“Şimdi bir ıslığın sarhoşluğunda senin beni bulacağın cehennemlere gönüllü gidiyorum. Neyin narıyla yandıysak, ondan doğacağız. Çünkü aşk bir insanı yeniden doğurmaktır. Aşk iki kişiyi tek ruhta akıtmaktır ya da iki ruhu tek bedende sınamak… Cennet bir insandır çünkü, cehennem de...”
Hiçbir aşk hikâyesi, yaşayanlar ile onu izleyenler için aynı şey değildir. Dışarıdan bakanların gülüp geçeceği o coşkulu savruluşun hikâyesi bu. Bir ağacın toprağı kucaklayan kökleri gibi görülmeyen şeylerin masalını dinliyoruz bu kez.
İstanbul’un altına tünel kazıp kayıp sevgilisini arayan bir adamın tutkulu aşkının hikâyesi, Ferhat ile Şirin’den Orpheus ile Eurydike’ye, masallara, hayallere ve rüyalara kadar, hayatımıza dahil olmuş birçok şeyi kucaklıyor.
Yürüyen ağaçların, gerçekle aldanmayı reddeden Meryem’in, Pinokyo’yu sorgulayan emekli bir hayat kadınının büyülü hikâyesi Öksüz Ağaçların Çobanı…
İsmail Güzelsoy 1963 yılında Iğdır'da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'ndan ayrılıp İsveç'e gitti. İsveç'te yaşadığı üç yıl boyunca İsveç dili ve edebiyatı üzerine çalıştı.
İlk defa İsmail Güzelsoy okudum . Diline hayran kaldım , kitaplarının masalsı bir havada olduğu hep söylenirdi ama bu kitabında fantastik kurgularda var . Türkçeyi çok iyi kullandığından geçişleri mükemmel . Diğer kitaplarınıda listeme alacağım.
Tam bir güzelsoy kitabı! Aforizmaları, geçmiş karakterlere göndermeleri aşka dokunuşu.. Edebiyatımızın yeni hazinelerinden bence kendileri geç kalmayın koşun okuyun!
“Sana iki kayboluşun masalını anlatacağım şimdi. Bir de yürüyen bir ağacı...” diye başlıyarak içine alıveriyor okuyucuyu hemen. Güzelsoy, masalla gerçeği, efsaneyle öyküyü içiçe geçirerek distopik bir metin yazmış bu sefer. Efsaneyi Orpheus'a gönderme yaparak kurgulamış, distopya ise Gezi olayları :(
Meryem kadar Hayat'ı da sevdim ben...bir de şiirsel ekonomi fikrini çok sevdim, 'yalan söyleme ve yalan söyleyeni yakalama oyunu' da güzeldi ama. Oyunları oldum olası sevmişimdir zaten :)
Güzelsoy'un daha önce okuduğum kitaplarına göre biraz sönük buldum bunu ben ama 'Can Direği' serisinin ikinci kitabı olan Kıpırdamıyoruz'u okumak için sabırsızlanıyorum.
Meryem muhteşem bir kadın, roman öyle değil. Uzun zamana yayılan metinlerin böyle bir handikabı oluyor galiba. Yıllar önce bulduğunuz harika bir fikir zamanla tavsayınca metin boğuluyor. İlk kez bir İsmail Güzelsoy kitabını keyifsiz bitirdim ki ben kendimi İsmail Güzelsoy fangirl'i olarak görürüm. İsmail Abi, seneye başka bir kitapla görüşürüz.
Adaletsizliklere ve insanlar arasındaki ilişkilerin kurumasına isyan eden; sembolleri, hayata dair öyküleri, masalları ve hayalleri sıkça kullanan; sımsıcak, coşkulu ve oldukça sürükleyici bir roman.
Güzelsoy doğaya sımsıkı sarılmaya çağırıyor, herkesin birbirinin devamı olduğunu ve doğayla birlikte varolabileceğini hatırlatıyor, ilişkilerde içtenlikli olmaya, duygulara özen göstermeye davetler çıkarıyor ve insana kendi dilinde edebiyat okumanın hazzının başkalığını 4.kitabında da yaşatıyor.
"Hikâye dediğin her dala konmayan ürkek bir serçedir."
"Tutkuyla konuşan bazı insanların gözleri, bu dünyaya değil de anlattıkları uzaklıklara bakar."
"İnsanların birbirleri üzerinde, ilaçların yaptığına benzer etkileri olduğunu düşünüyorum."
"Benim bir türlü anlamayı beceremediğim, tuhaf bir dünyası vardı herkesin. Gerçek ve yalan üzerine kurulu çatallı bir yol... Aynı şeyleri tekrarlayarak bu çatallı yolu ezbere dönüştürmekten başka bir halt ettikleri yok. Ormanda aynı yoldan gide gele bir patika oluşturmuşsun ve zamanla o patikanın doğal, gerektiği için orada bulunduğunu zannetmeye başlamışsın. Halbuki, sen aynı güzergahta gidip geldiğin için o yol oluştu. Eğer o yol çatallanıyorsa, demek ki bir yerde fikir değiştirmişsin ya da daha kestirme bir yol yaratmayı denemişsin."
