Višestruko nagrađivani roman o usamljenosti i ljubavi, prijateljstvu i strasti, ludosti i bolu života.
Sofijin otac živi daleko od nje: strastveni je ljubitelj ajkula, proučava ih i fotografiše, približavajući im se možda i previše hrabro. Ipak, i osobe koje Sofija poznaje nepredvidive su poput ajkula, i mogu da imaju podjednako opasne reakcije. Tako je jedne noći u njenom Nikoli nešto puklo, slomilo se, a ona je morala da krene iz početka. Možda sa Arturom, finim ali depresivnim, ili sa Marčelom, na tajnim sastancima protkanim napadima panike.
Ali tu je i kutija puna starih pisama, koja oživljava sećanja na majku koju je izgubila pre mnogo godina: ženu nemirnog duha, očaranu dubokim ambisima.
Prisustvo mora je neumorno, prati te i danju i noću. Tu je s tobom, uspavljuje te, budi te, ulazi ti u misli. Dođi, Sofija.
Vive e lavora fra Roma e Milano; si è laureata in Lettere Moderne all'Università di Bologna, città nella quale è cresciuta, trasferendosi poi a Torino, dove ha lavorato per la casa editrice Einaudi.
Pubblica con Einaudi i romanzi Penelope per gioco (2000) (Premio Letterario Edoardo Kihlgren, premio Città di Penne, premio Rapallo-Carige opera prima), Di corsa (2003) Premio Fiesole Narrativa Under 40.[2] e la raccolta di racconti I figli degli altri (2006).
Con il romanzo L'equilibrio degli squali, pubblicato da Garzanti nel 2008, vince nello stesso anno il Premio Rapallo Carige per la donna scrittrice, il Premio Fregene per la narrativa[3] e il Premio letterario Frignano,[4]. Il romanzo viene tradotto in Spagna (2009, Alfaguara), in Germania (2010, Fischer Verlag), in Olanda (2010, De Geus) e in Francia (2010, Gallimard), dove vince nel 2010 il premio internazionale Grand prix de l'héroïne Madame Figaro. Nel 2010 esce Il sorriso lento (Garzanti) che nel 2011 vince il Premio Bottari Lattes Grinzane e viene tradotto in diversi paesi
'Çağımızın vebası' olarak tanımlanan ve birçoğumuzun da ucundan kıyısından deneyimlemek durumunda kaldığı 'depresyon'u, Sofia karakteri üzerinden, gerçekçi ve dokunaklı bir öyküyle sunmuş bize Bonvicini. Bazı kitaplar bizde, edebi açıdan güçlü bir tatmin duygusuna sebep olurken, duygusal açıdan çok etkileyici olmayabilir. Bazı kitaplar da tam aksi, çok etkileyici bir öykü anlatırken ve bununla bizi vurmuşken; pespaye bir dille kaleme alındığından, kitaplığımızda değişmez bir yere sahip olmaz. Bonvicini ise bu romanda, çok güzel bir öykü anlatmış ve bunu yaparken de hikayenin etkisini arttırmak odaklı sinemasal bir kurguyla eseri kendi janrında çok yukarılara taşımış. Edebi açıdan inanılmaz bir tatmin yaşayacaksınız, biçimsel olarak doruklarda gezdirecek sizi yazar diyemem, ama sırf hikaye anlatıyor diye de göz ardı edilmesini istemem. O pespaye kitaplardan biri değil yani 'Köpekbalıklarının Dengesi'. Hatta incelikli ve zekice yazılmış bir roman.
Bu sene içerisinde Steven Hall'ın "Köpekbalığı Metinleri" isimli romanını okumuştum. Balinalar ve yunuslara nazaran hiç ilgimi çekmeyen köpekbalıklarına, o romanla ilgi duymaya başlamıştım. Bu eserin, kitabın başından sonuna kadar metaforlarını köpekbalıkları üzerinden kurması, bu nedenle çok hoşuma gitti. Zaman zaman belgeseller izledim ve gerçekten de köpekbalığı doğası ile insan doğasının bazı açılardan ne kadar benzeştiğini gördüm. Gerçi bu bağlantılar, kitabın temel problemi değil, sadece ana temayı daha güçlü kılan bir özelliği ama lezzeti çok fazla.
