EKONOMİNİN KISA TARİHİ
Niall Kishtainy
Ekonomi ölüm kalım meselesidir.
Şeyler sınırlı arzular ise sınırsızdır.
Maliyet vazgeçilen şeydir.
Platon (İÖ 428-347): Toplum; bronz ruhlu köleler, gümüş ruhlu savaşçılar, altın ruhlu yönetici filozof krallardan oluşur. Servet sahibi olmak kuşkuyla karşılanır.
Aristo (İÖ 384-322): İhtiyaç ötesine geçen ticaret doğal olmayan bir şeydir. Servetten kaynaklanan karekter, varsıl ve aptal karekterdir. Erdemlilik, zeki bankerlerde değil dürüst çiftçilerdedir.
Aziz Augustine (354-430): Zenginlik, günahkar insanlara tanrıdan armağandır. Kusurlu dünyada insanlar mülk edinmek ister, ancak kişinin sahip olduklarına aşık olmaması gerekir. En iyi hayat, maldan mülkten vazgeçerek yaşanandır.
Thomas Aquinas (1224-1274): Varlık zinciri arı kovanıdır. Arıların rollerini tanrı belirler; bal yapar, duvar örer ya da kraliçeye hizmet ederler. Önemli olan açgözlü olmamak ve kıskanmamaktır. İyi amaç için kullanılırsa, kar için ticaret mahsurlu değildir. İhtiyaç fazlası para yoksullara verilmelidir. En kötü günah tefeciliktir, para kısırdır, faiz hırsızlıktır.
Francis Drake (154.-1596): Kraliçe tüccar ittifakı: “Merkantilizm”. Zenginlik altın ve gümüştür. İthalat kötüdür (“Midas Yanılgısı”: herşey altındır, yiyecek bir şey yoktur. Altın yığını üzerinde oturan “Hobbit ejderhası Smaug” misali).
François Quesnay (1694-1774) ve Mirebeau: Versailles Sarayı Ekonomistler Okulu. Doğanın Yönetimi (Fizyokrasi): Tarım özeldir, zenginlik ise buğday ve domuzdur, artı ürün can damarıdır. Zanaatkarlar artı değer yaratamaz, artı değeri oradan oraya aktaran tüccarlar ve bankerler ekonomik parazitlerdir. “Quesnay Zigzakı”: Çiftçiler artı değer ile aristokratlara kira öder, aristokratlar zanaatkarların ürününü alır, zanaatkarlar çiftçiden yiyecek alır ve çember tamamlanır. “Çiftçilerden alınan vergiler kaldırılsın, aristokratların vergisi arttırılsın” deyince, Kral XV Louis, Mirabeau’yu hapse atar.
Adam Smith (1723-1790): Zenginlik, insanlar için üretilen buğday, gömlek, bira ve kitap gibi faydalı mallar toplamıdır. İşbölümü ve özçıkar önemlidir. İnsanların kendi çıkarını düşünmeleri, toplumsal ahenk yaratır, toplum görünmez el ile yönlendirilir. Ticari toplum bir dizi iyi insan nitelikleri taşımalıdır, insanlar tamamen bencil olursa ticaret işlemez. Uzmanlaşmış emek gücü verimliliği arttırır.
David Ricardo (1772-1823): Toprak sahibinin çıkarı diğer sınıflar ile terstir. Toprak sahibi aslan payı alır. 1819 da tahıl yasaları protestosu ve Paterloo Katliamı sonrası, Ricardo; “tahıl yasaları, kiraları şişirir, işçileri fakirleştirir, oysa buğday ithali ile işçiler daha kolay doyar, kapitalistlerin karı artar” der. Britanya demir işinde, Rusya ise buğday üretiminde “karşılaştırmalı avantaja” sahiptir. Ülkeler görece ucuz üretebildikleri malların üretiminde uzmanlaşmalıdır.
Charles Fourier (1772-1837): Fabrika ve para kazanmaktan ibaret Avrupa toplumu acımasız ve insanlık dışıdır. Kurmaya çalıştığı, ama başaramadığı; atölyeler, kütüphane, opera binası içeren; insanların dostluk, yemek, müzik sevgisi gibi tutkular peşinden gidebileceği; “Falanster” denen “Ahenk Sistemi Modeli”nde, elde edilen kardan insanlara pay verilecektir. Ancak Fourier insanları buna inandıramaz.
