Jump to ratings and reviews
Rate this book

Balkan Yolcusu

Rate this book
Furuzan'in "Balkan Yolcusu" (1994'te ilk yayimlandigindaki adiyla "Iste Bizim Rumeli"), bir gezi-roportaj demeti. Dort bolumden olusuyor: Bosna-Hersek, Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan. Tarihe taniklik acisindan onemi bugun daha da artmis olan "Balkan Yolcusu", edebi bir tat yasayan, siirlerle bezeli, zaman zaman oyku kokan, yazarin Balkan izlenimlerini kendine has diliyle yansitan bir calisma. (Tanitim Bulteninden)

200 pages, Paperback

First published April 1, 2011

4 people are currently reading
87 people want to read

About the author

Füruzan

27 books102 followers
Füruzan Yerdelen was an award-winning self-taught Turkish writer, who is highly regarded for her sensitive characterisations of the poor and her depictions of Turkish immigrants abroad.

Füruzan İlk kitabı Parasız Yatılı’yla 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı ’nı kazandı. İlk kitaplarında kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöken burjuva ailelerinin, yoksulluk ve yalnızlıkla boğuşan kadın ve çocukların, yeni ortamlarda bunalan ve yurt özlemi çeken göçmenlerin dramlarına sevecenlikle yaklaştı; kişileri derinlemesine inceledi, anlatımını ayrıntılarla besledi. 12 Mart dönemini anlattığı ilk romanı Kırk Yedi’liler ile 1975 TDK Roman Ödülü’nü kazandı. 1975’te bir sanatçılar programıyla (D.A.A.D.) çağrıldığı Batı Berlin ’de bir yıl kalarak işçiler ve sanatçılarla röportajlar yaptı. Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982, Volk und Welt Verlag) antolojisiyle Die Kinder der Türkei (1979, Kinderbuch Verlag) çocuk kitabını ise Doğu Berlin’de konuk kaldığı dönemde hazırladı.
Öyküleri Fransızca, İspanyolca, Farsça, İtalyanca, Japonca, İngilizce, Rusça, Bulgarca, Boşnakça gibi dillere çevrildi: Öykülerinden yapılan bir toplam A. Saraçgil çevirisiyle 1991’de Napoli’de, Kırk Yedi’liler S. Pirvanova çevirisiyle 1986’da Bulgaristan’da, “Sevda Dolu Bir Yaz”, “Nehir” ve “İskele Parklarında” öyküleri Damian Craft çevirisiyle 2001’de Londra’da, Parasız Yatılı Elif Deniz - Pierre Vincent çevirisiyle (Pensionnaire d’état, Bleu autour yayınevi) 2010’da Fransa’da yayımlandı; toplu öykülerini ise İspanyolcaya Gül Işık çevirmekte.
2006’da 10. Ankara Öykü Günleri’nde, 2007’de Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda ve Antalya Öykü Günleri’nde, 2008’de 7. İzmir Öykü Günleri’nde onur ödülleri aldı. 2008 TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı seçildi. 2009’da Dil Derneği İzmir şubesince Türk Diline Emek Ödülü verildi.
1988-90 yıllarında çektiği Benim Sinemalarım 1990’da Cannes Film Festivali’nin “Eleştirmenlerin 7 Günü” ve “Altın Kamera” dallarından çağrı alarak 158 film arasından seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girdi; 1991’de ise Uluslararası İran Fecr Film Festivali’ndeki Uluslararası Jüri’den “En İyi İlk Film Jüri Özel Ödülü”nü kazandı ve Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde seçilen “En İyi On Asya Filmi” arasında yer aldı. Oyunlaştırdığı Sevda Dolu Bir Yaz Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaklaşık 200 kez sahnelendi (2000-2005).
Öykü: Parasız Yatılı (1971), Kuşatma (1972), Benim Sinemalarım (1973), Gül Mevsimidir (uzun öykü, 1973), Gecenin Öteki Yüzü (1982), Sevda Dolu Bir Yaz (1999). Roman: Kırk Yedi’liler (1974), Berlin’in Nar Çiçeği (1988). Gezi-Röportaj: Yeni Konuklar (1977), Evsahipleri (1981), Balkan Yolcusu (1994). Oyun: Redife’ye Güzelleme (1981), Kış Gelmeden (1997). Şiir: Lodoslar Kenti (1991). Çocuk Kitabı: Die Kinder der Türkei (Türkiye Çocukları, 1979). Yaşantı: Füruzan Diye Bir Öykü (Haz.: Faruk Şüyün, 2008).

