Kocası tarafından terk edilen Sibel altüst olmuştur. Geçimini sağladığı düğün fotoğrafçılığından bezmiştir. Eğitimini aldığı heykeltıraşlığı yapmamaya da adeta yeminlidir; çocukken kendisini ihmal eden ve üstüne gizemli bir cinayete kurban giden heykeltıraş babasından nefret eder çünkü!
Hayatının mahvolduğuna inanan Sibel’in fotoğraf çekimlerinden birinde pelüş bir Panda belirir. Nereden geldiği belli olmayan karizmatik Panda, Sibel’i bambaşka bir gerçekliğe taşıyacaktır...
Mizah, gerilim ve gerçeküstü öğelerin uyumla buluştuğu Ben, Babam ve Diğerleri günümüz edebiyatına taze bir soluk...
Göktuğ Canbaba, 1981 yılında Ankara’da doğdu. 2006 yılında Anadolu Üniversitesi Basın-Yayın Bölümü’nden mezun oldu. Lisans öğrenimini “Şarap ve İnsan” adlı belgesel fotoğraf projesiyle tamamladı. Uzakdoğu’da uzun soluklu birçok seyahate çıkıp kişisel fotoğraf projeleri üzerine çalıştı. İlk romanı olan Ozanın Şarkısı 2007’de yayımlandı. Tılsım-ı Kudret 2010’da, İşeyen Atmaca 2013’te, Ayyaş Buda 2016’da raflardaki yerini aldı. Öykü Gazetesi, OT, Dünyanın Öyküsü, Vagon, Yabani gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. Aynı zamanda çocuklara da yazan Göktuğ Canbaba’nın Fener Balığının Kayıp Işığı, Valizdeki Kedi, Arayış Ormanı adındaki eserlerinin de aralarında bulunduğu Doğan Egmont’tan çıkan yirmi çocuk kitabı var.
“İnsanlar parçalara ayrıldığında farklılıkların ortadan kalktığını görüyorum. İnsanlar belki de yok olduğunda, diyorum yutkunmaya çalışırken, insanlar belki de yok olduğunda gelecek mutluluk.”
Göktuğ Canbaba ile tanışma kitabım Ben, Babam ve Diğerleri. Duyarlı, farkındalığı yüksek ve dünyada olup bitenlere gözlerini kapamayarak kendine dert edinen cesur bir kalemden, zihinden çıktığını hissettirdi bana.
Metnin sonuna dek tırmanan gerilim ve gizem de epey başarılıydı.
Yazar kardeşim Göktuğ Canbaba hakkında söylenebilecek, söyleyebileceğim çok şey var. Ve ne mutlu ki kendisini fazlasıyla tanımaktan, eserlerini bilmekten dolayı ona layık, subjektifliğe bulanmamış bir bakış açısına sahip olabilmeyi başarabildim. Her seferinde kendini yenilen, ne kendine ne başkasına karşı insani, mesleki bağnazlığı olmayan bir gezgin, yolcu kendisi. Bu yaptığı her çalışmada olduğu gibi edebiyatına da yansıyor. Tanıdığım yelpazesi en geniş, hitap ettiği kitle yediden yetmişe yayılan, ilhama açık ve çalışkan, üretimleri başarılı yazarlardan ayrıca güzel insanlardan biri o. Yoğurduğu şeyi fırına verirken bile potansiyeli yüksek, düzeltilmesi fazla gerekmeyen şeyler pişiriyor. Bu kitapta da aynı tadı aldım. Edebi mutfağı çok çeşitli ve lezzetli. Göktuğ'u rahat bırakıp son kitabına geçelim; "Ben, Babam ve Diğerleri" üretim aşamasına şahit olduğum, önceden okumasını yaptığım bir eseri. O zaman da etkilenmiş ve hayal dünyası ile gerçekliği ören zihnine bir kez daha hayran olmuştum. Gündelik hayat ve illüzyon arasında geçen acı gerçekler, çatışmalar, mutluluk ve mutsuzluklar çok kısa sürede, merakla bu kitabı okumanızı, bitirmenizi sağlıyor. Spoiler vermemek için sanırım susmalıyım. Bu arada ek bilgi; Göktuğ aynı zamanda yetenekli bir fotoğraf sanatçısı, geçmişinde düğün fotoğrafları çekmişliği de var. Aktardığın hikayelerin çoğu gerçekliğinden süzülüp geliyor. Anlatımındaki güç? Sizi daha da içine alan saf dil? Komedi ve gerilim arasında satranç oynayan kıvrak oyunlar? Her istediğiniz Göktuğ Canbaba külliyatında ve dolayısıyla bu kitapta var.
