Dünyayı değiştiren düşünürleri yakından tanımak, ortaya koydukları muazzam eserlerden yapılmış seçkilerden hareketle düşüncelerine nüfuz etmek isteyenlerin her zaman ellerinin altında bulundurmaları gereken bir yapıt.
İlk ciltte Hint Vedaları’ndan başlayarak Kadim Çin, Antik Yunan, Roma ve Rönesans Avrupa’sına kadar getirilen seçki, ikinci ciltle de sürdürülüyor.
Rönesans’tan Aydınlanma çağına kadarki dönem, insanlık tarihinde sadece modern felsefenin doğuşunu muştulamıyor; aynı zamanda yığınların etkin bir şekilde katıldığı devrimler çağını da haber veriyor.
Sadık Usta, 16. yüzyıldan başlayarak 18. yüzyılın sonlarına kadar uzanan bu eserde, Rönesans ve Aydınlanma’ya yol açan toplumsal koşulları, dünyayı değiştiren düşünür ve filozofların yaşamlarını ve eserlerini özgün sunuşlarla inceliyor.
İkinci cildin kapsamı şöyle: Bodin, Bruno, Bacon, Galileo, Campanella, Hobbes, Descartes, Milton, Spinoza, Leibniz, Meslier, Montesquieu ve Locke.
Stuttgart ve Frankfurt üniversitelerinde tarih ve siyasal bilgiler fakültesinde okudu. Yüksek Lisans tezini, “Türk Devriminin Ütopyaları” üzerine yaptı. 2002-2004 yılları arasında Ulusal Kanal televizyonunun ve Aydınlık dergisinin dış haberler bölümünü yönetti. Ulusal Kanal’da iki yıl boyunca yayınlanan “Kitap Dünyası” programını hazırladı ve sundu. Başta Bilim ve Ütopya dergisi olmak üzere birçok dergi için felsefe, ütopya ve sosyalizm tarihi üzerine çok sayıda makale kaleme aldı.
Serinin birinci ve beşinci ciltlerinden sonra kronolojik olarak devamı olan ikinci cildi ile devam ettim. Bu kez ilk iki kitapta hoşuma giden özgünlüğü yakalayamadım. Biyografiler, üzerinde yeterince çalışılmamış gibiydi ve yoğunluktan yoksundu. Bertrand Russell'ın felsefe tarihini okuduktan sonra insan anlatımın önemini çok iyi kavrıyor. Kitapta Avrupa'nın 16-18. yüzyıllar arasındaki durumu her bölümde tekrar tekrar anlatılmıştı örneğin ve biyografi başına yaklaşık beş sayfa ayıran bu kitap için hatalı bir sunum şekliydi bence.
Tamam filozofları ve felsefelerini sol eksenli yorumlarla okumak farklı bir deneyim olabilirdi. Benim umduğum da buydu. Ancak bu yorumların "falanca filozofun ütopik sosyalizme uygun görüşleri vardı" veya "falanca filozofun sosyalizme yakınlığı yoktu" şeklinde derinliksiz olmasını beklemiyordum. Bir örneği özellikle yazmak isterim. Leibniz'in biyografisinde ütopik sosyalist projeleri olduğu yazıldıktan iki paragraf sonra onun kapitalist üretim ilişkilerini savunan biri ve burjuva sınıfıyla feodallerin safında olduğu söyleniyor.
İngilizlerin sevmediği despot Oliver Cromwell'in adaya cumhuriyet getiren bir devrimci olarak anılması ve sık sık övülmesi de kitabın altını doldurmadan savunduğu bir başka mesele. İnsanlar kralsız geçen o süreçten ne kadar nefret etmişlerse artık hala daha kraliçeleri var ve büyük bir saygı gösteriyorlar.
Güzel bölüm yok muydu peki? Jean Meslier'yi bu kitap ile tanımış oldum. Hem biyografisini hem de seçilen pasajlarını beğendim. Bu katkısı için kitabı okuduğuma pişmanlık hissetmiyorum ve serinin kalan iki cildini de okuyacağım.