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
21 (25%)
4 stars
35 (42%)
3 stars
21 (25%)
2 stars
4 (4%)
1 star
1 (1%)
Displaying 1 - 12 of 12 reviews
Profile Image for Baris Balcioglu.
389 reviews10 followers
October 27, 2019
Annemlerde Tanıl Bora’nın Bosna iç savaşı ile ilgili kitabını ararken bunu buldum. Okuduğumu tamamen unutmuşum. Sabah gazetesi için gitmiş Balkanlara Füruzan. Zagreb bile savaşın şoku altındayken araba kiralayıp kıyıyıyı izliyorlar, güç belâ vapurla Spilt’e ulaşıp oradan Mostar’a ulaşabiliyorlar. 1994 belki 93. Cesaretini takdir ettim. Aslında bu tanıklık açısından önemli sayılabilirdi. Köprünün yıkılmış olduğundan bahsetmiyor. Köprünün ayağındaki kule ve evleri yıkılmış görüyor. Füruzan acaba tamamen unutuldu mu? Bir zamanlar saygın bir yazardı. Bu kitabı değerlendiren olmamış sanırım. Makedon Türk’ü birisi de sizler çalışkansınız biz buralarda o denli çalışmayız diyor. Ona güldüm.
Profile Image for Pinar G.
821 reviews22 followers
July 30, 2018
3 yildiz az mi diye dusunuyorum ama bu bir gezi kitabi degil. Ben gezi kitabi diye okudum, sorun orada. Balkanlarin savas sonrasi politik durumunu anlatan bol roportajli bir kitap.
Profile Image for Emel Rüveyda.
5 reviews
July 26, 2024
Alıntıladıklarıma dair;

„Ekonomi iyi ise, insanlar yolundadır.“

„Sinan, mühendislik ve yapı bilimindeki derin bilgisine ek olarak, engin sanat bilgisi sayesinde daima yepyeni yapı formülleri buluyor ve özgün eserler yaratıyordu. Yerine göre uyguladığı dört köşe, altı köşe ve sekiz köşe planlarla her yapısına bir başkalık veriyordu. Sinan’ın yapılarında rastlantıya bırakılmış hiçbir şey görülmediği gibi, mimari bünyeyi zayıflatan hiçbir aşırı süs görülmez.“

„Çoğunlukla bizde de böyledir. Camilerimiz, mezarlıklarımız kente karışmıştır. Bu, onların günlük hayatımızdaki alçakgönüllü duruşlarından ötürü ölüm ve sonrası için daha yumuşak yorumlar yapmamızı da sağlar.“

„Çocukluğumdaki dinlerinin gereklerini yerine getiren, güleç, sakin yaşlıları hatırlıyorum. Kendileri gibi olmayanlara yargılayıcı ve suçlayıcı davranmayan o insanları... İstanbullu çok güzel, çok genç, çok modern bir kadına okşayıcı bir kayınvalidelik yaparken bile, başındaki ak yazmayı çıkarmayan, o insanları. Tanrı ile kul arasında başka bir elçi tanımayan, o Müslümanları, sevgiyle geçiriyorum, içimden.“

„Nasıl ki dünyada gerçek bir İslâm ülkesi yoktur; felsefesi yaşar.“

„Din konusunu biraz genişletelim. Çünkü ben dini başka açıdan da alıyorum, mesela. Din bir kültürdür, mimaridir, resimdir. Bizim camilerimiz, mimari özellikleriyle mirastır bize.“

„Volter sürekli olarak rahiplerle gırgır geçmiştir. Sonunda bir kitabını şöyle bitirir. ‘Pencereden baktığında yalnız Tanrı’yı gören körlerdir.“

„Avni Abdullah kişisel değerlendirmesini altını çizerek yapıyor.
— Mesela, fetvayı kabul etmeyebilirim. Bana tamamen sahip olamaz. Ben, bireysel varlığım. Bir yerde kendime ait özgürlüğüm vardır. Yani fetva bile beni bağlayamaz.“
— Müslümanlık konusunda son kararı elbette ben veririm.“