Robert Owen (1778-1851): İnsanların karekterleri çevrelerinin ürünüdür. İyi toplum istiyorsanız doğru koşullar yaratmalısınız. Kapitalizme alternatif “model köy” (Karekter Oluşturma Enstitüsü) kurup maddi ve manevi koşulları yükseltecek ekonomi için 2 kez çabalar. Birinde çok fazla içki içen diğerinde odun kesmeyen ve kuyu kazmayan insanlarla didişir ve başarısız olur.
Saint Simon (1760-1825): Soylular ve prenslerin yerine yeteneklilerin yönettiği, insanların beyaz pantolon -sevgi-, kırmızı gömlek -emek-, mavi ceket -inanç- ve de yardımla giyilebilen yelek -insana bağımlılık- kullandığı bir model köy kurmak ister, başarısız olur.
Fourier, Owen ve Simon’dan oluşan bu üç ütopyacıyı kimileri sosyalizmin mucitleri veya nüveleri olarak görür, ama Marx, bunları “yeni dünyaları düşünen, ancak bunları nasıl elde edeceğini bilmeyen hayalperestler olarak niteler, ve “daha iyi bir dünya insanların iyi niyetine dayanılarak gerçekleştirilemez” der.
Thomas Maltus (1766-1834): Daha fazla insan daha fazla yoksulluk demektir. (Merkantilistler; nüfus artışı iyidir der, ütopyacılar ise; insanlar yoksulluğa mahkum değildir der.) Malthus’un babası ütopyacılara hayrandır. Fransız devrimi liderlerinden Marquis de Condorcet de daha iyi bir topluma inanır ve “insanlık mükemmellik yolunda yürümektedir, uygarlık kalkınmanın 9 aşamasını geçmiş, eşitliğin sağlanacağı onuncu ve son aşamaya gelmiştir” der. Malthus’a göre nüfus her kuşakta ikiye katlanacaktır, artan nüfusun hızına asla yetişilemeyecektir. Nüfus yiyecek arzını silip süpürecektir. “Yoksullara yardım, tembelliği ödüllendirir, yeni toprak kazanmak gibidir ve nüfus patlamasına yol açar” der. İnsanları evlenmeyi ertelemeye teşvik eder. Marx, Malthus’un bu düşüncelerini insanlığa hakaret olarak değerlendirir.
Alfred Marshall (1842-1924): Ekonomistlerin serin kafalara sıcak kalpler ihtiyacı vardır. Marjinal fayda her zaman ödenecek bedelle kıyaslanır. Rasyonel ekonomik insan, marjinal maliyete (üretim maliyeti) ve marjinal faydalara ağırlık vererek (fiat ile faydasını kıyaslayarak) karar veren kişidir. Arz talep eğrileri kesişiyorsa piyasa dengededir. Değer bir şeyin arz ve talebinden doğan fiattır.
Friedrich List (1789-1846): Öteki ülkeler Britanya başarısını tekrarlamak için serbest ticaretten başka yol izlemelidir. Farklı derecede gelişmiş ülkeler arasında serbest ticaret iyi bir fikir değildir. Serbest ticaretin anlamı Britanya’nın öteki ülkeler üzerinde hakimiyet kurma özgürlüğüdür. Oysa yeni endüstrilerin bakıma ihtiyacı vardır, yabancı rekabetinden korunmalıdır.
John Hobson (1858-1940): Tasarruf kötü bir şeydir. Zenginler harcayamayacak kadar çok kazanırlar. “Tekelci kapitalizm” şartlarında, gelirin çoğu finansçılara gider ve tasarruf edilmiş olur. Daha fazla yatırım, almaya gücü yeten daha az insan demektir. Fabrikalar giderek daha az kar getirir. Tasarruf arttıkça yatırım azalır. Tasarrufu dışarı akıtmak için işgal başlar. Tasarruf emperyalizmin ekonomik anaköküdür. Aşırı tasarrufta çözüm, işgal değil, geliri yeniden bölüşmektir.