"...insanoğlu puşt doğar. Kız-erkek fark etmez. Zamanla da ya tövbe eder ya da bu işten iyi para kazanır. Ama hiçbir puştluk, vaziyeti kabul etmekten daha ağır değildir. Her türlü orospuluğu yaparsın ama 'Ben orospuyum' diyemezsin işte. Ağır gelir."
"Artık akıp gidiyorduk. Caddeye yayılan ve giderek kimsenin ihtimal veremeyeceği kadar kalabalıklanan o tuhaf canlı bizdik. Herkestik ve herkes bizdi. Tek başımıza birer canlı olduğumuz saplantısından kurtulmuştuk. Bizler vücut bulmuş bir isyanın hücreleriydik artık. İnsanlığın tek bir canlı olduğunu anlamıştık. ...Bilinmeyen çağlarda parçalanıp yeryüzüne dağılmış, bölünmüş, savrulmuş bir canlının hücreleri tekrar bir araya gelmiş, yeniden kendini üretmiş, ayağa dikilmişti niha yet. Vazgeçemez, geri dönemez, pişman olamazdık. Kusursuz bir akılla, hassas bir hesapla ve sınırsız bir şefkatle yolculuk ediyorduk. Her an nerede olmamız gerekiyorsa orada oluyorduk . ...Sürekli birileri şaka yapıyor ve bizi güldürüyordu. Hayatım boyunca attığımdan daha fazla kahkaha atmıştım o birkaç saatte."
“ Farklarımız kadar benzerliklerimiz de değerlidir. Çünkü biz toprağın çocuklarıyız, betonun, asfaltın, işlenmiş metalin değil, saf toprağın oğulları ve kızlarıyız... Biz bu dünyayı arsa olarak değil, yuva olarak görüyoruz! Bizi böcek gibi ilaçlamaya çalışanlara, en az onlar kadar değerli olduğumuzu göstermek için buradayız. ...Korkacak bir şey yoktu, kadınların öne geçtiği bir yolculuk kötü sonuçlanmazdı. Erkeklerin başedilmez, tatmini mümkünsüz iktidar arzusuyla kadınların mazlum başkaldırısı aynı şey değildi."
"...eksikliğimizle besteledik kendimizi. Şimdi ateşi çalmanın, baba öldürmenin, anneyi yeniden diriltmenin çağıdır. Şimdi ehli kudrete yüz vermeden, öylece ıslığımızı öttürerek yanından geçip gitmenin şafağıdır. ...Neyin narıyla yandıysak, ondan doğacağız. Çünkü aşk bir insanı yeniden doğurmaktır. Aşk iki kişiyi tek ruhta akıtmaktır ya da iki ruhu tek bedende sınamak... Cennet bir insandır çünkü, cehennem de..."
“farklarimiz kadar benzerliklerimiz de degerlidir. cunku biz topragin cocuklariyiz, betonun asfaltin islenmis metalin degil, saf topragin ogullari ve kizlariyiz... biz bu dunyayi arsa olarak degil, yuva olarak goruyoruz.”
ismail guzelsoydan masal tadinda baslayan, gezi parki olaylarinin etkisiyle aci ama cok gercek bir kabusa donusen bir distopya. cok acili, dertli, aglayan bir kitap oksuz agaclarin cobani mutlu veya mutsuz bir sonu olmayan, cunku sonu olmayan ve icinizde yer eden karakterlerin kitabi. biri yalanlardan hikayeler kurmayi seviyor, digeri de o*nu seviyor, bir de resim yapmayi. ben de onlarin agacin ustune tunemis halde ettikleri sohbeti okumayi cok sevdim.
••••filmlerde,romanlarda hayat ne kadar kolaydı.Keşke birer roman kahramanı olsaydıkk•••
Öksüz Ağaçların Çobanı acının,bulup bulup kaybedişin,aşkın,Gezi Parkının , taksimin Beyoğlu’nun İstiklal caddesinin romanı.... bir kitap ama içerisinde ne kadar çok şey barındırıyor ... kesinlikle okunmali 📚
Değmez'den sonra okuduğum ikinci İsmail Güzelsoy romanı. Güzelsoy'u okurken mutlu oluyorum. Peşinden başka bir kitaba geçtiğimde özlüyorum. Bu kitapta Meryem ve sonradan hikayeye eklenen emekli hayat kadını hem sevimli hem de derin kadın karakterler. Hemen yazarın yeni kitabı Kımıldamıyoruz'un siparişini verdim.
Meryem’in ağaçlarla konuşması o kadar güzeldi ki ordan gezi parkı olaylarına mı bağlanacak dedim. Ama olmadı. Keşke başladığı gibi gitseydi. 2023 lere gittim Meryem’i anlamadığım bir şekilde kaybettik. Klasik İsmail Güzelsoy tadını alamadığım bir kitap oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
4.5 yeni bir yazarla tanışmış ve kitabı çok beğenmiş olmanın rahatlığı, huzuru... Harika bir kitaptı. Bundan sonra radarımda olacak İsmail Güzelsoy, bu kadar beklettiğim için bile pişmanım.
