"Beni ağırlamak zahmetine bile katlanmıyordu. Kendi şarap bardağını doldurup duvara bakıyordu. Ama uzun sessizlikleri kaldıracak samimiyetimiz yoktu henüz." (s. 31)
Çoğumuzun yaşadığı anların böylesine etkileyici tanımlanması beni şaşırtıyor. Bunları yazanlara karşı büyük bir hayranlık besliyorum. Caterina Bonvicini de böyle bir yazar. "Köpekbalıklarının Dengesi" bu tür hassas ve şaşırtıcı bakışlarla dolu. Sıradan bir sahne okurken birden gözleriniz iri iri açılıyor, kitabı kapatıp düşünmeye başlıyorsunuz. Bu ürkütücü. Bonvicini gibi yazarların ruhumuzda olanları fark edip bu denli etkileyici tarif etmesi beni ürkütüyor. Bir falcı gibi.
"Birbirimize baktık. Ama nefretle bakamıyorduk. Bunu bile yapamıyorduk. Aramızda bir çeşit şefkat vardı. İnsan ilişkileri mükemmel olmaktan o kadar uzak ki. Ne iyilikle ne de kötülükle kesinliğe ulaşamaz." (s. 97)
Yaşamakla sıkıntısı olan karakterlerle dolu bu kitap. Belki sadece Sofia'nın babası Nando memnun hayatından. Köpekbalıklarını inceleyen bir bilim insanı. Sırf bilimsel bir bağ değil aslında. Onları seviyor, onlara hayran, onlara saygı duyuyor. Dengeliler çünkü. Sürekli hareket halindeler. Yaşamaya devam ediyorlar. Durmak, dengenin bozulması demek; ardından ölüyorlar. Nando da devam ediyor. Sürekli inceliyor, araştırıyor, geziyor. Köpekbalıklarından devşirdiği bir dengeyle akıl sağlığını koruyor.
Sofia ise çocukluğundan beri dengesiz insanlarla yaşamış. Şimdiye kadar dengeli kalabilmesi bile mucize. Annesi, yoğun depresyon sonucu intihar etmiş. Başta farkedilmese de eşi depresyon hastası, evlilik yılları cehenneme dönüşüyor, ayrılıyorlar. Sevgilileri depresyondan muzdarip, terapi görüyorlar. Bunca insanın dayanağı olmak zor iş ama Sofia elinden geleni yapıyor.
Sofia çok etkileyici bir roman kişisi ama diğer karakterler de gerçekçi ve derin. Sırf mektuplarından tanıyabildiğimiz anne, sürekli köpekbalıklarından bahsetse de bu yolla kendine dair bir çok şeyi ortaya koyan baba, her biri Sofia'nın başka bir yanını açığa çıkaran sevgililer... Kişiler, yaşananlar, sözcükler. Romanda hiçbir şey fazlalık değil, öyle güzel bir uyumla işliyor ki her şey.
Ve çeviri. Su gibi. İtalyanca bilmiyorum ama beğendiğim kısımları İtalyanca metinde bulup bir çeviri programı ile İngilizceye çevirdim. Sadık bir çeviri olduğunu düşünüyorum. Zor bir metin değil belki ama zaten mühim olan çevirmenin sözcük seçimleri ve cümleyi oluşturma tercihleri ile metni akıcı hale getirip kaynak dildeki etkiyi korumasıdır. Bu bakımdan Leyla Tonguç Basmacı'yı tebrik etmek gerek, ellleri ve zihni dert bulmasın. Sayesinde, Türkçe yazılmış bir metin okur gibi okudum bu güzel kitabı.
Her iyi kitabın yapacağı gibi bu kitap da size farklı bir bakış verecek. Lütfen okuyun.