"Bu kitapta Deniz'in durgun, firtinali, eglenceli, dalgali hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksiniz. Neden bugun hili on binlerce cocugun adinda yasadigini, her kesim tarafindan sevilip sayildigini, olum yildonumlerinde nasil olup da her yil biraz daha buyuyen kalabaliklar toplandigini, her direniste, her mitingde isminin nicin israrla anildigini, neden Gezi Direnisi patladiginda AKM'nin en gorunur yerine onun posterinin asildigini daha iyi anlayacaksiniz."Bugune kadar ozenle saklanan fotograflar, mektuplar ve belgeler, Can Dundar'in deneyimli gazeteciligi ve Deniz'in yillarca sessiz kalan kardesi Hamdi Gezmis'in tanikligiyla birlikte ilk defa bu kitapta gun yuzune cikiyor.Devrim ideali pesinde fedakirca kosturmus bir kusagi ve donemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz, Denizlerin "onurlu ve cesur" duruslarina icten bir selam...(Tanitim Bulteninden)Sayfa Sayisi: 480Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Can Yayinlari
Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde gerçekleştirdi. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1979'dan itibaren sırasıyla Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz ve Tempo'da çalıştı. 1986'da İngiltere'de London School of Journalism'i bitirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde siyaset bilimi dalında yüksek lisansını 1988'de, aynı bölümünde doktorasını 1996'da tamamladı. Televizyona 1988'de TRT'de Seynan Levent ile başladı. 1989'da 32. Gün'de çalışmaya başladı.
Köşe yazarlığı 1994'te Aktüel'de başladı. Aynı yıl günlük köşe yazıları yazmaya başladığı Yeni Yüzyıl gazetesinde beş yıl çalıştı. 1999 Ocak'ından 2000 Aralık sonuna kadar Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 2001 Ocak ayında Milliyet gazetesinde, ADA başlıklı köşe yazılarına başlayan Dündar, bir yandan da NTV televizyonunda Canlı Gaste isimli programı sunuyordu.
Kanalın hükümete yakınlaşma çabası yüzünden muhalif gazetecilerin görevlerine son vermeye başlaması ile Can Dündar NTV'den kovuldu.
Bir süre sonra Artı 1 TV'de program yapmaya başlayan Can Dündar kanal patronunun haberlerine karıştığı gerekçesi ile ekibiyle birlikte istifa etti.
Gezi Eylemleri sürecinde hükümet karşıtı söylemleri yüzünden 1 Ağustos 2013 günü Milliyet gazetesinden de kovulan Can Dündar, kısa bir süre BirGün gazetesinde yazdıysa da Cumhuriyet gazetesi ile anlaştı ve yazılarına Cumhuriyet'te devam etmektedir.
Her paragrafta, her sayfada dağlandı yüreğim. Duygusal bir insan değilim.. Ama bu kitabı okurken oturdum, salya sümük ağlamak tabirini bire bir yaşadım.
"Yakalandığın andan sonra hep biliyorsun: Sonu idama gidiyor bu işin... Hele hücreye kapatılıp da düşünme rahatlığına erince... Bildiğin tek şey var: İdam, ölüm. Ama biliyor musun, pek de korkunç gelmiyor bu sana... Umut mu? Umut her zaman var. Umutsuzluk diye bir şey yok. En azından, 'Kaçabilirim, kurtulabilirim belki,' diye düşünüyorsun. Ama bir şey söyleyim mi, çıkarılacak bir affı düşünmüyorsun. O yok işte... Ve bir devrimcinin idama nasıl gideceğini, bir mitinge, bir eyleme gider gibi gideceğini, karşı devrimcilere ve herkese göstermek gerektiğini düşünüyorsun. İnan bunda hiçbir çekincem yok. O sahneyi çok iyi somutladım: Asılma günü gelip çatınca, o sevdiğim giysilerimi giyeceğim. Postallarımı, parkamı... Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Kesin direneceğim ve giymeyeceğim. Öyle her zamanki gibi, eyleme gidiş tavrımla gideceğin darağacına... Yok, tıraş falan da olmayacağım. Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım. Sonra demli, güzel bir çay isteyeceğim. Ha bak, Rodrigo'nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada... Bak bunu çok isterim. Sanırım asılacak bir insanın son isteklerini geri çevirmezler."
