsenin vatanseverliğine menfi bir imada dahi bulunmuyor bunun altını çizmek lazım; ancak özellikle Talat, Cemal Paşa ve İsmail Hakkı Bey'in teşkilatçılık yeteneklerini öylesine küçümsüyor ki, tarihi hakikatler ile mukayese edildiği zaman Paşa'ya inanmak pek mümkün değil.
Bunların dışında, Paşa'nın kendi hayatı içerisinde İttihat ve Terakki ile münasebetinin derecesini, Hürriyet mücadelesine etkisinin kuvvetini anlamak açısında elbette kendi yazdıklarını okumak keyifli ve öğreticiydi.
Paşa'nın okul başarılarını, ilk hürriyet fikirlerini ağabeyinden alışını, bu muvacehede ilk fırsatta kendini Manastır'a atışını, o bölgede Bulgar ve Rumlarla yaşadığı gerilla müsademelerini, bunların yanında cemiyet örgütlenmesini; oradan İstanbul teşkilatını kuruşunu, istanbul'da adeta bir casus filminden sekanslar gibi geçirdikleri tehlikeler ve özellikle Meşrutiyet'in ilanından sonra cemiyetin programsızlığı eleştirileri ile matbuat alanında Mizancı Murat, Ali Kemal ve Tanin başmuharriri Hüseyin Cahit arasında yaşanan münakaşalar Paşa'nın kaleminden okunmaya elbette değer.
31 Mart vakasından bahsedişi ise çok detaylı olmamakla beraber, bir bölük irticacı asker ile diplomasi yapıp başlarındaki çavuşları hile ile tevkif ettirdiği hatırası ile önce Yıldız Sarayı'nı işgal emrini alıp harekete geçtikten sonra emrin geri alınması karşısında askerleri ve subayları durduramadığını itiraf ettiği ve Yıldız'ı ilk işgal edenin Enver değil kendisi olduğunu söylediği hatırasından müteşekkildir.
Ayrıca Paşa'nın cemiyetin Manastır'da ilk merkezini oluşturduğu yıllarda işaret olarak hilali "İslamcılık fikrini benimsediğimiz intibaını yaratır" diyerek beğenmediğini okumak ve daha o yıllarda Türkçülük cereyanının bir neferi olduğunu anlamak şaşırtıcıydı.
Kitap Kazım Karabekir'in gözünden İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) öncesini, kurulma sürecini anlatarak başlıyor ve 31 Mart'a kadar getiriyor. İTC konusunda çok derinlikli bilgiye sahip değilim, dolayısıyla kitapta havada kalan çok şey oldu benim için. Fakat bunun esas sebebini, kitabın beklentileri en başta farklı göstermesinde buluyorum. Kitap olaylara çok atıfta bulunmasına rağmen ana teması Kazım Karabekir'in düşünceleri ve eleştirileri. Bir çok yerde "ben ... dedim ama dikkate almadılar. Daha sonra falanca olay olduğunda ancak anlayabildiler" şeklinde anlaşılabilecek anektod ile karşılaştım. Dönemin belki de en önemli olaylarından Resneli Niyazi'nin dağa çıkmasının ve sonucunda Meşrutiyet'in tekrar ilanını çok uzaktan haber almış ve haber kanalları arasında daha çok bilgi edinmek için dolaşıyoruz ruh halinde okudum. Okumayı biraz daha zorlaştıran bir konu da alıntı yapılan gazete yazılarının, mektupların ya da fermanların orjinalinin kullanılması idi. Belki daha sadeleştirilmiş hallerini kullanıp, kitabın sonuna ek olarak orjinalleri konabilirdi.
Kitap tarihi bir belge değerine sahip ve dönemiyle ilgili çok önemli bilgiler sunuyor, fakat daha çok akademisyenlere ya da bu dönemle derinden ilgilenen kişilere hitap ediyor hissiyatı verdi. Okumadan önce dönem ile ilgili bilgileri tazelemek ya da giriş için başka kitaplara yönelmek yerinde olur.
Kazım Karabekir'i tanımak için kendi yazdığı bu kitap varken bize nasıl oldu da onu hep bambaşka biriymiş gibi anlattılar, okurken hep bunu düşündüm.
Karabekir Paşa'yı Atatürk'e alternatif gibi görenlere ve O'nu kendi yobazlıklarının sembolü haline getirmeye çalışanlara kitabın ilk bölümlerinde güzel yanıtlar var.
Bize tarih uyduranlara karşı tarihin kendisi, kendi kaleminden.
Kâzım Karabekir paşanın İttihat ve Terakki, ya da o zamanki kurulduğu adıyla Terakki ve İttihat cemiyetinin kuruluşu ve bir fırkaya dönüşmesi arasında geçen süreyi anlatan bir kitap. Kitabı okuyunca cemiyetin kurulması ve meşrutiyetin ilan edilmesinde Kazım Karabekir’in ne kadar etkin olduğunu anlıyorsunuz. Kendisi de kitapta cemiyetin şanlı bir tarihi olduğunu, çok büyük şeyler başardığını ama cemiyetin siyasete atılmasıyla kendisini bitirdiğinden bahsetmektedir. O dönemi Kâzım Karabekir gözünden okuyup anlamak için güzel bir kitap. Ayrıca Enver Paşanın anıları da okunursa olayların daha iyi eşleşmesi sağlanabilir. Çünkü bu kitapta kısaca bahsedilse de Enver Paşanın dağa çıkması ve mücadelesi burada anlatılmıyor.
