İlk yerleşimlerin 8.000 yıl öncesine uzandığı, 1.600 yıl kesintisiz olarak Doğu Akdeniz'in siyasi, ekonomik ve kültürel başkenti olan bu kadim kentin tarihi 600 sayfalık bir kitapta…
Doğan Kuban'ın onlarca yıllık birikimiyle kaleme aldığı İstanbul: Bir Kent Tarihi'nin, genişletilmiş yeni baskısı 370'i aşkın fotoğraf, gravür, plan, harita, çizim ve belge ile meraklı ve renkli bir geçmişin kapısını açıyor: Tarihöncesi ilk sakinler buranın coğrafyasının hangi benzersiz niteliklerinin çekimine kapılmıştı? Roma imparatorları niçin burayı imparatorluklarının yeni ve doğal başkenti kabul ederek imar etmişlerdi? Paganlık, Hıristiyanlık ve Müslümanlık farklı dönemlerde kentin şekillenmesini nasıl etkilemişti? Latin işgali kentten neler alıp götürmüş, kentte ne izler bırakmıştı? Kentin pek çok anıtı tarih içinde yok olur ya da yeniden inşa edilirken hangi ögeleri neredeyse değişmeden kalmıştı? 27 yüzyıl boyunca kentin sınırlarını da belirleyen surlar ne zaman bu işlevlerini yitirmişti? Nüfus artışı ve su ne zamandır İstanbul'un başlıca sorunlarıydı? İmparatorlar, kumandanlar ve alimler dışında, kentin sakinleri kimler olmuştu? Osmanlı eski İstanbul'u 20. yüzyılda mı tarihe karışmıştı, yoksa daha önce mi? 20. yüzyılda dünya değişirken İstanbul bundan nasıl etkilenmişti? İstanbul: Bir Kent Tarihi bu sorulara ve daha pek çoğuna, usta bir kalemin yazdığı uzun ve renkli bir öyküyle cevap veriyor. Hem size, hem İngilizce bilen yabancı dostlarınıza…
Doğan Kuban 1926'da, babasının Fransız Harp Akademisi'nde eğitim gördüğü Paris'te doğdu. 1949'da yüksek mühendis ve mimar olarak İTÜ'den mezun olarak meslek hayatına atıldı, 1952'de Mimarlık Tarihi kürsüsüne asistan olarak girdi. 1958'de doçent, 1965'te profesör oldu. Bu yıllarda katıldığı pek çok mimari yarışmada dereceler ve mansiyonlar kazandı. Avrupa'da ve Amerika'da çeşitli üniversitelerde konuk öğretim üyesi olarak bulundu ve eski eserlerin korunması konusundaki çalışmalarıyla öne çıktı. 1966-76 arasında İstanbul-Vezneciler'deki Kalenderhane Camisi'ndeki kaz ve restorasyon çalışmalarını yönetti. Başta TÜBA şeref üyeliği, American Institute of Architects yabancı şeref üyeliği, Alman Arkeoloji Enstitüsü muhabir üyeliği olmak üzere, önde gelen pek çok ulusal ve uluslararası koruma kurumu ile mesleki örgütte görevler üstlendi. Aralarında Türk Hayatlı Evi, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, Sinan'ın Sanatı ve Selimiye, İstanbul - Bir Kent Tarihi ve Osmanlı Mimarisi'nin de bulunduğu 25 kitap, yayın yönetmenlerinden olduğu İstanbul Ansiklopedisi'nde 68 madde ile düzenli olarak yazmaya devam ettiği gazete yazılarının yanı sıra 150'yi aşkın bilimsel makalesi vardır.
Sanıyorum İstanbul tarihi hakkında bu kadar detaylı bir kitap yok. Daha doğrusu bu kadar detaylı ve bu kadar özenli bir kitap yok. Görsellerle çok güzel bir biçimde desteklenmiş olan kitapta, İstanbul’un bilinen ilk zamanlarını, yani kayıt alınabilen zamanlardan, bu zamanlara kadar neler gördüğünü bu eserde bulabilirsiniz. Sonrasında, bir zamanlar güzel olan bu şehrin, ne hale geldiğini görüp, üzülüyorsunuz. Hiç bir zamanında bu denli yağmalanmamış olan İstanbul, en zor zamanlarını biz Türklerle görmüş. İşin kötüsü daha da görmeye devam edecek. Şehir ya kahrından ya da berbat şehirleşmemizle çatlamazsa iyi. En olmadı bir kanal açıp, hepten içine edecekler.
Kitabı okurken sürekli aklıma şu zamanların keşme keş İstanbul’u geldi. O kadar üzüldüm ki, böylesi güzel bir doğayı böylesi imrenilen bir şehri ne hale getirmişler. İngilizler İstanbul’u 4 yıl işgal altında tuttular, siyasal islamcılar kadar zarar veremediler. İşin daha fenası, bu açgözlü, doyumsuz, haysiyetsiz, gözünü para bürümüş siyasal islamcılar, Fatih Sultan Mehmed diye diye araplara sattılar. Hala da devam ediyorlar.
İşin en kötüsü ise, ne Fatih Sultan Mehmed’i biliyorlar, ne ağızlarından düşürmedikleri dinlerini biliyorlar, ne de şu güzelim şehrin, İstanbul’un değerini biliyorlar.
Çok kapsamlı ve görsellerle bezeli bir kitap. Kitabın 4-20 sayfa arası değişen kısımlara bölünmüş olması hem kitabı derli toplu hale getirmiş hem de okumayı kolaylaştırmış. Keşke yazarın ömrü yetseydi de 2000ler sonrası İstanbul’unu da yazabilseydi diye insanın içinden geçiyor.