"Biz daima ezilenden yana çıkmak zorundayız. Eğer bizim kavgamız antiemperyalist kavganın paralelinde yürümezse, ayaklarımız havada kalır." Sf:142
"İşçi ve köylüden yana olduğunu söyleyen TİP dahil bütün partiler yozlaşmış ve halka karşı durumdadır. Parlamenterler demokrasiyi sandıktan çıkma olarak kabul ediyor. Aslında ağa emri ile verilen oylar, millet iradesi olamaz. Buna da demokrasi diyemeyiz. Bizim anladığımız demokrasi, milli sınıfın, emperyalizmi, ağaları ve tefecileri tasfiye ederek yönetimi de ele almalarıdır." Sf:175
"Hayyam'a gösterilen toleransın aksine avrupadaki engizisyon işkenceleri o kadar şaşırtıcı ki. Onun yazdıklarının yüzde birini söyleseydi o çağda bir avrupalı, sonu ölüm olurdu, hem de işkenceyle.
Bunları neden söylüyorum? Batı taklitçisi sözde aydınların aksine Asyalı olmaktan onur duyduğum için." Sf: 355
"Bir devrimcinin ölümü bile, normal eyleminden, normal mücadelesinden soyutlanamaz. Bir de kendim çıkıp urganı kendim geçireceğim boynuma. Bunu çok istiyorum. Cellat falan sokmaycağım yanıma. İğrenç bir şey.
Ve dönüp oradaki heriflere diyeceğim ki, 'Buradan ölen yalnızca benim bedenimdir, ki zaten ölümlüydü, ölecekti. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek, yaşayacak,' diyeceğim.
Sonra avukatlarıma döneceğim, 'Sizler de, gelecek kuşaklara bizler adına tanıklık edin,' diyeceğim. 'Görün ve tanık olun: Bir devrimci ölüme böyle gider işte; bayram yerine gider gibi.'
Şunu da söyleyeceğim: 'Herhangi bir trafik kazasında ölmekten falan da güzeldir bu.' " Sf:405
İnsanların bu idamlarla ilgili görüşleri ne olursa olsun, Türk insanının daha iyi koşullarda yaşaması, ezilmemesi, haklarının sömürülmemesi için mücadele vermiş ama devletin o zamanki hınç ve cehalet dolu, korkak yöneticilerinin suya sabuna dokunmaması, olayları sanki özellikle daha kötü hale getirmek için aldıkları ve uyguladıkları kararlar bu üç gencin ölümüne sebep olmuştur. Öyle ki anayasayı savundukları için bu insanlar anayasaya aykırı hale düşürülmüşlerdir. Ne acı ki onlar olacakları önceden gördüler, uyardılar, bu yolda canlarından oldular. Şimdiki koşulları düşünürseniz, tarih onları haklı çıkarmadı mı? Belgeler ve samimi yorumlarla, hatıralarla kısa tarihte çok hüzünlü ama hakiki bir yolculuk..
Efendim derler ki; İstanbul’da yaşadığı halde denizi görmemiş bir milyon insan varmış. Rivayettir doğru mu yanlış mı bilemiyorum. Ancak şunu biliyorum; Türkiye’de Deniz’i tanımayan milyonlarca insan var ve ben artık onlardan biri değilim.
Bende Deniz’i göremeyenlerdenim. Ama tanımayanlardan değilim.
Deniz..... Dün gece katlettiler seni Deniz. Bu sabah 6 mayıs adeta. Bu gün 6 mayıs olmalı çünkü o kadar ağladım ki Deniz sana, o kadar ağladım ki çocuklar, aslan parçaları size, bu günü 6 mayıs yaptım. Lanet olsun!!!
Naptınız çocuklar, niye yaptınız bunu kendinize? Bizim için değmezdi be aslan parçaları.
Şu sıralar 12 Mart ve 12 Eylül dönemi tanıklıklarını ve bazı dönem romanlarını okuyorum. Can Dündar'ın Hamdi Gezmiş'le hazırladığı bu anı kitabı tam üzerine geldi. Elimdeki diğer kitapları bırakıp "Abim Deniz"i okudum. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının, bugünkü bakışla son derece naif görünen mücadeleleri hep yazıldı, daha da yazılacak. Yazılsın da... Her şeyden önce bugünkü Türkiye'nin durumunu anlamamız açısından bu çok önemli. Gittikçe cılızlaşan umut ışığının yeniden yanabilmesi için gerekli. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hazin sonu için hep "sözün bittiği" yer denmiştir, ama görüyoruz ki söz hiç bitmiyor. Aradan kırk iki yıl geçti, hala yazıyor, hala okuyor, hala konuşuyoruz; hafızamıza dil uzatanlara inat unutmuyoruz. Can Dündar, Deniz Gezmiş'in kardeşi Hamdi Gezmiş'in anıları ve o dönemin tanıklıklarla yine çok değerli bir işe imza atmış, kutlarım.