Depresyon fazlaca karanlık bir şey. Dışarıdan birinin depresyonuna bakabilmek ve o karanlığı duyumsayabilmek, en önemlisi empati kurabilmek ise oldukça zor bir şey. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar olarak, bu son çağın başlangıcıyla; birçok şeyi kanıksama ya da karikatürize etme alışkanlığı içerisine girdik. Bu psikolojik bir şey olmaktan çıkıp sosyolojik bir nitelik kazanmaya başladı hatta. Bu anlamda beni teferruatsız düşünmeye sevk ettiğinden kitabı çok sevdim.
"Beni ağırlamak zahmetine bile katlanmıyordu. Kendi şarap bardağını doldurup duvara bakıyordu. Ama uzun sessizlikleri kaldıracak samimiyetimiz yoktu henüz." (s. 31)
Çoğumuzun yaşadığı anların böylesine etkileyici tanımlanması beni şaşırtıyor. Bunları yazanlara karşı büyük bir hayranlık besliyorum. Caterina Bonvicini de böyle bir yazar. "Köpekbalıklarının Dengesi" bu tür hassas ve şaşırtıcı bakışlarla dolu. Sıradan bir sahne okurken birden gözleriniz iri iri açılıyor, kitabı kapatıp düşünmeye başlıyorsunuz. Bu ürkütücü. Bonvicini gibi yazarların ruhumuzda olanları fark edip bu denli etkileyici tarif etmesi beni ürkütüyor. Bir falcı gibi.
"Birbirimize baktık. Ama nefretle bakamıyorduk. Bunu bile yapamıyorduk. Aramızda bir çeşit şefkat vardı. İnsan ilişkileri mükemmel olmaktan o kadar uzak ki. Ne iyilikle ne de kötülükle kesinliğe ulaşamaz." (s. 97)
Yaşamakla sıkıntısı olan karakterlerle dolu bu kitap. Belki sadece Sofia'nın babası Nando memnun hayatından. Köpekbalıklarını inceleyen bir bilim insanı. Sırf bilimsel bir bağ değil aslında. Onları seviyor, onlara hayran, onlara saygı duyuyor. Dengeliler çünkü. Sürekli hareket halindeler. Yaşamaya devam ediyorlar. Durmak, dengenin bozulması demek; ardından ölüyorlar. Nando da devam ediyor. Sürekli inceliyor, araştırıyor, geziyor. Köpekbalıklarından devşirdiği bir dengeyle akıl sağlığını koruyor.
Sofia ise çocukluğundan beri dengesiz insanlarla yaşamış. Şimdiye kadar dengeli kalabilmesi bile mucize. Annesi, yoğun depresyon sonucu intihar etmiş. Başta farkedilmese de eşi depresyon hastası, evlilik yılları cehenneme dönüşüyor, ayrılıyorlar. Sevgilileri depresyondan muzdarip, terapi görüyorlar. Bunca insanın dayanağı olmak zor iş ama Sofia elinden geleni yapıyor.
Sofia çok etkileyici bir roman kişisi ama diğer karakterler de gerçekçi ve derin. Sırf mektuplarından tanıyabildiğimiz anne, sürekli köpekbalıklarından bahsetse de bu yolla kendine dair bir çok şeyi ortaya koyan baba, her biri Sofia'nın başka bir yanını açığa çıkaran sevgililer... Kişiler, yaşananlar, sözcükler. Romanda hiçbir şey fazlalık değil, öyle güzel bir uyumla işliyor ki her şey.
Ve çeviri. Su gibi. İtalyanca bilmiyorum ama beğendiğim kısımları İtalyanca metinde bulup bir çeviri programı ile İngilizceye çevirdim. Sadık bir çeviri olduğunu düşünüyorum. Zor bir metin değil belki ama zaten mühim olan çevirmenin sözcük seçimleri ve cümleyi oluşturma tercihleri ile metni akıcı hale getirip kaynak dildeki etkiyi korumasıdır. Bu bakımdan Leyla Tonguç Basmacı'yı tebrik etmek gerek, ellleri ve zihni dert bulmasın. Sayesinde, Türkçe yazılmış bir metin okur gibi okudum bu güzel kitabı.
Her iyi kitabın yapacağı gibi bu kitap da size farklı bir bakış verecek. Lütfen okuyun.
Yine boyutu nedeniyle bir oturuşta okunur düşüncesiyle bașlayıp okuruna çok çektirenlerden. Bu hataya düşmekten asla vazgeçmiyorum!