Bayram tatilinin incisi bitti. Göktuğ Canbaba döktürmüş yine. Bir beyin düşünün çocuklara parlak, renkli, masum masallar yazarken bir yandan da insanın karanlık çukurlarına yolculuk yapabilecek. Hem de bu yolculukta insan denilen varlığı eleştiren metinleri okurken kıkırdamaktan kendinizi alamayacaksınız. Bazı paragrafları, bazı cümleleri betimlemelerin güzelliklerine kapılıp tekrar, tekrar okuyacaksınız. Türkiye edebiyatında kendine has çok değerli bir yeri var Göktuğ Canbaba'nın. Umarım bu hazinenin parıltısını ülke dışından da görecekler bir gün. Özellikle bu roman için Japon anime ustalarının dikkati çekilmeli. Çünkü hikayenin içindeki Panda okuyanları (ve ileride izleyenleri) kendine bağlayacak. O konuştukça, ona karşı çıkamayacak, kıkırdayıp onu onaylayacaksınız.
Lamba cini dileklerimi sıralamamı isteseydi; birinde Göktuğ Canbaba ile daha önce tanışmış olmayı dilerdim. Akıcı dili, mizahi öğeleri ve şahane betimlemeleriyle beni içine çeken bir kitaptı. İçinde bulunduğumuz şartları tokat gibi yüzümüze çarpan Sibel ve Panda’nın iç yolcuğu o kadar sürükleyiciydi ki bırakamayıp sabahın ilk saatlerinde bitirmem de bunu onaylıyor sanırım. Kalemine, yüreğine sağlık Göktuğ Canbaba.
Genelinde ya da sayfasının birinde kendinizden bir iz, bir his, bir düşünce, bir hayal bulacağınız, okurken yazarın ustalıkla kullandığı kelimelerin arasında kaybolacağınız bir kitap. Gerçek ve gerçek olmayan öğelerin ortasında kalıp gerçek olmayanların kurgusunun üzerinde düşünürken, bu öğelerin hayali bir yaratımdan daha fazlası olduğunu ve dışa vuruluşu simgelediğini görünce hikayenin daha da derinleştiğini fark edeceksiniz. Toplumsal dünya, toplumsal dayatmalar, öğrenilmiş kalıplar, öğrenilmiş duygular, insan ilişkileri gibi birçok alanı ve hayatınızı sorgularken bulacaksınız kendinizi. Kitabı okurken Sibel’le birlikte sinirlendiğinizi, onun yapmak istediklerini sizin de yapmak istediğinizi, Pandayla kahkaha attığınızı ve en önemlisi kendinizle konuşmaya başladığınızı göreceksiniz. Akıcı dili, betimlemeleri, benzetmeleri ve örnekleriyle bakış açınızı derinleştirirken sadece kurgusuyla değil anlatımıyla da hayal dünyanıza zenginlik katıyor. Ayrıca, Göktuğ Canbaba’nın başarılı bir fotoğraf sanatçısı ve iyi bir gözlem yeteneğine sahip olması da ayrıntılı hayal kurmamızı sağlıyor. Bu kitap, bir kez okuyunca arada bir dönüp bakacağınız kitaplar arasında olacak. Şans vermeye değer.
Kendi keyifli, dili keyifli güzel kitap. İnanılmaz akıcı ama siz tadını çıkara çıkara okuyun derim zira ben bazı bölümleri pek çok kez okudum. Okurken dilin doğallığından müthiş keyif alıp yer yer hunharca gülerken aynı zamanda aşırı havalı bir panda beyle hayatın pek çok noktasını sorgularken buldum kendimi. Bu noktada bir pandanın, bir pandadan çok daha fazlası olabileceğini açıkça gösteriyor Göktuğ Canbaba bizlere. İnsan ilişkileri, çocukluk evresinin bilinçaltına etkileri, toplumsal dayatmalar, insanın doğayla olan bağı, aşk, sevgi ve aslında sevgisizlik, kendini bulma gibi daha birçok oh be ne güzel bir kitap olmuş diyebileceğiniz konuyu barındırıyor içinde. Edebiyatımıza taptaze ve unutulmayacak bir nefes oldu fikrimce. Okuyun, okutun. Pişman olmayacağınızı düşünmekteyim. 🌸
Kısmen tahmin edilebilir sonunu sevmesem de finalin bağlandığı diğer yer etkileyiciydi. (Spoiler vermeme çabası:) ) Az karakterle, temel bir çatışma içerisinde kompakt bir roman. Ama çok fazla anlatım bozukluğu var, dil kullanım yanlışları biraz göz tırmalıyor.