Vladimir İlyich Lenin (1870-1924: “Tekelci Kapitalizm” (büyük bankalar dev korporasyonları finanse eder, büyük firma tekelleri piyasayı kontrol eder). Emperyalist savaş bir iç savaşa çevrilmelidir.
Arthur Cecil Pigou (1877-1959): Piyasalar her zaman mükemmel işlemez. Ekonomik kararlarda toplumun sağladığı faydayı “Refah Ekonomisi” irdeler. Bir piyasanın iyi mi, kötü mü çalıştığına “Normotif Ekonomi” karar verir. Piyasalar sıklıkla, insanları kendine faydalı, başkalarına zararlı olacak kararlar almaya sevk eder. Piyasa başarısızlığı, toplumsal etki ile, özel etki arasında fark olduğunda ortaya çıkar. “Dışsallık” (onu yaratanlardan başkalarına etki gösteren) olduğunda, özel maliyet ve faydalar tüm toplumsal maliyet ve faydaları kapsamaz. İnsanlar dışsallık yaratıyorsa, ya da kamusal iyileri arzuluyorsa, görünmez el yanlış iş yapıyordur. Piyasalar kaynakları iyi kullanmıyor, bazı kötü işlerden fazla, iyi şeylerden ise az üretiliyor demektir. Hükümetler pozitif dışsallığı teşvik edip, negatif dışsallığı engellemelidir.
Thorstein Veblen (1857-1929): Arzular, kişinin geçmişinden, kültüründen, çoğu ekonomi teorisinin ilgisiz kaldığı alandan gelir. Şeyleri, arzuları tatmin etmek için değil, başkalarınca kabul görmek için satın alırız. Yeni zenginler; faizle geçinir, mirasla servet edinir, çalışmak zorunda olmadıklarını göstererek toplumsal kabul görürler. Buna “gösterişçi tüketim” denir. Gösterişçi tüketim; israftır, tatminsizlik döngüsüdür ve zenginler gibi olmak isteyen aşağı sınıfları elekten geçirir. Gösterişçi tüketimin altında, “yasaya niye uyayım ki, iktidar bende” diyen yırtıcılık içgüdüsü vardır. Diğer insanlarda ise toplum ihtiyaçlarına hizmet eden, üretken faaliyet üreten “işçilik içgüdüsü” vardır. Toplum, yırtıcılık yerine işçilik içgüdüsü ile yönetilirse, israf ve barbar toplumun son kalıntısı ortadan kalkar.
John Maynard Keynes (1883-1946): Hiç kimse yanlış bir şey yapmıyor ama ekonomi kötüye gidiyorsa, insanların isteği ile ekonominin yaptığı arasında bağ kopmuştur. İnsanın işe yarar mallara sahip olmayı önemsemesi nedeniyle üretilen her şey satılacaktır diyen “Say Yasası” doğru değildir. Tasarruflar ekonomide harcama sızıntısı yapan küvettir, her zaman yatırıma dönüşmez, daralma yaratır. Faiz oranı tasarrufu yatırıma dönüştürmez.
Joseph Schumpeter (1883-1950): Kapitalizm huzursuz girişimcilerin sebep olduğu yaratıcı yıkımlarla giden daimi değişimdir. Tekeller, riskli faaliyetler sonucu yeniliklerle ekonominin yolunu açar. Ancak kapitalizmin canlılığı, kendisini yıkacak olan tohumları barındırır. Kapitalistler giderek daha çok kar alırken, işçiler daha az alır ve sistem çökene kadar bu devam eder. Süreç içinde; devlet müdahalelerini içeren “karma ekonomi” ile sistem bir süre hareket halinde kalır. Sonunda sistemin tepesinde bulunanların ve tatminsiz entellektüellerin bunalımı yüzünden kapitalizmin sonu gelecektir.
