Ayrıntı Yayınları’nı kuran ve yirmi yıl yöneten Ömer Faruk’un yeni deneme kitabı: Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği. Ömer Faruk bu hayli iddialı kitabında çatışmalı toplumsallıkların kökeninde siyasi değil düşünce krizi olduğunu öne sürerek bizi düşünce üzerine düşünmeye davet ediyor. Ona göre düşünce kendisi üzerine düşünmediği sürece düşünmüş sayılamaz. Düşüncedeki bu kritik eşik aşılamadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamaz. Yazar, düşüncenin düşünene hükmetmesi ile düşünenin düşünceye hükmetmesi arasındaki artan mesafenin “sürekli kriz”in temel nedeni olduğunu belirtiyor. Tüm düşünce tarihini arkalayan bu gerilim sorunsallaştırılmadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamayacağını söylüyor. Ve mevcut tartışma ortamını devlet olmaya/almaya yönelik siyasetin dışarısına, haysiyetli bir başlangıç noktasına, düşünenin düşünceye hükmetmesi boyutuna davet ediyor. Türkçe’de ilk kez dillendirilen ve mutlaka kulak verilmesi gereken özgün bir tez!
Ömer Faruk, Yarabıçak'ta kaldığı yerden hem bağlam hem üslup olarak devam ediyor. Yarabıçak daha kişisel hikâyelere ve deneyime dayandığı, denemeden özgün hikâyelere kesmeler içerdiğinden benim için daha etkileyici bir kitaptı. Bu kitapta referans yoğunluğu iyice doygunlaşmış. Temelde, Deleuze'ün kendi metinleri ve daha yaygın olarak onun çağdaşımız okurlarının (Bogue, Zourabichvili, Goodchild, May, Massumi, Rajchman), onu önceleyenlerin (Spinoza, Nietzsche, Clastres vd.), yakın referans ağlarında olan yazarların, ilkelcilerin ve antropologların (Zerzan & Levi-Strauss) metinlerinden öznel bir montaj yapıyor, araya kendi göçebe düşüncelerini ve kavramsal personalarını (Abdulgaffar el Hayati, Çok Kalpli Asi, gezi direnişçileri) yerleştiriyor. Aforizmaların ve genel olarak kitabın temel niyeti özgür düşünceye yol açmak, müdahale etmek, ilgili arzuyu bulaştırmak olsa da, ben telaşlı ve yüzeysel bir okur olarak açılmaktan çok kapanıyor, bağlamları anlamaya çaba sarf edemiyor, geçiyorum. Yer yer, bir gizleme olmalı metinde ki uğraşayım diye evet evet diyerek okuyup geçiyorum. Aklını çelmek istediği okur olamıyorum, belki birkaç sayfada... Sanırım daha aforizmalarla düşünebilenlere göre bir metin. En şaşırtıcı olan ise bu kadar sınır ötesi bir metinde sıkça, WEF'de konuşan, çağımızın en büyük çok-satanlarından Harari'yle karşılaşmak. Aynı anda hem liberallerin hem ilkelci anarşistlerin saygısını kazanabilen algoritmik bir Harari...
Ferhat Kentel'in öneri listesinde görüp heyecanla başladığım kitap ancak ne yazık ki yazarın tarzı benle pek uyuşmadı ve yarısında bıraktım. Kitapları yarım bırakmak hala alışabildğim ya da kendimce kabullenebildiğim bir şey değil.
Akademik kitap okuyormuş hissiyatı yarattığı için belki de sevemedim. O kadar çok dip not var ki kitaptaki akışın bu kadar bölünüyor olması beni çok rahatsız etti ancak yazar bizi bunun için daha önce uyarmış ve dip notların kendi içindeki akışından da bir kitap çıkabileceğini söylemiş. Yani tek seferde iki kitap bitirdim diyebilirsiniz. :)
Benlik, özne, varlık gibi konular üstünde duruyor.
Sosyoloji/ psikoloji gibi konularla ilgiliyseniz muhtemelen bu kitabı seversiniz.