Felsefe ne zaman ortaya çıktı ve hangi tarihsel süreçlerin ürünü oldu? İdealizm mi yoksa materyalizm mi daha önce ortaya çıktı? Tarihten günümüze değişmeyen felsefi bir çizgi var mı?
Elinizdeki bu eser, sadece yukarıdaki sorulara yanıt aramıyor, aynı zamanda Kadim Hindistan ve Çin’den başlayarak uygarlığın ayak izlerini takip ediyor; felsefenin Hint, Çin, Antik Yunan-Roma ve Rönesans Avrupa’sında ortaya çıkışının tarihsel-toplumsal koşullarını inceliyor. Toplam beş cilt olarak hazırlanan bu eserde, düşünce ve eylemleriyle insanlık tarihine yön vererek dünyayı değiştiren düşünürlerin ve filozofların temel eserlerinden seçkiler yer alıyor.
Dünyayı değiştiren düşünürleri yakından tanımak, ortaya koydukları muazzam eserlerden yapılmış seçkilerden hareketle düşüncelerine nüfuz etmek isteyenlerin her zaman ellerinin altında bulundurmaları gereken bir yapıt.
Birinci cildin kapsamı şöyle: Hint Vedaları, Uddalaka, Konfüçyüs, Lao Tzu, Me-ti, Anaksimandros, Herakleitos, Demokritos, Platon, Aristoteles, Epikür, Lucretius, Seneca, Leonardo da Vinci, Luther, Erasmus, Müntzer, Thomas More ve Kopernik.
Stuttgart ve Frankfurt üniversitelerinde tarih ve siyasal bilgiler fakültesinde okudu. Yüksek Lisans tezini, “Türk Devriminin Ütopyaları” üzerine yaptı. 2002-2004 yılları arasında Ulusal Kanal televizyonunun ve Aydınlık dergisinin dış haberler bölümünü yönetti. Ulusal Kanal’da iki yıl boyunca yayınlanan “Kitap Dünyası” programını hazırladı ve sundu. Başta Bilim ve Ütopya dergisi olmak üzere birçok dergi için felsefe, ütopya ve sosyalizm tarihi üzerine çok sayıda makale kaleme aldı.
Felsefenin şafağı olmasından mıdır bilmiyorum ama Hint, Çin ve Yunan filozofları çok sallamışlar, pek tutturamamışlar. Hele hele doğayla, dünya ve evrenimiz ile ilgili uydurdukları, insana ben burada ne yapıyorum kendime sorusunu sorduruyor okurken.
Yunan ve Roma'dan itibaren felsefe bizim için bir şeyler ifade eden şeylere dönüşmüş gibi. Çünkü daha önce bilimadamlarının da rolünü üstlenmeye çalışmış filozoflar. Sonrasında ise daha çok nasıl yaşamalıyız, nasıl yönetmeliyiz gibi temel sorulara inmişler. Özellikle Thomas Müntzer'in Reform hareketleri esnasında sosyalist tabir edilebilecek talepleri beni oldukça şaşırttı.
Bunun dışında yazarın kendi yorumları çok daha değerli, filozofların yaşadığı çağı genellikle hegelci bir tarihsel materyalist yaklaşımla analiz etmiş. Çok daha öğretici. Sanırım yazar uzun yıllar Almanya'da yaşamış çünkü kaynakçanın yüzde doksanı Almanca kitaplar.
Serinin ilerleyen kitaplarının ortalama bilgi okuyucusuna daha çok hitap edeceğini bekliyorum, teşekkürler, iyi çalışmalar.