“Artık insan olmayacak ve korkmama gerek kalmayacak.” Sadece canlı, sadece kendisi, kendisiyle eşit ve kendinden ibaret oluşun bilgisiyle kuşanmadan, bir yanıyla salt var oluşa, bir yanıyla çaresiz yok oluşa koşan Resul, dil’in içinde bir dil, ev’in içinde bir ev kuruyor: Durmadan devinen, dönüşen ve her şeyi şekillendiren bir dünyada, “hayatta ve bilmede” daima başladığı yere dönmeye mahkûm o varlık, gerçek olanın tekinsizliği gerçekdışının açık seçikliğinde bedeninin ve aklının sınırlarını zorluyor.
“Hiçbir şeyi netleştiremiyor, hiçbir şeyi sabitleyemiyor, durmadan çırpınıyorum. Durmadan her şeyde başa dönmek ve sonuna kadar bilmek istiyor, her seferinde anlamayı bitirdiğim şeylerin değiştiğini ve o ana dek yaptığım her şeyin boşa gittiğini görüyorum. Bundan yorulmak bir işe yaramıyor. Hayatta ve bilmede her an yeniden başa dönmek gerekiyor. Bundan vazgeçmek mümkün değil, o tuhaf sarsak aklım söz dinleyesi değil, yapıyor. Bana düşen onun sonu gelmez tartışmalarına ve durmadan değişen yeni duruma uyarlanma çabalarına kahramanca tahammül etmek.”
1965’te Amasya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Üniversiteyi politik nedenlerle bırakmak zorunda kaldı. Yine aynı nedenlerle 10 yıl cezaevinde kaldı. İlk şiir kitabı Madde Kara 2004, ilk romanı Resul 2006, Gecedegiden 2011 yılında yayımlandı. Evli ve iki çocuk babası olan Kıran halen İstanbul’da yaşıyor.
Okumanın üzerinden yirmi dört saat geçmesine rağmen kafa karışıklığım giderilemedi. Bu nedenle romanla ilgili "iyi" ya da "kötü" gibi acele yorumlar yapmak istemiyorum. Yıldızlardan birini alıkoydum şimdilik, iade edebilirim sonradan. Bende yıldız kalmasından hoşlanmadığımı cümle alem biliyor zaten.
Kapalı bir anlatım, kendini kapatmış bir karakter. Adı Resul olan biri için bu tercih yadırganmayabilir. Bir peygamberden ziyade bir çileci gibi. Bedenine yapılanları çok mesele etmiyor. Bazı noktalarda direniş gösteriyor oma orantısız bir güç olduğunda. Mesela alıntıdaki karıncalara karşı gösterdiği mücadeleyi işkencecileri karşısında sergileyemiyor:
"Her yanıma güçlü ısırışlı kanatlı karıncalar dadanmıştı. Tadını pek beğendikleri kurumuş kanımdan parçadan kopartıyorlardı, kanca takabilenler de etimden. Bu becerikli mahlukatın önceden hazırlanmış gibi görünen saldırısı karşısında kendimden geçtim. Kısa haykırışlar beddualar organlı küfürler biraz kusmak ve kendini döver gibi hareketlerle her yanımı sarmış bu mahlukatlara vurmak; ama bütün bunlar beni henüz bu yoğun taaruzdan kurtarabilmiş değildi. Ben de ellerimle yapamadığımı toprağa, o oturaklı kütleye yaptırmak için sürtünmeye başladım. Tam bir katliamdı başlattığım. Bana musallat olan karınca sürüsü ölülerini bile almadan yığınlar halinde savaş alanını terk etmeye başladı. Muzaffer bir komutanın yapacağı biçimde uzaklaştırmalarına izin verdim. Ama bu uzun yürüyüş, küçük tıkırtılı ayakların saf dokunuşu tahrik ediyordu beni. Dayandım." (sayfa 91)
Felsefesi bildik Herakleitos diyalektiği. ""Hiçbir şeyi netleştiremiyor, hiçbir şeyi sabitleyemiyor, durmadan çırpınıyorum. Durmadan her şeyde başa dönmek ve sonuna kadar bilmek istiyor,her seferinde anlamayı bitirdiğim şeylerin değiştiğini ve o ana dek yaptığım her şeyin boşa gittiğini görüyorum. Bundan yorulmak bir işe yaramıyor. Hayatta ve bilmede her an yeniden başa dönmek gerekiyor. Bundan vazgeçmek mümkün değil, o tuhaf sarsak aklım söz dinleyesi değil, yapıyor. Bana düşen onun sonu gelmez tartışmalarına ve durmadan değişen yeni duruma uyarlama çabalarına kahramanca tahammül etmek tahammül etmek." (sayfa 84)
Tahammül edelim ama bunu bence edilgen bir tavırla değil, değişimi yaratacak gücü biz de kendimizde bulalım. Yoksa diğer hayvanlardan bir farkımız kalmaz. Esas olanın kendini adamak değil değişime ayak uydurmak olduğunu söylüyor ama pratikte bu böyle gerçekleşmiyor. Biz okurların Resul'un havarisi olma yolunda taşıyacağımız çok bir şey göremedim açıkçası. Çünkü Resul'dan dışarıya taşan iletiler fazla yok, değişim felsefesi ile bedenden vazgeçme felsefesi dışında, en çok karşılaştığımız şey ise Hüseyin Kıran retoriği. Alıntılarda da bu kendini gösteriyor zaten...
Hüseyin Kıran ile tanışma, anlaşma ve bakışmamız hızlı gelişti biraz, bu üçüncü kitabı oldu okuduğum. İlki Yaşamak- Bir Çaba'ydı, ikincisi de Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor.