Bugün insanların neden çocuklarına Deniz adını koyduklarını anlamak için herkes okumalı bu kitabı. 3 bizden 3 sizden diyen aşağılıkları tanımak için okumalı herkes...
Saat 06:00 kitabı elimden bırakamadan soluksuz okudum. Hiddetle dolu bir kalp, gözyaşlarımın damladığı sayfalar ve yeni başlayan bir gün... Ben Denizler ile vedalaşıp uyuyorum. Türk tarihinin kirli sayfalarından birine yakından bakmak gerekiyor bazen, gözümüzü daha iyi açabilmek adına.
Bir solukta okunan, ve her Turk insaninin okumasi bilmesi gereken bir hayat hikayesi. Bir suru vatan haini her zaman vardi, hic bitmeyecekler,olan guzel vatanimiza ve iyi insanlara oluyor...
Kitabı okuduktan sonra beğenimi hangi kelimelerle ifade edebilirim diye düşündüm, bulamadım. Ne yazarsam eksik kalacağına kanaat getirdim. Eminim okuyucu tamamlayacaktır o eksikleri kendi içinde. “Önemli olan inandığım dava için yaşamak. Yoksa hiçbir şey yapmadan yaşamak, sadece yaşamak yosun solucan harcıdır.” Davasını anlayanlar, anlamaya çalışanlar devrimciliğin olanca ateşi ile kucaklanacaktır bu kitapta.
İçinde yetiştiğim politik ortam sebebiyle Deniz Gezmiş'in anılarını okuyarak, izleyerek, dinleyerek büyüdüm diyebilirim. Hakkında yazılan kitaplar başta olmak üzere Abim Deniz'den evvel hazırlanan tüm çalışmalara saygım var ancak bugüne dek en titiz ve bağlamsal anlamda başarılı eser bu olmuş. Hikayenin sonunu bile bile, Deniz'in 25 yıla sığdırdığı kısacık ama dolu dolu yaşamı acı çeke çeke de olsa bir çırpıda okunabiliyor.
Kardeşinin anlattıklarının yanı sıra Can Dündar'ın dönemin siyasal zeminini aktarmasıyla çok net görüyoruz ki Deniz birden veya durduk yere gelmemiş o idam sehpasına kadar. Çocuk yaştan gördükleriyle, okuduklarıyla, deneyimledikleriyle bugün hala anlatılır hale gelmiş. Vakur duruşunu, neredeyse her fotoğrafta gülümseyişini, her yaşında kendinin ve etrafının bu denli farkında oluşunu, bulunduğu koşul ne olursa olsun sevdiklerini teskin etmeye çalışmasını, kendi yaşamından vazgeçecek derecede kararlı ve inançlı oluşunu ifade edecek kelime bulamıyorum; etkilenmemek mümkün değil. Bu sebeptendir ki kitabı yorumlamaya çalışırken Deniz'den bağımsız yazabilmek hayli zor.
Kitabı birkaç güne yayarak okumak mı yoksa benim gibi bir gün içinde mi bitirmek daha iyi bilemiyorum. Acıyı hafifleteceğini zannetmiyorum; neticede ya hüngür hüngür ağlarken bulursunuz kendinizi ya da içinizde yuva yapmış milyonlarca düğümle.
Sanırım bu ülkede bir coşku ve hırsla "evet" denen ne varsa sonu kötü bitiyor.
Aslında biz burada kitabı değerlendirirken yazar , yazım tarzı, akıcılığı, araştırması vb birçok etkeni gözönüne alıp değerlendiriyoruz. Ama Deniz Gezmiş in hayatını anlatan kitap söz konusu olduğunda nedense yazar 2.planda kalıyor, ailesi tarafından verilen belgeler ışığında yazılan bir kitap olduğu için gerçekliğinden zaten şüphe etmiyorsunuz.... Bu nokta da geriye dönemi, Deniz'i , dönemin insanlarını ve tüm insanlığı anlamaya ve yargılamaya çalışıyorsunuz, bence evet Deniz'in fikren çıkış yolu doğru idi ama gidiş yolu yanlış idi , şansına denk gelen dönemin hükümeti intikam hırsıyla beslenmiş bir hükümet idi... aradan 43 yıl geçmiş olmasına rağmen günümüz koşullarına bakıldığında itiraz ettiği rahatsızlık duyduğu herşeyin gerçekleştiğini çok rahat maalesef görebiliyoruz. Keşke Deniz gibi akıllı, ileri görüşlü insanların iyi eğitimlerle yönetici kadrolara gelip birşeyler yapabildiklerini görebilseydik. En kötüsü hayatları boyunca anne -babanın çekmiş olduğu tarifsiz acı ....
