Nursel Duruel ikinci kitabı “Yazılı Kaya”da öykünün sınırsız olanaklarını araştıran, yeni biçimler yaratan, kısa, kıvrak, vurucu metinler ortaya koyuyor. Bilinçaltımızda yer etmiş kültürel simgelerle, geleneksel metaforlarla, kısacası tarih, arkeoloji ve mitolojiyle beslenen öyküyü şiirsel bir dile kavuşturuyor, masalsı bir havaya sokuyor. Dokunulmamış zamana, gidilmemiş yere, gizemli söze, anlaşılmamış insana ilişkin duyarlıklar geliştiren, imgeler üreten zengin bir kitap “Yazılı Kaya”.
1982 yılında ilk kitabı Geyikler, Annem ve Almanya ile çağdaş öykücülüğümüzün ustaları arasına giren Duruel’in yazarlığını eleştirmen Füsun Akatlı şöyle değerlendirmişti: “Öykücülüğümüzün sessiz ve derinden kaynayan, ama bir o kadar güçlü ve sağlam akan bir ırmağı sayıyorum bu yazarı. Titiz, ince eleyip sık dokuyan, ayrıntılara yaşarlık kazandıran bir öykücü ile karşı karşıyayız.”
Nursel Duruel İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünden mezun oldu. 1965’te TRT’nin ilk prodüktör kadrosunda yer aldı, başta edebiyat olmak üzere çeşitli alanlarda sayısız radyo programı ve program dizisi yayınlandı. Reklam yazarlığı, ansiklopedi yazarlığı, televizyon yazarlığı ve program danışmanlığı yaptı. BRT’de (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Radyo Televizyonu) yönetici olarak görev aldı.
İlk kitabı “Geyikler, Annem ve Almanya” (Adam, 1982) dosya halindeyken 1980 Akademi Kitabevi Öykü Ödülü’nü aldı; basıldıktan sonra 1983 Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görüldü; Makedoncaya çevrildi. Kitaba adını veren öykü filme çekildi; 2005’te “İmge Öyküler” dergisinin yazarlar arasında düzenlediği “1980’den günümüze en beğenilen on öykü” soruşturmasında ilk sırayı aldı. “Yazılı Kaya” (Telos, 1992) kitabındaki “Burgaç” öyküsü 1990’da Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Armağanı’nı kazandı. Bazı öykülerine İngilizce, Fransızca, Almanca, Yunanca, Japonca, Arapça antolojilerde yer verildi. Çeşitli alanlardaki ortak kitaplara katkısının yanı sıra aralıklı olarak dergilerde yazmayı, yazarlarla söyleşi yapmayı ve bazı edebiyat ödüllerindeki seçici kurul üyeliğini sürdürmektedir.
Ben "Burgaç" için gelmiştim buraya, fakat "Ses Maketi" ile karşılaştım. O ne harika birşeydir ya hu!
Ses Maketi'ni okurken bir Strugatski Kardeşler romanı okuyormuşum ya da Orwell'ın 1984'ünde bir koridordaymışım gibi hissettim. Tebrik, alkış kıyamet...
"Yürüyüp gittiğinde vadinin derinliklerine bastığın yer günbatımının kınaladığı kayalıklardı bir minyatürün lacivert zemini olsaydı böyle kaybolmazdın"
"Ses"in maketini, aşkınsalı söze hapsetmeyi deneyen, bunun nafileliğini bilen, bunların vebalini boynunda taşıyan, "yedinci"den başlayan, "su"ya saygı duyan öyküler. Vadi değil minyatür zemini olmaya çalışan bir dil.