“Ben, Babam ve Diğerleri” film noir tadında bir öykü. Zira kendi içinde bir sinematografi de barındırıyor bence. Kitap eşi tarafından aniden terk edilen Sibel’in anlam dünyasının yıkılması ve onu yeniden inşa etme (ya da edememe) sürecini konu alıyor. “Travmalardan öğrenmek” sinema ve edebiyatta hep ilgimi çeken bir konu olmuştur. Kişinin kendini var ettiği dünyanın zemininin aniden kayması ve bu zeminsizliğin kişinin kendisini bulmaya itmesi yani.. Peki içimizdeki bu karanlık dünyayı araştırmaya ne kadar cesaret edebiliriz? Ettiğimizde bulduklarımızla yüzleşebilecek miyiz? Tüm tortulardan kurtulduğumuzu varsaysak da anne ya da baba figürünün üzerimizdeki etkisi ne kadar güçlü? Kitap bu ve benzeri sorular etrafındaki akıcı kurgusuyla hızlı ve rahat bir okuma sunuyor. Yer yer ödipal/freudyen alanlara girmekten çekinmiyor. Arkaplanında tüm keşmekeşiyle ve bireyciliği tek yol olarak sunan kaotik düzeniyle İstanbul’un bulunduğu kitapta, rastladığımız sürpriz mizah durakları karanlık atmosferi aniden dağıtabiliyor. Yine sürpriz bir sonla okuyucuya kişinin kendinden kaçabilme ihtimali üzerine sert bir ders veriyor. Aslında hepimiz geçmişimizi geleceğe sürükleyen faniler miyiz cidden? Daha da önemlisi burada bize yol gösterecek peluş bir pandaya ihtiyacımız olabilir mi?
Her sayfasında kendimden bir şey bulduğum, yer yer gülüp zaman zaman gözlerimin dolduğu sanki benimle aynı şeyleri yaşamış bir arkadaşımın yaşadığı hikayelerini dinliyormuşum gibi hissettiren sıcaaaacıkkk bir kitap olmuş. Her sayfasında altını çizgi çekmedik istediğim sürekli fotoğraflayıp paylaşmaktan kendimi alı koyamadığım ama kıyamadığım.. sanki arkadaşınızla dertleşiyormuşçasına sıcak, her betimlemesi etkileyici en az birtanesi hep düşündüğünüz bir şeymite ifade edememişsiniz gibi işte onu sevgili Canbaba yapmış... Herkese keyifli okumalar dilerim. ❤️
Göktuğ Canbaba'nın kurduğu cümlelere bayılıyorum. Dili o kadar akıcı, anlatımı o kadar güçlü oluyor ki kurgu ister istemez sizi bambaşka bir mekana sürüklüyor. Sibel'in hayatına giren Panda'nın kurduğu cümlelerin çoğunda kahkahayı bastım. Yer yer kendime pay çıkartarak dersler de çıkarttım. Haliyle de eser beş yıldızı sonuna kadar hak etti. Kalemine sağlık Göktuğ.
Ben, Babam ve Diğerleri |4/5| Göktuğ Canbaba, modern edebiyatımızın underrated kalmış yazarlarından biri diyebilirim. Kitaplarının hakkı yeterince verilmiyor gibi hissediyorum. Belki de ben yazara hakkının verildiği bir çevrede yaşamıyorumdur, neyse. Önemli olan, beklediğimden daha iyi bir kitap bulmuş olmam ve yazarın beni hayal kırıklığına uğratmamış olmasının mutluluğuna ulaşmış olmam. Kitapla ilgili ilk söylemek istediğim şey kapağı hakkında olacak. Kitabın kapağını kitabın içeriği ile bağdaştıramadım. Bu kitaba layık daha güzel bir kapak seçilebileceğini düşünüyorum. Kitabın içerisindeki metin için bu çok önemli olmasa da, kitabı bir bütün olarak ele aldığımızda önemli olduğunu düşünüyorum. Kapak hakkında söyleyeceklerimi söylediğime göre, kitabın içerisindeki metin hakkında konuşmaya geçebiliriz. Hayatın uçurum kenarından hayata bir şekilde tutunmaya çalışırken kaderin çekici tarafından tüm parmaklarına teker teker vurulan, hayata tutunma işini pek de başarıyla sürdüremeyen Sibel’in hikayesini okuyoruz kitapta. Kocası tarafından terk edilen ve düğün fotoğrafçılığı ile uğraşan ana karakterimizin hayatını değiştiren şey bir panda olur. Mesleğini icra ettiği sırada gözleri önünde beliren gizemli bir panda belirir. Üstelik karizmatik de bir havaya sahip olan Panda, Sibel’in o ana kadar çatlakları biriktirerek geldiği gerçeklik camını kıracak son çekiç darbesi oluverir. Kitabın en fantastik kısmı bu Panda