Harika bir kitap. kitabın dokusu ,kuşe kağıt, resimli, ciltli olması ve sade dili ile beraber daha önce yayınlanmayan resimler ve mektuplarla muthis bir başucu kitabi olmuş . Her kütüphanede mutlaka olması gereken bir kitap..mutlaka okuyun okutun..
Deniz Gezmiş ve ailesi ile ilgili detaylı bir bilgiye sahip değildim. Deniz Gezmiş ismi Türkiye'de yapılan haksızlıkların en önemli örneği olduğunu düşünüyorum. Can Dündar'ın kaleminden erkek kardeşi Hamdi Gezmiş'in anılarından muhteşem bir albüm-kitap olmuş. Türkiye'nin en önemli tarih olaylarından birini öğrenmek isterseniz kesin tavsiye ederim. O dönemin gazete resimleri, Deniz Gezmiş'in ailesine yazdığı mektuplar dahil birçok kaynağı içeriyor. Tavsiyedir...
Hic bir zaman unuttugumuz bir konu degil elbet, Denizler icin ilk gozyaslarimizi bu kitapla dokmedik, son da olmayacak ancak mutlaka okunmasi gereken cok iyi bir kitap oldugunu dusunuyorum. Mucadeleleri, cesaretleri, ailelerin cabasi (yas ilerleyince onlarla kurulan empati de artiyor), sistemin kendini nasil cani ve vicdansiz bir sekilde korudugu ve bunun yilmaz bekcileri... Hepsi gozumuzun onunde hem gecmisi hem bugunu tekrar yargilayalim diye.
Türk solunun tarihine adını tırnaklarıyla kazıyan genç fidanların sistem tarafından katledilişi ve bu acı hatıranın aileleri üzerindeki etkilerini anlatan, temelinde "Kahraman aramayın, siz de kahraman olabilirsiniz" mesajını içeren, idealleştirilip kahramanlaştırılan ya da aksi yönde itibarsızlaştırılan gençlerin fikirleri uğrunda yaptığı mücadeleyi satırlarla içimize işleyen bir kitap..
mutlaka okunmasi gereken bir kitap, yakin tarihe isik tutan aydinlatici bir eser... o zaman ki basin ve hukumetin ne kadar simdiki ile es deger oldugunun bir kaniti ... hem ailesinin anlattigi hemde Deniz'in mektuplari yasanan onca aci ve keder gozyaslarimi tutamadim okurken ... bu dunyadan bir Deniz gecti ...
Müthiş bir derleme olmuş. Şöyle düşününce kitabın başarılı olduğunu anlıyorsun: dönemi yaşamamış birisi olarak, tüm sürecin sanki tam ortasındaymış gibi heyecanlanıyor, üzülüyor ve statükoyu kafanda yargılıyorsun. Bu kadar belgenin saklanması da büyük başarı
Ağladım mı? Evet. Ayrıcalıkları ellerinden gitmesin diye birlik olan, sırf ibret olsun diye üç genci asan ve kimseyi dinlemeyen devlet yönetimi midemi bulandırdı.
bitmesin diye uzattikca uzattim okumami. bitirmezsem belki kimse oldurmez onlari dedim. ama coktan oldu onlar. ve bu ulke kendi genclerinin canina kiymayi hic birakmadi malesef. 40 seneyi gecti, hala ayni ofke ayni hosgorusuzluk.
Nispeten bir derleme sayılabileceği daha önceki eserlerden topladığı şeyler olduğu için bir yıldız kırdım ama aslında her şeyi derli toplu bir araya getirmiş.
Sehpa ve masa devrilene kadar sanki hala yaşıyormuş gibi geldi. Türk demokrasisi, basını, yargısı, siyaseti o günlerden bu güne bir arpa boyu yol alamamış ya ona yanıyorum..