Yazarın dili basit fakat değindiği konu ve yerleștirdiği sağlam metaforlar sayesinde bir o kadar ağır ve yoğun bir kitap. Bu anlamda adapte olmak biraz zor oldu ama oldukça keyifli bir okuma süreciydi diyebilirim.
Mi piacciono i libri scritti in prima persona da donne. Ci sono punti di vista e sfumature particolari che solo loro sanno tirare fuori. Il libro parla di una storia difficile e complicata. Depressioni, perdite, momenti tragici. Però c'è anche la voglia di combattere questa depressione così diffusa e in fondo, pur non sottovalutando le insidie di questa malattia moderna, una qualche speranza di almeno convivenza questo libro ce la lascia.
su ana kadar okudugum en ilginc kitaplardan biriydi..Begendigim bircok kismi var fakat en sevdiklerimden biri : "hayatin sandigimiz gibi gunese bagli olmadigini kesfediyorsun.hayat karanlikta da serpilebiliyor "
En "El equilibrio de los tiburones" seguimos la evolución de Sofía, una mujer en la treintena que narra sus vicisitudes en la vida para encontrar un equilibrio que a medida que pasan las páginas parece más lejano. Se intercalan las palabras de su padre, que le manda vídeos de sus viajes desde mares lejanos, donde estudia a los tiburones y a otros animales, con notables similitudes con lo que ella cuenta. Pero principalmente se explora el tema de la depresión y sus variantes, a través de las relaciones que Sofía ha mantenido o mantiene con personas psicológicamente inestables, su marido, sus amantes, la historia de su propia madre… Me han gustado especialmente las anécdotas que cuenta el padre y las cartas que escribió la madre de la protagonista años ha, que también se insertan en el texto, y que ahora ella ha decidido leer, a pesar de que su contenido le afecta profundamente, y además "in crescendo". Asimismo, la ambientación en Turín me ha parecido bien lograda. No obstante, a pesar de los aspectos interesantes que he mencionado, su prosa sencilla y una estructura muy planificada, la novela en conjunto no me ha convencido, no me ha llegado a atrapar. He terminado el libro y me ha dejado ni fu ni fa.
Okuma programımda olmayan, bir tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı Köpekbalıklarının Dengesi. Hakkında hiçbir şey okumadan körlemesine ve balıklama(!) daldım. Bazen böyle yapmak gerekiyor çünkü bence. Kitaba gelince söyleyebileceğim en önemli şey çok tanıdık olduğuydu. Kitaptaki karakterlere ya da yaşadıkları spesifik şeylere değil, merkezde kullanılan depresyona olan aşinalığımdan söz ediyorum. Bence yazar o duyguları çok ustaca ve cesurca aktarmış, ancak yaşayanların bilebileceği şeyler onlar ve yüzleşmesi pek kolay değil. Zaman zaman kendimi de düşünerek okudum. Büyük edebi hazlar vaat etmiyor olabilir ama belli bir kesimi çok iyi yakalayacağını düşünüyorum.
Mislim da mi je ovo tek drugi put da ocenjujem knjigu sa samo jednom zvezdicom. Knjiga "Sofija" mi se uopšte nije svidela - ni jedan jedini deo. Možda čak zamisao iza knjige i nije loša, ali je loše napisana, dosadna, nepovezana, depresivna, vulgarna.
U knjizi su opisane dve priče - jedna je Sofijina priča, njen odnos sa tri muškarca koji imaju mentalne probleme, kao i ona sama. Druga priča prati njenog oca koji proučava ajkule i živi daleko od nje. Ja nisam pronašla vezu između ove dve priče sem onu usiljenu, povezanost zarad povezanosti. Mentalni problemi i lečenje, simptomi su takođe opisani na meni nelogičan način. Apsolutno mi ze ništa nije svidelo i jedva sam je pročitala.
It was a good book, very obscure and heavy topics but makes you reflect on the reality that a lot of people live. I found it quite vivid however the writing style wasn’t my favourite. I couldn’t put more stars cause it hasn’t been a life-changing book and I feel like I would have liked a writing style that helps you get closer to the characters.
I dropped it after chapter 9, I suppose it's just not my type of book. It has too many scenes involving intimate moments, and I frankly found the main character uninteresting. It didn't motivate me enough to continue reading it, but maybe one day I will return to it...