Paşa'nın gözünden İttihat ve Terakki cemiyetinin kuruluşu, yapılanması ve 31 Mart Vakası ayrıntılarıyla ele alınmış. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Manastır yapılanmasında Enver Bey'le birlikte yaşadığı hatıratlar da eseri önemli bir kaynak haline getiriyor. Kitaptaki eksik kısım ise şu (ya da ben kaçırmış olabilirim) Cemiyetle Paşa'nın kopuşu hangi noktada nasıl oldu? İşte o anı kitapta aramadım değil. Paşa, kitap boyunca Selanik'teki İTC merkezini, cemiyet mensuplarının çoğunu gerekçelerle eleştiriyor ama bu kopuş kıvılcımını alevlendiren nedir? Bunun ayrıntılarını kitapta göremiyoruz. Ya da -zaten- hep İttihatçı mı kaldı? Açıkçası bu düşünceler bende kitap yarım kalmış hissiyatı uyandırdı.
Bir hatırat olarak çok değerli bilgileri ilk ağızdan dinleme imkanı sunması gerçekten önemli hale getiriyor. Bununla birlikte son bölümler hariç kronolojik ilerleyiş de değerli hale getiriyor. Bir hatırat olduğu için Paşa'nın sadece kendi haklı olduğu pencereden bakması veya varsa haksız olduğu konulardan bahsetmemiş olması da olası.
Eleştirim ise, bu kitap bir hatıratın hazırlanması ise kelimelerin çevirileri çok daha yoğun yapılmalıydı. Özellikle sonlara doğru yer alan neşriyat örnekleri olduğu gibi konulmuş. Bu noktada tüm metni olduğu gibi çevrimek mümkün olmadığı için bazı kısımları atlamak zorunda bırakıyor okuyucuyu.
Kazım Karabekir'in Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonraki anıları.
Manastır'da Enver Bey tarafından İttihat ve Terakki'ye davet edilişi. Birlikte yaptıkları çalışmalar. Cemiyet'in büyümesi ve Meşrutiyet'in ilanı. 31 Mart ayaklanması ve Hareket Ordusu'nun İstanbul'a gelişi.
Karabekir'in İTC içinde bu kadar önemli görevler üstlendiğini bilmiyordum. Nasıl gizlice teşkilatlandıklarını, üyeleri nasıl seçtiklerini, aralarındaki şifreli konuşmaları ve işaretleri nasıl bulduklarını anlatıyor. Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşananları anlamak için okunması gereken bir kitap.
Kazım Karabekir’in saf vatan sevgisi, iktidarın hainliği ve kapasitesizliği karşısında hissettiği öfke ve ülkesinin bu durumda olmasına karşı duyduğu üzüntü, satırlardan taşıp bana ulaştı.
Okudukça fark ettim ki:
• Yandaşlara yüksek maaşlar ve makamlar verilmesi, cahillerin kritik yerlere getirilmesi yeni değilmiş.
• En büyük hırsızlar hep sultanın en yakınındaymış.
• Ordunun üst kademesi alaylı ve işe yaramaz tiplerle doluymuş.
• Evrak ve kitap yani bilgi, iktidarın en büyük düşmanıymış. Kitap yakmak ta o zamanlardan 90'lara kadar kesintisiz şekilde gelmiş.
Hareketin başında canla başla kelle koltukta gezen vatanseverler var, ama popülerleşince sahneye hemen fırsatçılar çıkıyor, maddi kazanç ve milletvekilliği kovalayanlar geliyor. Tanıdık...
Yine de Karabekir ve arkadaşlarının işi düzgün yapması bile çok şeyi değiştirmiş; hırsızların ve işbirlikçilerin çarkına çomak sokulmuş.
Rum, Ermeni, Bulgar çetelerinin örgütlü ve güçlü devletlerce desteklenişini; Osmanlı ordusunun ise yorgun, umutsuz ve geride bırakılışını okurken hem içim buruldu hem sinirlendim. Sultan Hamit hasta; etrafında milleti sömüren bir “haşerat” tabakası var, Burhanettin’i tahta hazırlıyorlar. Zalimler korkak, zulümleri de korkaklıklarından.
Bu kitap yalnızca tarihe değil, bugüne de bakıyor: dalkavukluk, rüşvet, güç hırsı ve beraberinde getirdiği korku... Yalnızca yüzler ve isimler değişik.
Okurken hem öfke hem hüzün hem de tuhaf bir uyanıklık hissi geldi. “Geçmişi anlamadan bugünü anlayamazsın” sözü boşuna değilmiş.
31 Mart’a kadar Kazım Karabekir’in hatıralarıyla hem rahat okunan hem de bilgi veren önemli bir hatırat olarak gitmesine rağmen, 31 Mart’tan sonra beyannamaler, gazete haberleri gibi okunması sıkıcı belgelerle devam etmiş, okumayı zorlaştırmışır. Kendi adıma Kazım Karabekir’in 31 Mart sonrası hatıralarını, düşüncelerini oradan Kurtuluş Savaşı’na giden yolda İttihat ve Terakki’nin ne yaptığını Kazım Karabekir’in gözünden okumak isterdim. Bu anlamda yarım kalmış bir kitap oldu benim için.
Çok değerli bir hatırat. Kazım Paşa çok ben merkezci bir bakış açısıyla yazmış olsa da dönemin olaylarını yazışmaları birinci ağızdan okumak çok keyifliydi.
Tüm Hürriyet kahramanlarının ruhu şad olsun Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet!
2. Abdulhamit donemindeki sureci iyi anlatan bir kitap. O doneme dair az sayida ani kitabindan biri. Biraz on yargili ve yazarin kendini one cikaran bir kitap olmasina ragmen bir asker icin cok net ve okunabilir bir dilde hazirlanmistir. Gunumuz kosullarinda tarih tekerrurden ibarettir denebilecek cok enteresan bir sureci anlatmaktadir. 31 mart olaylarini ve sonrasini biraz daha detaylandirilabilinirdi.
This entire review has been hidden because of spoilers.