gibi görünebilir ama hayır, kitabın en fantastik yanı bence, kitabın aslında en olağan ve en tanıdık yanı. Düğünler; gelin, damat, çiçekler, kaynanalar vesaire. Yazarın düğün kavramına ait olan genel tiplemeleri kitaba yansıtış şeklini oldukça beğendim. Fotoğraf çektiren gelin ve damatları öyle bir yansıtmış ki, fotoğraflarını çeken siz olmasanız bile bir tokat atmak istiyorsunuz. Benim bu konudaki öfkemi tetiklemeyi başarabildi yazar. Buradan tüm düğün fotoğrafçılarına kolay gelsin dileklerimi sunuyorum. Yazarın tebessümlü bir anlatımı var. O ne diyeceksiniz doğal olarak. Yani, yazarın yazarken en azından ufak bir tebessüm duyduğunu hissettim anlatıda. Karakterlerden ve olaylardan bağımsız bir anlatıcı olsa da söz konusu anlatıcı, tıpkı yalnızca dinliyor olsanız bile konuşurken birinin gülümsediğini anlayabildiğiniz gibi yazarın da yazarken kitabın genelinde yüzünde bir tebessüm olduğunu hissediyorsunuz. Ben hissettim en azından. Babam ve diğerleri hakkında bir fikrim yok. Fantastiklik derecesi absürt bir komedi filmi derecesinde. Göklerden dünyaya ahtapot robotlar inip suyumuzu çekmeye çalışırken gizemli panda silahlarıyla beraber dünyayı savunmuyor ama ortada olağandışı görünen bir gizem var. Bu gizemin bağlandığı yerden ziyade, sonuca giden yoldaki karakterlerin etkileşimini sevdiğimi söyleyebilirim. Gizemin sonucu bence tahmin edilebilir, en son kısım ise biraz fazla hızlı atlanmıştı bence. Yine de benim için keyifli ve eğlenceli bir okuma oldu. “Çerezlik” ibaresinden itinayla kaçtığımı belirtmek istiyorum, siz de bu kitaba öyle bakmayın lütfen. Lakin boş ya da hoş bir kafayla gülüp eğlenmek için okuyabileceğiniz, güldüğünüz kısımları kendi gizemli pandanıza göstererek beraber gülebileceğiniz bir kitap. Bence daha çok değer görmeliydi bu kitap. Hikayenin bittiği noktadan devam kitabına pek ihtiyacımız yok aslında ama olursa kesinlikle hayır demem, çıktığı gibi alıp okurum. Bu kitaba kıyasla farklı bir kitap olur ama yine de vaat ettiklerini yerine getireceğinden emin olabileceğim bir kitap olur. Fazla varsayımsal bir paragraf oldu bu sanki. Bir kampanya vasıtasıyla edindiğim için fiyat/performans konusunda beni yeterince tatmin eden bir kitap oldu. Uçuk kaçık fantastik aramayan ve biraz mizahi yaklaşımlı bir kitap okumak isteyenlere önerebileceğim bir kitap, Ben, Babam ve Diğerleri. Herkesin pandalarla güzel vakit geçirebileceği güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
Bir erkek yazarın kadın kimliğine bürünüp onun diliyle konuşması ve onun kalbinden yaşadıklarını anlatabilmesi hiç kolay bir şey değil. Ustaca bunu başarıp, ilk satırdan itibaren okuyucuyu içine çeken, Göktuğ’un yaratıcı, kendine has keyifli üslubuyla ve zekice dokuduğu kurgusuyla, bittiği anda dünyayla bağımı yeniden sağlamak için çaba harcadığım, “Ben, babam ve Diğerleri” kesinlike tekrar tekrar okunabilecek bir kitap. Hem bitirmek isteyip, hem bitmesin diye uğraştığım bir sabah “Güneş’e gidiyorum” bölümü ile ilk defa kitap okurken rüya gördüm desem yalan olmaz. İçinde bulunmak istemediğimiz ama kanıksadığımız hayatı gerçekten rahatsız edici ama bir o kadar da lezzetli metaforlarla suratımıza tokat gibi çarpması tadından yenmez bir hale getiriyor kitabı. Her koku üstüme sindi, her içkiden ben de tattım, o binaları gördüm ve sokaklarda yürüdüm. Her çekime Kamber gibi katıldım. Bittiğinde bir süre kendi gerçekliğime dönmekte zorlandım. Üniversite hazırlıkta tanışıp, yıllar sonra (muhteşem kitaplarından biri olan) Tılsım-ı Kudret ile tekrar karşılaştığım, paralel evrendeki en üşütük arkadaşım, yazmayı hiç bırakma ve bizi satırlarının sürprizli sokaklarında tekrar tekrar keşife çıkar. Cansın.
