Psikolojiye meraklı bir edebiyatsever misiniz? O zaman, Edebiyat Terapi tam size göre. Yazar kendi çocukluğundan, yaşamından kesitler ile öznel çelişkilerini samimi bir dille bizimle paylaşırken, Kafka’dan Dostoyevski’ye, Gide’den Camus’ya, Sartr’a edebiyatın köşe taşı yazarlarının yaşam ve yaratım deneyimlerinden yola çıkarak, Varoluşçuluk Felsefesi içinde kendi yolunu nasıl bulduğunu anlatıyor. Yine de kendisi de bir kadın olan yazarın, kitabında yalnızca Virginia Wolf ve Simon de Beauvoir’a yer vermiş olması beni biraz düş kırıklığına uğrattı. İster istemez yolumuzu bulmak için kadınlardan çok erkeklere mi bakıyoruz acaba, sorusunu sordum.
Öte yandan Edebiyat ve Terapi ufkumu genişletmedi desem bu kitaba haksızlık etmiş olurum. Mesela - cahilliğime verin - - bilinç eşiği denilen kavram üzerinde ben ilk kez bu kitapla birlikte ciddi ciddi düşünmeye başladım. Yine bu kitap, bilinçaltının o kadar da korkulacak bir yer olmayabileceği konusunda beni ikna etti. Bilinçaltında karanlıkta kalan taraflarımızın her zaman canavarca olması gerekmediği, ama o karanlıkla yüzleşip, orada bulduğumuz iyi kötü ne varsa aydınlığa çıkarmadan gerçek gücümüze ve kimliğimize kavuşamayacağımızı anlamamı sağladı. Sonuçta büyük sanatçıların, liderlerin ve topluma öncülük edenlerin gerçekten kim olduklarını keşfedebilmiş insanlar arasından çıktığı bilinen bir gerçek. Bilinçaltının karanlığı konusunda Jung okurken ne kadar tedirgin olduysam, bu kitabı okurken o kadar rahatladım. Son olarak kabuk kavramı üzerinde düşünmemi sağladı, Edebiyat ve Terapi. Kabuğundan çıkmak değiminin bugün kullandığımız anlamda çok daha derin bir anlamı olduğunu kavradım. Günlük hayatın dışına çıkıp kendinize psikoloji ve edebiyatın aynasından bakmak isterseniz, hiç durmayın. Çünkü bu kabuğunuzdan çıkmak ve gerçek kendinizi keşfetmek için attığınız ciddi bir adım olabilir.