Vilfredo Pareto (1848-1923): Kimseyi incitip üzmeden, bir kişiyi daha iyi duruma getirmek mümkünse, ekonomi verimsizdir. Bütün değiş tokuşlar yapıldığı zaman “Pareto Etkin” olur. “Refah Teoremine” göre ekonomi dengede olduğunda, israf edilen kaynak olmaz ve birisini kötüleştirmeden, başka birini daha iyi yapmak mümkün değildir.
Andre Gunder Frank (1929-2005): Merkezinde Avrupa ve Kuzey Amerika’nın olduğu “zengin çekirdek”, periferi pahasına kazanır. Zengin ve yoksul ülke arası fark büyümektedir. Yoksulların ekonomileri, büyük yabancı şirketlerin tahakkümü altındadır. Kapitalizm hiçbir şeyi yola koyamaz, devrim tek çaredir.
Raul Prebisch (1901-1986): Ricardo’nun “karşılaştırmalı avantaj teorisi” yanlıştır. Ülkeler arası ticaret, yoksul ülkeleri, ucuz gıda ihracatı, pahalı araba ithalatı tuzağına düşürür. Yoksul ülkeler uzmanlaşmamalı her türlü endüstriyi kurmalıdır. Kapitalizm doğru kararlarla yoksul ülkelere yardımcı olabilir.
Keynes’çiler: Paul Samuelson (1915-1909), Alvin Hansen (1887-1975), John Hicks (1904-1989): Keynes kitabı kötü yazan bir dahidir. Krizin tekrarlamaması için hükümet müdahalesi şarttır. İnsanlar harcamazsa, hükümetler, dökülüp saçılan tasarrufları borç alıp, harcamalıdır. “Harcamanın çarpan/çoğaltan etkisi.” “Para miktarı reel şeyleri belirler. Yüksek para arzı = düşük faiz = yüksek yatırım = yüksek ulusal gelir ve istihdam” özellikle daralma döneminde doğrudur, ancak yeterli değildir. İyimser hava, yani işadamlarının hayvani ruhu da, yatırımı doğrudan etkiler. Uzun vadede, tam istihdam durumunda, hükümetin talebi arttırması işe yaramaz, sadece fiatları yükseltir. (Keynes bunun için “uzun vadede hepimiz ölmüş oluruz” der.) “Phillips Eğrisi”: Bir parça az işsizlik, bir parça yüksek enflasyon getirir. Buna göre kriz durumunda hükümetler fazla harcar, yüksek enflasyon pahasına işsizliği azaltır. Ekonomi iyi çalışır, enflasyonu yükseltirse, harcamalar kesilir vergiler arttırılır.
Milton Friedman (1912-1906): 1970 de, “Phillips eğrisi” işlemez. Yüksek enflasyon, yüksek işssizlik getirir. “Stagflasyon” (durgunluk içinde enflasyon), aşırı hükümet etkisi sonucudur. “Monetarizm” (Parasalcılık), mali politikalardan daha güçlüdür. Para arzı harcamayı cesaretlendirir ama “para yanılsaması” (parasal ücretler ile reel ücretlerin karıştırılması) geçtiğinde, fazla çalışma kabul edilmez, düşük istihdam geri döner, enflasyon kalıcı olur. Hükümet müdahalesi faydadan çok zarar getirir. Merkez bankaları kaldırılmalıdır, yerine piyasaya gereken parayı süren robotlar getirilmelidir.
Joseph Stiglitz (1943): Enformasyon Ekonomisi. Piyasa ekonomisinin öteki yüzünü görünce piyasanın mucizeleri hakkında söz etmek kolay değildir. Görünmez el görünmezdir, çünkü, ortada el diye bir şey yoktur, olsa bile felçli bir eldir.
Thomas Piketty (1971): Büyük devletlerin olağanüstü kazançları, üretkenlikleri sonucu değildir. Servet artışını sürekli kılan, kapitalizmin tarihsel yasasıdır. Servetin getiri oranı, daima ekonominin büyüme oranının üstünde olmuştur “(r>g)”. Gelirin yeniden bölüşümü daha fazla eşitliğe neden olur ama büyümeyi yavaşlatır. Büyümeyi, servetin getirisi üzerine çıkararak eşitsizliği aşağı çekemeyiz. “Küresel vergi” ile servetin getiri oranı düşürülmelidir.