Jump to ratings and reviews
Rate this book

Dindar Nesil Yetiştirmek: Türkiye'nin Eğitim Politikalarında Ulus ve Vatandaş İnşası

Rate this book
“AK Parti hükümetleri, Kemalist dönem laiklik anlayışını bir İslâm karşıtlığı olarak algılayarak, daha çok din özgürlüğüne vurgu yapan bir laiklik anlayışı benimsemiştir. Fakat bu özgürlük vurgusu da taktiksel ve niteliksel olarak çoğunlukçudur; özgürlük adı altında çeşitli eğitim politikalarıyla dinî eğitim dayatılmış ve eğitimin içeriği dinselleştirilmiştir. Bu dönemde eğitim üzerinden yürütülen toplum mühendisliğinin bir unsuru olan desekülerleşmenin önemli bir aracı, eğitim alanında yapılan çok sayıda düzenlemeyle büyük yığınlara adeta zorla din eğitimi aldırılacak bir ortam yaratılmasıdır.”

Elif Gençkal Eroler, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının eğitim politikalarında eğitimi araçsallaştırıcı “toplum mühendisliği” yaklaşımının yanı sıra, “tehdit paradigması”nda da “Cumhuriyet geleneği” ile bir devamlılık arz ettiğini gözlüyor çalışmasında. “Millet” ve onun “düşmanları” hakkındaki tasavvurun, bu format içinde nasıl yeniden tanımlandığını gözlüyor.

Eğitimin ideolojik araçsallaştırılmasının bir başka önemli boyutu olarak da neoliberal zihniyeti işaretliyor yazar: Özelleşme, piyasa toplumu değerlerine ve insanları “insan sermayesi” olarak görmeye alıştırma…

Kitabın zenginliği, bu ideolojik biçimlendirmeyi somut deneyimler içinden tasvir etmesinde yatıyor: Müfredat ve ders kitapları, öğretmen ve müdür atama rejimi, proje okul uygulamaları, eğitim şuraları, AKP-Gülen Cemaati çatışmasının yansımaları…

Türkiye’nin ezeli bir sorun alanı hakkında, yetkin bir inceleme.

341 pages, Paperback

First published April 1, 2019

29 people want to read

About the author

1985 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisansını (2011) Avrupa Çalışmaları alanında Almanya’da Leibniz Universitaet Hannover’de, doktorasını (2017) Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde siyaset bilimi dalında yaptı. 2011’de İstanbul Gedik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak girdi. Halen aynı üniversitede öğretim üyesidir.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
2 (22%)
4 stars
4 (44%)
3 stars
2 (22%)
2 stars
1 (11%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 2 of 2 reviews
Profile Image for Tuncay Özdemir.
291 reviews55 followers
March 19, 2020
“Dindar nesil yetiştirmek”, Türkiye’de en uzun süre iktidara sahip olan AKP döneminde ulus inşası bağlamında eğitimin bir araç olarak nasıl kullanıldığını anlatıyor. Akademik bir çalışmanın kısaltılmış versiyonu olduğu için; ünlü gazetecilerin elinden çıkmış, AKP dönemi politikaların eleştirisini yapan popüler kitaplara göre eli ayağı daha düzgün bir kapsama ve içeriğe sahip olduğunu söyleyebilirim. 25 sayfalık kaynakçasıyla, bu dönemde eğitimde atılan her adımın izi sürülmüş ve genel resimde nereye oturduğu anlatılmış. Okurken gözlerinizde koca bir mazi canlanıyor. Bu nedenle bence çok değerli bir çalışma olmuş.

Kitap önce teorik bir bölümle başlıyor. Eğitim yoluyla devletlerin kendi makbul vatandaşını yaratma gayretleri, milliyetçilik-ideoloji-eğitim ilişkisi bu teorik çerçevede açıklanıyor. İkinci bölümde tarihsel arka planla AKP’ye kadarki dönemde Cumhuriyet hükümetlerinin eğitime bakış açısı; üçüncü bölümde Gülen hareketiyle ilişkisini de içerecek şekilde AKP dönemi eğitim politikaları ve son bölümde ders kitapları aracılığıyla kurgulanan ulus kimliği okuyucuya sunuluyor.

Kitabın ana iddiası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren yurttaşlık ahlakının her zaman belli bir İslam unsurunun üzerine kurulu olduğu. Yazara göre tek parti döneminde birleştirici güç olarak ulus kimliğin gizli bir bileşeni olarak işlev gören, 50’lerle birlikte görünürlüğü artan ve 80’lerde ulus kimliğin aktif bir bileşeni olan İslam, “muhafazakâr demokrat” AKP iktidarıyla “halkın gerçek kültürü” söylemi üzerinden hegemonik bir bileşen haline getirildi. Dolayısıyla her dönem var olan “biz” kavramı AKP ile birlikte milliyetçiliğinin yanına Sünni İslam’ı da koyarak evrildi.

AKP’nin 2011 yılına kadarki dönemde meşruiyet krizi içerisindeyken “muhafazakâr demokrat” kimliğinin demokrat tarafını parlatarak özgürlükçü söylem ve politikalarla Kemalizm’in yarattığı mağduriyetler üzerine oynaması; 2011 sonrası, bu meşruiyet aşılıp iktidara tam olarak sahip olunduktan sonra ise benzer araç ve yöntemlerle (tepeden toplumu dizayn etme) benzer mağduriyetler yaratma yolunda olduğuna yönelik bir sav da var. Yani 2011 sonrası AKP’nin yöntem ve araçları ile 30’lar Kemalizm’i Türkiye’de iktidara sahip olanların benzer şekilde davrandığına örnek olarak sunuluyor. Şeklen doğru gibi görünse de ben burayı biraz sorunlu buldum açıkçası.

