“Her ülkenin zenginliği başka yavrum. Ama haklısın, kimileri bütün dünyayı kendinin sayıp her yere el atıyor.”
Hasan Gören, ses getiren ilk romanı “Zan”ın ardından bu sefer daha geniş bir coğrafya ve zamana yayılan ve yine bir suç hikâyesi olarak okunabilecek romanıyla çıkıyor okurunun karşısına.
Jürgen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’da konumlanmış Nazi birliklerinde görevli bir askerdir. Elinde bir define haritasıyla Türkiye’ye geçer ve ormanda gizlenerek gömü arayışına girişir. Jürgen bu haritayı zamanında Türkiye’de Truva hazinesini bulup yurtdışına kaçıran Schliemann’ın ekibinde doktorluk yapmış dedesi Marcus’tan temin etmiştir. Gözünü bürüyen zenginlik hırsıyla insanlığını günbegün yitiren Jürgen, emeline ulaşmak için masumların canına kast etmekten hiç çekinmez.
İki nesle yayılan ve dönemin koşulları içinde Alman yayılmacılığının Anadolu toprakları üzerindeki arsız emellerinin bir alegorisi olarak okunabilecek roman, kurduğu tekinsiz atmosferin üstüne basarak yükseliyorsa da Trakya köylüsü, köy yaşamı, Türk insanının saflığı ve çaresizliği üzerine iç burkan, sıcak ayrıntılar da taşıyor.
Farklı zaman ve mekanlarda gidip gelen, birden fazla karakterin iç içe geçtiği anlatısıyla olayların tarihsel ve toplumsal bağlamını da gözler önüne seren, sıcacık , bazen insanın içini buran , gizemli ve kullandığı zengin imgelerle sinema tadında, sürükleyici bir roman.
Hasan Gören'in edebi dilini her ne kadar beğenmiş olsam da kitap uzun süre süründü. Başta güzel bir define avı romanı okuyacağımı düşünsem de küçük kızın iç konuşmaları ve dünyasını yansıtma başarısı dışında kurguyu başarılı bulamadım. Hikâye başta oluşturmakistediği heyecanı ayakta tutmakta başarısız. Ardı ardına gelmesi gereken olaylar silsile olamıyor ve büyük aralıklarla, beklentileri şaşırtmadan devam ediyor. Bu sebeple yarıda bıraktığım kitaba bir daha geri dönmeyi düşünmüyorum ancak yazar yazmaya devam ederse belki 3-4 kitap sonra yeniden yazdıklarındaki gelişmeyi görmek amacıyla okurum diye düşünüyorum.