„— Öğrencilerinizin hepsi, müzik yazısı okuyor. Yani solfej biliyorlar.
— Solfej bilmeyen bir öğrenci grubundan, iyi bir koro yapamazsınız.“
— Günümüzdeki Yugoslavya’da neler oluyor, dersiniz?
— Bilmiyorum, biz sanatçılar çok çok siyasetle uğraşmıyoruz. Siyasetle yüklü değilim. Sanatta, müzikte büyük farklılıklar yoktur. “

„O, gizli olanı, harflerde saklananı anlamak için, büyük bir iştiyak duydum.“

„Yalnızca taklit eden
Taklit ettiği şey konusunda
Söyleyeceği olmayan
Zavallı bir şempanzeye benzer
Bertolt Brecht“

„Çocuk oyunları bedavaydı. Her cuma ve pazar günleri çocuklara oyun oynanırdı, özyönetim bu kararı almıştı; ‘Çocuklara bedava olsun. Çocuklardan geleceğin seyircisi yetişir, bunu unutmamak gerek.’ “

„Kimseye üstünlük taslamayan bu büyük insanın hayat öyküsü etkileyici güzel...“

„Savaşlar günümüzde televizyonların, gazetelerin, radyoların savaşıdır. Önceleri buralarda bir Arnavut bir Sırp’ı, bir Makedon bir Türk’ü öldürdü, tecavüz etti deseler, aylarca tartışılır, bunun kötülüğü, insana yakışmazlığı durmadan konuşulurdu. Savaşlar artık televizyonlarda, gazetelerde... onların daha iyi para kazanması için kullanılıyor. Onun için bu gelecekten ben açık söylemeliyim çok umutlu değilim.“

„Savaş sırasında Makedon ve Sırp arkadaşlarımdan altı tanesi öldü benim yanımda. Ne derlerse desinler, benim arkadaşlarımdı onlar. Birbirimizi severdik biz... Hepsi yirmi yaşlarındaydı. Hâlâ unutamıyorum. Yaşadıkça da unutmayacağım.“

„Bilirsiniz ya ekonomik durum geriledikçe ırkçılık artar. “

„Ben Yugoslavya’nın birliğine inanıyorum,’ diyor, Tito, ‘onlar birbirlerini seviyorlar. Ben olmasam bile bu devam edecektir’.“

„Yahudi bir filozofun çok güzel bir düşüncesi var dinler için. Tanrı’ya duyulan sevgi entelektüel bir sevgi olmalıdır,” diyor.“

„Siyasetçilerin kötülüklerinin, aptallıklarının açtığı yaraları sanat ve kültür saracaktır. Çünkü onların gücü bütün çağlar içinde hiçbir zaman tükenmiyor, biliyorsunuz.“

„Fanatik dinci ve milliyetçi akımların Üsküp’e yer yer sızdığını biliyorum. Bunun başarılı olmaması için ekonomik açıdan güçlenmek gerek.“

„Ama felsefeye ve edebiyata uzak kalmadım, sanatlara hayranlık duyarım. Çok yorulduğumda Hermann Hesse ve onun düzeyindeki yazarları okurum. Yoğun okumalar beni çok dinlendirir. “

„Ben ‘bu etnik arındırma pisliğinden insanoğlu nasıl yakasını kurtaracak,’ diye sorularımı sıralıyorum.“

„Sanatçı olmak sınırlara karşı çıkmaktır. Bu geri devlet anlayışları mezarlık gibi her şeyi gömüyor. Siz ve ben sözcüklerimizle insanın ortak duyarlığını diriltmeliyiz.“

„Sanatçıların bilindiği gibi, dünya yurttaşı olduklarının yeni bir kanıtı bu ozan da...“

„Bir yeteneğin, gündelik bir hayattan, bir köy ortamından çıkarılıp parlamasına verilen değere ‘ödenmiş bir kan hakkı’ demek“

„Oysa Sırplar 600 yıllık intikamlarını, şimdi 1990’ların ortasında kadınları, erkekleri, çocukları öldürüp kanlarını akıtarak alıyor, ‘kan haklarını.’
Yapılanları dinledim.
Bir edebiyatçı olduğum halde, bunları niteleyecek en güçlü, en diri sözcükleri asla bulamadım.
Kimsenin de bulabileceğine inanmıyorum.“

„Hiçbir Hıristiyan devleti, kendi topraklarında Türklerin bir camisi bulunmasına müsaade etmez. Oysa Türkler bütün Rumların kiliseleri olmasını hoşgörürler.
Voltaire”