Kemalizm bugünkü anlamda demokratik olmasa da başlangıç noktasına göre demokrasiye ve özgürlüğe doğru bir adım olarak değerlendirilebilir. En nihayetinde tanrının gölgesi olduğu iddiasında ve bilmem kaç yüzyıldır iktidara sahip olan bir kişi veya aileden iktidarı alıyor. Ana odağı özgürlükler ve demokrasi olarak değil; modernleşme ve gelişme olarak koyup dini dışlayarak, bilim ve pozitivizmi yücelterek tepeden inme reform hareketleriyle ilerliyor.

AKP ise daha en başta Kemalist vesayet adını verdiği sistemin yarattığı mağduriyetleri giderme konusunda hevesli davranmış, kendini demokrasi havarisi ve özgürlük savunucusu olarak konumlamış neoliberal muhafazakâr bir parti. Ancak bu süreç sonucunda ortaya çıkan tabloda giderdikleri mağduriyetlerin sadece bir kesimin mağduriyeti olduğu, bahsedilen din özgürlüğünün sadece bir mezhebin dini olduğu ve son olarak da iktidara sahip olunca da benzer şekilde tepeden inme ve otoriter hareketlerle İslami bir modernleşme hedefinde ilerlediği ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla bu noktada bence şöyle bir sonuç çıkıyor. İddiası demokrat(ik) olmak olmayan despot bir yönetici elitini, hele ki onlardan 70 yıl sonra tüm dünyada demokrasi yönünde ciddi bir ilerleme yaşanmışken, ilgili yönetici elitin demokratik ve özgürlükçü olmadıkları ve hatta baskıcı oldukları iddiasına sarılıp demokratlık ve özgürlük satan, ancak sonunda belki onlardan daha baskıcı olmaktan kurtulamayan bir iktidar elitiyle “demokrat ve özgürlükçü olmamak ya da baskıcı olmak” bağlamında aynı kefeye koymak bana haksızlık gibi geliyor.

Hele kadının her iki yönetim için anlamı konusunda bir paragraf var ki bahsettiğim “zamanın ruhu / zeitgeist” kavramı ve iktidarı nerden alıp nerede bıraktığı bağlamından kopuk bir görüntü sergiliyor:

“Kemalistler kadar muhafazakâr milliyetçiler için de kadınların rolü eş ve anne olmak ile kuşatılırken, askere giden, kahraman, gurur kaynağı erkek figürü ve erkeğin annesi ve eşi konumuyla ona tabi olan kadın figürü üzerinden kurulan cinsiyetçi rol dağılımının varlığı dönemler arasında süreklilik gösterir.

AKP’nin ulus inşası, Kemalist geleneğe meydan okuyan bir İslami modernizm şeklinde ortaya çıkmasına rağmen, cinsiyetçi ve militarist ulus anlayışı, sosyal mühendisliğe bağlılık ve demokrasinin bir kesimin kurallarını tüm topluma empoze etmesi şeklinde algılanması anlamında Kemalizmin yönetim anlayışı ile süreklilik ortaya koyar”

Kemalizm aydan gelmedi arkadaşlar. Aldığı miras 1923 Türkiye’si idi. Okuma yazma oranı kadınlarda 1000’de 1 olan bir Türkiye. Buna rağmen bu yönetici elitlerin ilk kadın avukat, ilk kadın pilot, ilk kadın arkeolog gibi yaratmaya çalıştıkları, toplumsal hayata entegre ve siyasal haklara sahip bir kadın vizyonu var. Kimin iktidarı hangi gerçekle ve nereden alıp hangi gerçekliğe ve nereye taşıdığına bakmak ve hatta mümkünse çağdaşları ile kıyaslamak daha gerçekçi bir bakış değil mi?

Kemalizm, tepeden inmeydi evet, dünya kaynarken militarist idi, sürekli padişahlığın geri gelme korkusundan paranoyak ve baskıcı idi, kendi makbul vatandaşını yaratmaya çalışmıştı, gelişmenin önünde engel gördüğü dini kamusal alanda sınırlamıştı ama tüm bunların yanında “cinsiyetçi bir rejimdi” demek bence oldukça haksızlık olur.

Ama bu eleştiri kitabın ana mesajını ve anlattıklarını es geçmenize neden olmasın. Dediğim gibi, ben kitabı çok faydalı ve değerli buldum. Türkiye’nin sorunları ve eğitim politikaları üzerine düşünen, kafa patlatan herkese tavsiye ederim.
Profile Image for Merve.
66 reviews5 followers
November 5, 2024
Akp tarzı İslami modernizm ve Kemalizm ile ilgili benzerlikler noktasında yazara katılmadığım noktalar var. Buna karşın çoğunluğu Akp öncesine denk gelen öğrencilik yıllarım ve Akp dönemine denk gelen eğitimci olma vasfım sebebiyle eğitime dair her şey film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Yıllar içerisinde gördüğüm şey şu ki makbul vatandaş yaratma noktasında her yıl daha sert adımlar atıldı eğitimde ve biz ne yazık ki sustuk! Kitabın ilk baskısından bu yana 5 yıl geçmiş. Koskoca 5 yıl ve eğitim sistemine şöyle bir göz değdirerek bakılsa bile gözyaşları sel olur!
Displaying 1 - 2 of 2 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.