İlk kez okuduğum bir kalem, İbrahim Güzelsoy. Takip ettiğim isimlerin elinde bir süredir gördüğüm ve okumayı planladığım bir isimdi. Nihayet okuyabildim.
Kurgunun içinde kurgunun bulunduğu, hangisinin ana kurgu, hangisinin yan kurgu olduğunun belirsizleştiği, masalla roman kurgusunun iç içe girdiği, yazarın da romanda bir karakter olarak -anlatıcıdan başka- karşımıza çıktığı bir başka ifadeyle kişilerin köklerinin birbirine dolandığı bir roman olmuş.
Roman çarpıcı bir sahneyle başlıyor ama bunun ne olduğunu yazmıyorum. Yazarsam bayatlamış mısır tadında bir okuma olur çünkü sizinkisi. Buna dair bu yüzden ipucu vermiyorum.
Başkahramanımızın yanında Meryem, Hayat, Değil Efendi, Elif gibi isimler az önce de dediğim gibi kökleri birbirlerinin içine geçmiş ağaçlar aslında. Bir de Mırmırî'nin hikâyesi var, romana boylu boyunca uzanmış.
İsmail Güzelsoy'un üslubunu beğendim. Başka kitaplarını da okuyacağım. Özellikle önerilen "Gölge, Hatırla, Kıpırdayamıyoruz" okuma listeme eklenenler.
İsmail Güzelsoy’la tanışma kitabım oldu Öksüz Ağaçların Çobanı. Gerçekten farklı bir yazar olduğunu daha ilk sayfalarda anladım. Çağdaş edebiyatta bence farklılığını koyabilmiş biri olduğunu birçok bölümde düşündüm. Tarzı hem çok samimi hem de okuru kendisine çekmeyi iyi biliyor. Kitapta Meryem’le tanışan baş karakterin hayatının nasıl değiştiğini okuyoruz. Acı bir şekilde başlıyor aslında hayatı. Mırmıri masalını anlatamadan ölen annesinin hatırasıyla yaşıyor. Meryem ise bambaşka biri, doğayla iç içe yaşayan ve kendi olmaktan taviz vermeyen bir karakter. Yeri geliyor Gezi olaylarına atıf yapılıyor yeri geliyor Orpheus’un hikayesi karlımıza çıkıyor. Gerçek olmadığını düşündüğünüz ama tam da emin olamadığınız birçok olay yaşanıyor. Geçmişi ve geleceği duymaktan yerin dibine devasa bir kazı yapmaya derken ilginç bir masalı takip ediyorsunuz. Mükemmel bir kitap değil ama beklentimin çok üzerindeydi. Bazı kısımları soluksuz bazı kısımları ise biraz özensiz okudum. Neredeyse bütün karakterler iyi düşünülmüş enteresan kişilerdi. Bir yerlerde distopyaya dönüşünce beğenim biraz azaldı ama bu kitabın en sevdiğim yönü kurgusundan karakterlerinden ziyade farklı olduğunu gösteren bir roman olmasıydı. Artık çağdaş romanlarda hep benzer dertler benzer kaybolmuşluklar görürken bu kitabın bir arayış hikayesi olması ve bazen Binbir Gece Masalları’nı bazen 1984’ü anımsatması çok güzeldi. Ayrıca Gezi’den bol bol bahsedilmesi ve bunun üzerinden alternatif bir gelecek yazması ilginçti. Kitabın içerisinde yazarın kendi çizimleri de yer alıyor ki güzel bir dokunuş olmuş. Güzelsoy’dan okumaya devam o halde.
Bir İsmail Güzelsoy kitabına 2 yıldız vermek pek içime sinmiyor ama okurken zorlandım, dağıldım, bitince de iyi hissedemedim. Aslında yazarın yazım dilini çok seviyorum ama bu sefer bazı masalsı kısımlar fazla kopuk geldi. Ya da gerçekler fazla gerçek gibiydi, Taksim vardı, İsmail Güzelsoy vardı ve aynı zamanda bir masal vardı. Tamam olabilir ama okurken oluyor gibi bir tat vermedi malesef.
Bazen de böyle olur işte, bir kitap okur yeni bir yazar tanırsın. Sonra diğer kitaplarını okursun, tanıdıkça tanırsın o kalemi. Artık şaşırtamaz beni dersin de yine şaşırmadan edemezsin. Kitaba bir şarkı sızmıştır, durur dinlersin. Kitaba bir kitap girmiştir, bulur okursun. Düşünür, düşünürsün. Sahi "Hayat" ne güzel isimdir değil mi? Acaba burayı okurken başkalarının aklına da yedi uyuyanlar gelmiş midir, not alırsın. Bir gün bir sevdiğin okursa soracaksın. Anlatmaya başlarken "bazen" kullandın, bu kitapta öğrenmiştin bunun "kaypak" bir kelime olduğunu, ne çabuk unuttun! Büyükada'ya gidecek ve o ceviz ağacını bulacaksın. Çünkü kesilmedi biliyorsun, tüm hikaye o öpücük için... Teşekkürler @ismail.guzelsoy, iyi edebiyata bugün de doydum!