“İnsan bazen hayatın zülüm ve kahrı karşısında kırıp mahvetmek, bütün engelleri altüst etmek için böyle bir kuvvete, böyle yok edici bir güce sahip olmayı istiyor, değil mi?
“Lydia, Miss Lydia, ben artık her şeyin bitmesini… Her şeyin mahvolmasını istiyorum.”
İş Bankası Yayınları'nın Türk Edebiyatı Klasikleri serisinden Safveti Ziya’nın okuduğum ilk ve tek kitabı Salon Köşelerinde; Batılılaşmanın etkisi altındaki neredeyse bir asır önceki Türkiye’de, hayatı yabancı ailelerin arasında ve ortamlarında geçen Şekip ve Lydia’nın aşkını anlatıyor. Kültür çatışmaları, aşk oyunları, uzaktan bakışmalar, flört, valsler, yemekli davetler arasında birbirlerini tanımaya, birbirlerinin olmaya çalışan bu iki gencin yaşadığı duygusal çalkantıları dönem Türkiyesinin çatısı altından mükemmel bir anlatımla aktarıyor yazar. Ziya’nın kelime seçimleri ve kıymetini yitiren, günümüzde yavaş yavaş yok olan kelime seçimleri bu kitabı muazzam lezzetli hale geliyor:
“Birbirimizi tecrübe ediyorduk, daha yekahenk, yekvücut olamıyorduk…”
Ah o eski aşklar gibi ifadeleri kullanmaktan hoşlanmasam da Şekip ile Lydia’nın sözlü danslarının beni fazlasıyla etkilediğini söyleyebilirim:
“Benim kalbimi parçaladınız, yırttınız da bir şey demedim, sizden nefret etmedim de şimdi mi nefret edebileceğim?”
“ Ben hissiz, kalpsiz bir kızım; böyle hissi, ulvi, şairane sözleri anlayamam!”