„Doğu ile Batı’nın, Hıristiyanlıkla Müslümanlığın yan yana geldiği kenttir (Mostar). Osmanlı ile Orta Avrupa uygarlıklarının birbirini itmeden, saygıyla yerleşip eserlerini oluşturduğu bir zaman var işte karşımda. Şiir dizeleri gibi köprülerinin altından Neretva Nehri’nin geçtiği bu yere, aldığı yaraların derinliğinden ötürü, ara ara gözlerimi kaçırarak bakıyorum.“

„Şimdi ben savaşın vebal elinin parçaladığı, kanattığı bu yerdeyim.
Bu durumda bile Mostar, güzelliğinden arta kalanlarla kendini tanıtıp bana daha da ağır bir hüzün, ağlama isteği veriyor.“

„Bir ulustan çıkan canilerin iyi vatandaşlarına, aydınlarına kötü bir tarihi miras bırakmasının acısını düşünüyorum. Bunun dünya tarihindeki en yakın örneği Hitler Almanyası’dır. Alman aydınları aklın yıkıldığı o yılları şiddetle kınarlar.“

„Mostar’da beklemelerinin anlamını kavramak için herhalde orada yaşamak gerekiyordu.“

„Bu yapılan kıyımı dünyanın bilincinde hep canlı tutmanın yollarını bulmalıyız.

İnsanın toplumsal var oluşu içinde, onu en değerli kılabilecek aklıyla birlikte vicdanı değil midir? “

„Bir kentin, insanlarının, amansız katilleri bunca intikam duygusunu 600 yıl nasıl kuşaktan kuşağa iletmiş olabilir?“

„Onlar durmadan bilinçli olarak tarihin belleğini silmektedirler...“

„Yardımların çok azı ulaşıyor Saraybosna’ya. Rumeli Türkleri ve öteki halklar savaş korkusu içinde.
Onların da yakın bir gelecekte sığınmacı olmayacaklarını kimse söyleyemez.
Yugoslavya’nın Avrupa’nın ortasındaki bu savaşında, kimlerin kimleri ezdiğini görmemek için kör olmak gerek.“

„Hatta son güne kadar bizim reisicumhurumuz Aliya İzzetbegoviç, harp olmaması gerektiğini daima ifade ediyordu.“

„Birgün meydana en az 250.000 kişiyi öldürdükleri çıkacak. Onlar savaş yapmayı bilmez. Yani yüz yüze savaşmazlar. Bir yere saklanırlar ve oradan ateş ederler.“

„Kadınlar kendilerine yapılanları unutmak istiyorlar. Gördüklerini görmemiş olmayı istiyorlar. Bunun için de hep susuyorlar.“

„Üstelik bu tecavüz olaylarıyla Sırplar kadınıyla, erkeğiyle bir milleti aşağılayıp yok etmek istemektedirler.“

„Ben söyleyemem, şöyle şöyle yaptılar, soydular filan... Utanırım. Bizi bilesiniz ki yok ettiler derim, utanırım.“

„Birleşmiş Milletler’in, görüldüğü gibi saldırganı engelleyici tutumu son derece yetersizdir. Öylesine yetersizdir ki, kişiye, bu B.M. tutumu karşı tarafa acaba bir zaman kazandırma mıdır, diye düşündürtüyor.

21 yaşındaki Sırp askeri Borislav Hesak, “Komutanlarımız emretti. Biz de bu tecavüz etme emrini yerine getirdik,” diyor duruşmasında.“

„Ayrı bir politik eğilim gösterenlerse elbette tutuklanıyordu.“

„Çünkü partimizin yöneticileri geçmişte düşüncelerinden dolayı 15’er, 20’şer yıl hapis yattılar.“

„Bizim yedek vatanımız yoktur. Burası Balkanlar, asıl vatanımızdır.“

„Birleşmiş Milletler, Saraybosna konusunda yetersizlik gösteriyor. Dünya bu tutumu görmezden geliyor,” diye açıklıyorlar bana.“

„Buraya bu rahatlığa doğru kırk beş dakikada uçuverdiğim gezegenemize ait olduğuma inanamadığım öteki acılı kanlı dünyayı bir türlü unutamıyorum.“

„Salt bir tanıklığın bendeki sonuçları bile bunu kanıtlamaya, anlamaya bence yetiyor.“

