Plastik ürünlerde bulunan "fitalat" maddesinin eşcinsel eğilimlere neden olabileceğini; Kadınlarda adet öncesi yaşanan gerginliğin sebebinin insan evriminde ne gibi bir avantaj sağladığını; İnanç ve ateizmin beyinde hangi madde ve gen ile ilişkili olduğunu; Adolf Hitler'in "metamfetamin" bağımlılığını ve bağımlılığı sonucunda Parkinson oluşunu; Alzheimer ve Parkinson hastalığından korunmanın yollarını; Otizmin tedavisinin mümkün olabileceğini; Aşkın beyindeki düzeneklerini, aşk acısının geçirilebeleceğini; Bağımlılıklarınızdan kurtulmanın yollarını; Obezite ve sürekli yemek yemenin nelere bağlı olduğunu öğrenmek; Kısaca, beyninizin anahtarını elinize alıp, daha zeki olmaya var mısınız?
Bu kitapta beyinle ilgili normal ve hastalık kavramları bir bütün halinde verilmeye çalışılmıştır. Kitapta, psikiyatrik bozuklukların nedenleri ve sonuçları ele alınarak tedavi konusundaki yetersizlikler ortaya konulmuş ve bu konuda çözümler üretilmeye çalışılmıştır.
İnsanlar nasıl bir beyin istiyorlarsa o beyni kendileri oluştururlar. Cajal'ın veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, "Her insan kendi beyninin heykeltıraşıdır." Beyni, duyguları, psikiyatrik bozuklukları anlamak ve bilimsel yaklaşım elde etmek için başucu kitabı.
Editoryal olarak korkunç bir kitap. 30x30 piksel çözünürlüğünde görseller, yarıda kesilmiş paragraflar, düşük cümleler, sebepsizce yarısı boş bırakılıp devam edilen sayfalar...
Ancak keşke her şey bununla sınırlı olsaydı... Kitabın neden yazıldığı konusunda zerre bir fikir edinemedim. Adından başlayalım, "Psikiyatrinin Kara Kitabı". İlgi çekici ve popülist bir tercih, buradan yola çıkarak kitabın akademik bir amaç için yazılmadığı sonucuna varıyoruz. Keza kitabın "Beyindeki lobların adı budur" ile başlaması da bunu doğruluyor. Ayrıca ad seçimi dolayısıyla da kitabın bilinen literatüre bir eleştiri amacıyla yazıldığını zannediyoruz. Benzetmek gibi olmasın, Soner Yalçın'ın Kara Kutu'su gibi.
Ancak gelgelelim ki, kitap gündelik bir kitap olmaktan çok uzak. Ancak ve ancak spesifik bir araştırmanın sonucunda ulaşılan verileri konuyla alakasız okuyucu da okusun ve ilgi geliştirsin diye paylaşmak, yapılan (yaptığı) araştırmaya hakarettir. Zaten çağımızın en büyük sorunu insanların bilgiye onu işleyecek altyapıya sahip olmadan ulaşmalarından kaynaklanıyor. Üzerine bir de bu kadar değerli bir bilim adamının çıkıp "Demek ki Parkinson bağırsaktan beyne taşınan bir hastalık", "Depresyon evrimsel süreçte yok olmadı, demek ki süper bir şey" demesini aklım almıyor.
Akademik bir kitap olmadığını anladık (adı ve kaynakçasında Google yazması) ancak gündelik bir kitap da kesinlikle değil. Ne amaçla yazıldığını gerçekten okurken anlayamadım. İsim seçimi de ayrı bir konu, neresi kara kitap o da anlaşılmıyor. Genel olarak insanlarda görülen yaygın psikiyatrik rahatsızlıklar hakkında bildiklerini, kendi düşüncelerinin altına koyarak anlatmış.