Yazarin çocuk kitapları ve ayyaş buda'dan sonra cok farkli bir anlatim sekliyle karşılaşıyorsunuz. Aslında biraz daha gercekci ve sasirtici taraflari var.Hayatin bazen cok icinden;hayal kırıkliklari,acılar ,gerginlikler,gerceklerle yüzlesebilme ,mutluluklar vs...
Gercekle gercek olmayanı ayırt edemiyorsunuz kitap bitene kadar bu sürec devam ediyor,inanılmaz sürükleyici ve şaşırtıcı.. Bir de panda var:) sanıyorum panda'ya aşık oldum:) bence her eve ve herkese lazım olan güzel keyifli bir hayat arkadaşı, yoldaş . kitap'a devam ederken acaba panda yanimda mi diyebiliyorsunuz..hatta panda'nın gitmesini istemiyorsunuz. tavsiye edilebilicek basarılı bir kitap.tebrikler🙏
Sibel karakterinde kendimle özdeşleştirdiğim bir nokta bulunca (günlük hayatı aksatan ve zorlaştıran insanlardan nefret etmesi gibi) daha da keyifle ve merakla okudum :) hikayenin başından sonuna kadar tüm betimlemelere bayıldım. (Güneş'e gidiyorum) Özellikle syf 61-62 Panda ve Sibel'in diyaloglarında Panda'nın ilişkileri kızağa benzettiği bölüm çok çok güzeldi. Emeğe sağlık 🙏
Okurken maddenin üç hali arasında gidip geldiğim, Güneşe gidiyorum bölümünü tekrar tekrar okudugum Son bölümünde nefesimi tuttugum, Göktuğ Canbaba’nın canına sağlık dediğim kitap
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yazarı tanımadan, kitap hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan okudum. Yer yer akıcılıkta sorun yaşasa da; mizah dozu yerinde, finale doğru artan gizem ve gerilime sahip, bir hesaplaşma romanı.
Baba-kız hikayesinden çok, ana karakter Sibel'in kendiyle hesaplaşması daha çok ilgimi çekti. Bir de Panda karakterinin, hikayeye Fight Club sosu katması gülümsetti.
Bir solukta biten kitap:) Karakterler, yaşananlar, anlatılanlar o kadar yakın ve o kadar hayatımızın içinden ki kitap tabiri caiz ise "sarıyor" elbette. Kendini merak ettirdi, bolca kahkaha attırdı, düşüncelere sevk etti ve bence en önemlisi ortalıkta dolaşan acayip bir pelüş pandayı yadırgamadım ve hikayeye bir an bile yabancılaşmadım. Göktuğ Canbaba inanılmaz akıcı yazmış, güzel kurgulamış. Metaforlar çok başarılı. Çok eğlendim, sabah evden çıkışımdan itibaren insanları yargılarken kendi kendimin ne halde olduğunu bir kere daha gözden geçirdim. Göktuğ Canbaba'dan okuduğum ilk kitap Tılsım-ı Kudret'ti. Türe yabancı bir okur olarak burun kıvırarak başladığım kitabı bir solukta bitirmiş ve kendime yeni bir okuma yolu açmıştım sayesinde. Yıllar sonra kendisini belirli türlere sıkıştırmadan, harika bir yolda ilerlediğini görüyor ve bir okur olarak devamını da sabırsızlıkla bekliyorum.
Göktuğ seni çok eskilerden tanırım. Çocuk kitaplarını Migros’tan alırdım hoşuma giderlerdi. Bu kitap bi tek şeyiyle güzel o da çektiğin kapağı. Geri kalan özensiz, derin değil, bir bırakabilsen fotoğraflara akış gelecek inanıyorum.
çocuk kitaplarından tanıdığım yazarın bu kısa romanı son derece sürükleyiciydi benim için. tek takıldığım nokta romandaki gerçeküstü öğeler oldu. onlar olmasaydı son derece ayakları yere basan bir roman diyebilirdim. hepimizin yaşamından bir köşe var kitapta.