Üç kitapta da ortak olan ve beni etkileyen şey; karakterlerin tutkun ve tutuk barınak-sığınak-oyuk arayışları, ayarışlarında pusula belledikleri hezeyanlı akıl yürütmeler ve bu akıl yürütmeleri bize aktaran dlin Hüseyin Kıranca kullanılışları oldu. Karakterleri oyuk arayışlarına iten, kaçışı zorunlu kılan bedenin yetersizliği ve fazlalığı hissi de tanıdık geliyor bana, sevmem için bu da büyük bir etken- duygusal ve düşünsel yönelimlerimiz kesişiyor bir yerlerde.
Resul'ü okuduğum diğer iki kitabından ayıransa karakterlerin çeşitliliği; diğer iki kitapta merkezde tek karakter ve bunu yanında belirli belirsiz görünen birileri vardı. Bu yüzden diğer iki kitap, anlatıcının bilgece düşüncelerin ardından bir şekilde sabuklamaya yönelen eylemleri şeklinde ilerliyordu. Resul'de ise yan karakterlerin (yine düşünce boyutunda da olsa) oldukça aktif bir etkisi ve katılımı var anlatıya. Ve ben bu karakterlerin etkisinden pek hoşlanmadım. Çünkü yer yer üslubu yolundan saptırmış ve arabeske kapı aralamışlar. Hiçbir ışığın, hiçbir gözün, hiçbir besin maddesinin ve akımın erişmediği ine giren yabancılar, sadece Resul'u değil, beni de sonsuz bir huzursuzluğa sürükledi. Bu yüzden diğer kitaplardan aldığım tadı, arabeske kaçan eğilimlerden dolayı Resul'de alamadım.
Velhasıl kelam, bir kitap okurken içeriğe ve olay örgüsüne daha düşkünseniz Hüseyin Kıran ile tanışmak için Resul iyi bir başlangıç olabilir. Hikayeden ziyade edebi biçim ve dil üzerinde sıradışı oynamalardan zevk alıyorsanız da; Hüseyin Kıran'ın özellikle son birkaç bölümünde dili inanılmaz eğip büktüğü Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor güzel bir başlangıç olacaktır derim. Dil hamur gibi bir şey, onunla hep patatesler ve yuvarlaklar yapabileceğimiz gibi, daha önce hiç yapılmamış şeyler de deneyebiliyoruz. Bazı yazarlar o hamuru yoğurarak, aklımıza bile gelmeyen şekil, biçim, renk ve tatlarda şeyler gösteriyorlar. Hüseyin Kıran da benim için bu yazarlardan birisi. Resul'e yorum yaparken, başka bir kitaba yorum yazmaya başladım sanırım, burada bitiriyorum :)
Önce Molloy, sonra Dönüşüm okuyor hissi veren; kapalı anlatımı şiirsel bir dile evrilmiş nefis bir kitaptı. Kapalı anlatımın neredeyse kitabın sonuna kadar sürmesine, ne oluyor ne bitiyor kavramanın güç olmasına rağmen bu kadar akıcı olmasına şaşırmadım desem yalan olur. Yalnız dili için bile okunabilir.
Kırık kemiklerin, salya ve tükürüklerin, kanın arasında bir Resul. Ben olmanın, diğer bilinçlerden kopup neredeyse hayvana denk bir oluşa sığınmanın peşinde.
Virgül kullanılmamış cümleler içinde boğuldum, kitabın sonunu getiremedim bile. Tamam, kitap içerik açısından bu dille yazılmış olabilir ama bu kesinlikle okuyucu dostu bir şey değil. Okuduğum ikinci Hüseyin Kıran kitabı oldu Resul. Sonuncusu olduğunu da kesinlikle söyleyebilirim.
“Bu, sadece bir tek şey olmanın öyleceliğiydi. O bir ağaçtı, öyleyse sadece ağaç olmalıydı ve bundan başka hiçbir şeyle ilgilenmemeliydi. Tabiatında durmak vardı ve yürümeye çalışmamalıydı; çalışmamıştı da. Tabiatı doluluktu, doluydu. Tabiatında pes etmemek vardı, pes etmiyordu. Uzlaşmamıştı. Uzlaşmak, kendinden başka varlıklar kendilerini dayatınca onlara doğru evrilmek ve benzeşmek, onların onay ve inayetiyle artık varlığını sürdürmekti, bunu asla yapmamıştı. Kendisi hakkında hiçbir çelişkiye düşmemiş, ölmek ve varlığını sürdürmek dışında ikilemde kalmamıştı. Sadece ağaç, sadece canlıydı.
Bu soylu ve gurur dolu ağaç karşısında tek yapabildiğim yarılan başımı ellerimle bastırmak olan ben, onun bana söylediği gibi ayağa kalkıp yükseleceğime, önünde eğildim. Keşke bir ağaç olabilseydim. Ama galiba bu da benim doğamdı. Kendime lanet ederek ona sokuldum. Bir kısmı toprağın üstünde kalan köklerinin arasına sokularak, onun ayrılmaz bir parçası olmayı umut ederek uyudum.”
Güzel cümlelerin arasına yapısı bozuk cümleler serpiştirince o güzel ve vurucu cümleleri göremiyorum malesef. Metis'ten hiç düşünmeden aldığım sayısız kitaptan beni memnun etmeyen tek kitap oldu.
Bu toplumun içine düşmüş olmanın getirdiği bulantı ve bu bulantının içinde yükselen bir psikoz hali...
Ancak duymaktan yorulmak, başka bedenlerin uzuvlarına maruz kalmak, her an herhangi bir şeyin bedenine saplanmasından korkmakla birlikte bilinci bedenden tamamen ayrı bir zindan olarak düşünmek bence kurguyu alaşağı eden bir şeydi.