Kullanılan anlaşılmaz ve kopuk dil, dizgi hataları ve kitabın içeriğine bakılınca birkaç günde kayda değer bulduğu şeyleri yazıp yollamış gibi gözüküyor. Ne akademik, ne de gündelik amaçlara hizmet eden bir kitap değil. O yüzden konuyla alakanızdan bağımsız olarak, okumanızı tavsiye etmiyorum.
Tek yıldız değil de iki yıldız verme sebebim de son yıllarda gereksiz pompalanan gut-brain axis olayına safsata demesinden dolayı.
Uzun süredir cevabını aradığım birçok sorunun cevabını içinde bulduğum kitap.Fizyoloji,nöroloji ve psikolojinin muhteşem birleşimi.Bittiğine üzüldüğüm,keşke bitmese ve devam etse dediğim,700 sayfa da olsa büyük bir iştahla okuyacağım kitap.
Çok fazla ansiklopedik bilgi var, olayların akışıyla örtüşmeyecek şekilde bir ordan bir burdan doğrudan bilgi geliyor, ve sizin uzmanlığınız değilse hepsini aklınızda tutmak da bu şekilde zorlaşıyor, bazı cümleler yarıda kesilip devamı da gelmiyor. İçeriği bir kenara koyarsak kullandığı görsellerin de çözünürlülüğü düşük, özensiz duruyor. Kitabın yazılma amacını da anlamadım, wikipedia’dan kopyalanıp yapıştırılmış gibi, akademik bir şey beklemiştim sanrım, beklentimi karşılamadı, bitmesine 50 sayfa kala okumayı bıraktım.
Genel olarak, beyinle/hastalıklarla vs. ilgili bilgi almak için bence güzel bir kitap. Keza, sebep-sonuç bağlamasını çoğu zaman beğendim. Birkaç mesele aklıma takıldı sadece: Fazlasıyla yazım hatası ve türevleri var. İkincisi de, bu corona mevzusundan dolayı (Oytun hocanın covid-19 Türkiye'ye gelmez, yaza biter bu vesaire demesi) mı bilmiyorum, kitap sanki referansı az ve yeterince "gerçek" gelmedi. Ama ortalamada keyif aldım, ve güzel, yumuşak bir başlangıç bu konular için.
Çeşitli bilgilerin alt alta yazılıp piyasaya sunulması. Ticari amaç güdüldüğünü tahmin etmek zor değil. Faydalandım mı, hayır diyemem. Belki bir kaç cümle öğretici olmuştur. Ama genel olarak bilim insanlarımızın yazım - kompozisyon - amaç gibi konularda eksik kaldığı konusundaki düşüncelerimi pekiştirdi.
Oytun Erbaş'ın çıkarmış olduğu bu kitap bana göre her ne kadar güzel bilgilerle donatılmış olsa bile nörolojiye aç olan ben ve benim gibi insanlar için yeterli değil. Kitap keşke depresyonda yapıldığı gibi bazı bölümlerden tutulsa ve onlar da uzun olsa idi. Fakat bu olumsuzluklarına rağmen kitap ilgi uyandırabiliyor, sade ve anlaşılır. Beyine ilginiz varsa gayet hızlı bir şekilde okuyabilirsiniz.
Psikoloji öğrencilerine faydası dokunacak bir kitap. Fizyoloji ve dengi derslerin yüzeysel bir tekrarı gibi. Ayrıca psikolojiye ilgi duyan arkadaşlarında ilgisini çekecek konular işlenmiş. Önerilir. Kitaptaki araştırmalar için dipnot eklenseymiş daha tatmin edici olurmuş.
İnsanin özellikle bağımlılık gibi önemli sorunlarının farkında olmadan yaşadığını ve birçok insanın psikolojik sorunlarının farkında bile olmadan yaşadığını göreceksiniz.
