Büyülü bir anlatı.. Latife Tekin’in kalemine hayranım. Bu kitabını da daha önce okumuştum ama Storytel uygulamasında dinlemek ve 24-25 yaşında okurken altını çizdiğim yerlere tekrar bakmak daha da büyük keyif verdi. Seslendirme de kitabın ruhuna uygun, hatta bu kitabı dinleyerek anlatıya teslim olmak daha da kolaylaşıyor. Ancak kitabı zihnimizle değil kalbimizle duymak en iyisi, anlamaya çalışmanın faydası olmaz.. ☺️çünkü yazarın atmosfere sarmaşık gibi örülü anlatımı, biçemi okuyanı yumuşak bir bulutla sarıyor, düşünme kabiliyetimizden ayırıyor. Yazarın izleği de bunu destekliyor.. Unutmak… ya da unutmamak..
Yazarın kurguladığı katmanlar öyle derin ve girift ki bunu sanki hiç zorlanmadan yapmış; anlatısından büyülü gerçekçiliği bana kalırsa en çok kelime seçiminden sonra bu kelimeleri köprü olarak kullanarak kurguda yarattığı kırılmalarla sağlıyor. Dinlerken birden nerde kalmıştık diyorsun çünkü dalıp gittiysen başka bi yere çoktan bağlamış oluyor, ya da bağlamadan öyle ucu açık onlarca yola saptırıyor okuru anlatıcı Tebessüm’ün gözünden…
Karakter isimleri çok enteresan, özellikle seçilmiş. Şeref, Ferah, Cömert, Olgun, Tebessüm… anlatıya en sonlarda katılan Erdem… her biri ve temsil ettikleri kavramlar çok çarpıcı aslında. Kitabın anlam katmanlarında yazarın ‘iktidar’ kavramıyla farklı düzeylerde bi derdi olduğunu da sezebiliyoruz. Buradaki Şeref karakteriyle somutlaştırdığı ve Bahçıvan Cömert’i de karşısına koyduğu aslında ‘devlet’i, ‘aklı’, ‘iktidar’ı imliyor gibi. O üstten bakış, o mesafe, o tiksinti.. Avcılıkla da uğraşan Bahçıvan Cömert’in tüm karakterler içinde depremi yaşayan tek karakter olması da ayrıca ilginç ki o da duruşuyla, ifade ve eylemleriyle vatandaşı, halkı, toplumu simgeliyor sanki. Kitap onun gelişiyle başlıyor ve Şerefle arasındaki gerginliğin tırmanması ile tamamlanıyor. Ama tamamlanma dediğim tam bi tamamlanma bi son değil, çünkü kitap sanki başlangıcı ve sonu olmayan bi anlatı, bi yerden girip başka bi yerden çıkıyorsunuz ama o bahçe yaşamaya varolmaya devam ediyor.
En çarpıcı noktalardan biri de yazarın siyasi pozisyonu. Unutmak gibi psikolojik bir meseleyi toplumsal belleğe kadar taşıyor, öyle bir noktada ters köşe yapıyor ki kitabın sonuna doğru, Hiroşima’dan Sivas katliamına, Hitler’den dışkı yedirilmesene kadar belleğimizi çekiştirip kendi karakterlerini ve onların yarattığı unutma bahçesini de unutma hatırlama ikilemini de hem kişisel hem tarihi-toplumsal bağlamda bi daha sorgulatıyor bize. Muazzam bi kitap, harika bi yazar.
Bu kitap bana 25 yaşımda unutmak ve hatırlamak üzerine iki öykü yazdırmıştı, biri anne birisi de onun kızı hakkındaydı. Daha da yazarım üzerine… Latife Tekin Türkiye edebiyatında eşsiz bi yere sahip bana kalırsa. Sevgili Arsız Ölüm kitabı bu kitabından da iyi. Mutlaka okunası.. ☺️