Oytun hocayı youtube'daki ted talk videolarından tanıdım. Her ne kadar sonrasında gündüz kuşağı kadın programlarının müdavimi olduğunu fark ettiğimde biraz hayal kırıklığına uğramış olsam da bilimsel bilgiyi anlaşılır ve eğlenceli bir dil ile anlatmasından dolayı kendisini çok takdir ettim. Bu kitabı okurken de resmen kulaklarımda onun sesi yankılandı. Bence psikolojiye giriş dersi alan herkes bu kitabı okumalı. Zor anlaşılır fizyolojik psikoloji, beyin ve sinir sisteminin psikiyatrik hastalıklarla bağlantılı mekanizmasını günlük örneklerle destekleyerek anlatmasına bayıldım.
📽Kitapta da bahsi geçen 1975 yapımı Milos Forman’ın efsanevi filmi “Guguk Kuşu” nu mutlaka izleyin. Jack Nicholson’ın canlandırdığı bir ECT sahnesi mevcut. ECT, şizofreni tedavisinde başvurulan yöntemlerden biri olan elektrokonvulsif terapidir.Bu yöntemde beyne elektrik akımı verilerek hastanın geçici bir nöbete girmesi sağlanır. 🔎Kitap, sinir hücrelerinin nasıl çalıştığı,beyni uyarıcı maddeler, psikiyatrik hastalıklar ve tedaviler hakkında temel seviyede bilgiye sahip olmanızı sağlıyor. Özellikle örneklerle açıklanması kitabı akıcı bir hale getirmiş. Psikilojiye ilgisi olanlar kesinlikle sevecektir. 📌Kitapta ilgiyle okuduğum LSD’nin keşfini anlatan pasaj şu şekilde; “Kimyager Albert Hoffman aslında bir astım ilacı yapmak üzere yola çıkmıştır. Laboratuvarında ergot mantarı üzerinde çalışmalar yaparken, deney tüplerinden damlayan bir damla sıvı diline temas eder. Bu tatsız sıvının temasını önemsemeyen Hoffman bir süre sonra laboratuvarından ayrılır. Tarihe, Bisiklet günü olarak geçecek 19 Nisan 1943 günü, öğleden sonra bisikletiyle eve dönmek üzere yola çıkan Hoffman, o günü şöyle özetlemektedir:”Önümdeki her şey dalgalanıyordu, her şey içbükey bir aynadan yansıyan bozuk görüntülere dönüşüyordu. Sanki olduğum yerde pedal çeviriyor, bir türlü yol alamıyordum.” Hoffman eve vardığında öleceğini düşünür. Evdeki eşyalar sürekli hareket ediyor, bir anda karşısında tuhaf cisimler beliriyordu. Ertesi gün uyandığında yaşadığı tecrübeyi şu cümlelerle özetledi:”Sanki önümde yepyeni bir hayat uzanıyordu, sanki dünya yeniden yaratılmıştı.”
LSD ampulleri 1950’li yıllarda psikiyatrik ilaç olarak kullanılmış. Fakat 1960’lı yılların sonlarında intihar vakalarında görülen artış nedeniyle LSD yasaklanmıştır. LSD’nin Psikozu tetiklediği ve “Algı Dismorfizm” ine neden olduğu belirtiliyor
Beynimi gerçekten yaktı sayın yazar, sonradan Oytun Bey hakkındaki yazıları da okudum ve kafamda daha bir oturdu neden beynimin yandığı..
Bilimin insanlar tarafından anlaşılması önemlidir, daha bilimsel jargondan uzak şekilde belirli kavramların, hastalıkların anlatılması konusu gerçekten benim de ilgimi çekiyor. Fakat bu kitap o kitap kesinlikle değil.
Anoreksiya hastalarının %98inin kadın, %2’sinin homoseksüel erkek olması istatistiğinden yola çıkarak (referans yok), anoreksiyanın “kadın beyni hastalığı” olduğunu öne süren, belirli seviyede bir anksiyetenin beyin fonksiyonları için önemli olabileceğini çiçek abbastan saçma bir örnekle açıklayan yazar ayrıca kitabını alakasız, çözünürlüğü inanılmaz düşük resimlerle de doldurmuş.