„Bakın Sırplar da şimdi aynı politikayı izliyorlar Bosna’da. Kadınların ırzına geçmek, onları Sırp çocuklarını dünyaya getirmeye zorlamak, asimile etmek...“

„Türklerin Meriç adını verdikleri, Filibe kentinden geçen bu ırmak üzerinde çok güzel bir taş köprü var...“

„Bu heykel dikmek, heykel yıkmak da bugünlerde yine pek revaçta. Oysa ulusların geçmişindeki olaylar, olumlu-olumsuz da olsa yan tutmadan halklara unutturulmamalı. Tarihi doğru kavramaları için, halklara yaşananları niçin unutturmaya yelteniyorlar ki? Devlet politikalarının mantığı da hep kısa ölçeklerde kendine dönük çalışıyor.“

„Türk şehirleri içinde Filibe, imparatorluğun Avrupa’daki ranâ ve müstesna on şehrinden biridir. Unutulmaya.“

„Türkler Bulgar dilini kabul etsinlermiş, öğrensinlermiş! Zaten biliyorduk, öğrenmiştik.“

„Biz bu ad değiştirmeye kadar yapılanları hiç anlamadık millet olarak. Bilmeliydik, bir bardak suyu içersin, bardak boşalır, ama boş kalmaz, yerini hava doldurur. Tabiat hiçbir boşluğu öyle bırakmıyor.“

„Bilmez insan kadrini âlemde insân olmayan
Anlamaz hal-i perişanı perişân olmayan
Ziya Paşa

„Bu ad değiştirme eyleminin insanın doğumuyla başlayan kişisel tarihine nasıl bir darbe vurduğunu, konuştukça daha iyi anlıyorum.“

„Bir şeyler yemek için girdiğimiz yerde, Müzeyyen Hanım’la karşılaşıyoruz.
Sosyalist-gerçekçi yontu estetiğinde yapılı, uzun boylu bir kadın var karşımda. Gösterişli, güçlü, bastığı yerden ses getirebilecek denli sağlıklı görünüşüyle hemen dikkati çekiyor. Güzel de bir kadın. Yeni dönemin girişimcilerinden biriyle işletilmekte olan bu küçük lokantanın yöneticisi. Arı, gerçek bir İstanbul Türkçesiyle konuşuyor.
— Komünist Partisi’nin ilk dönemlerinde bilinizki bizler ayrımcılık hiç yaşamadık. Ağır vinç operatörüydüm ben. İşimden çok memnundum. (…) Ben şimdi Türkçemi iyice geliştirmek için edebiyat okuyorum. Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır’ını, Reşat Nuri’yi, Halide Edib’i filan. Ekonomik açıdan yeniden bağımsız kalmak için çalışmalıyım. Türkçe tercümanlık yapıyorum. Buraya şimdi iş için çok sayıda Türk işadamı geliyor.
Hem kendine, hem çevresine umut veren bir kadın bu.“

„Osmanlı Devleti’ndeki çeşitli ulusla, din, mezhep, eğilimlerindeki anlaşmazlıklarla İslâmlığın Batı uygarlığıyla kaynaşması kabil görünmediğinden, Avrupa kamuoyunun, nerede bir olay çıksa bunu hakkını yenmiş saydığı Hıristiyan tarafını tutmak istemesi, “Doğu sorununu” doğurmaktadır.
Namık Kemal“

„Bir an Hitler’i anımsıyorum. Korkunç Nazizmi ve faşizmi içinde insanları konsantrasyon kamplarına sürerken, dehşet verici bir çelişkiyle sanat eserlerini korumaya çalışıyordu.“

„Bakın 1990’ların ortasında şu geldiğimiz noktaya Sırpların bir ulusun tarihi kimliğini, insanlarını, onlara ait her şeyi kökten söküp talan etmesini görünce Hitler’i daha ılımlı bir örnek, diye konuşuyoruz.“

„Türklerin üzerinde rengarenk ve sırma kordon işlemeli, çok güzel yıldızlı, kadifeli ve ipekli, tertemiz elbiseler vardı. Böylece hepsi çok etkileyici bir görünüşteydiler.”

“Güzellik kavramının bütün olarak yaşandığı çağları taşıyan bir zaman parçasının böylesine yakınında olmak kişiye hem hüzün, hem mutluluk veriyor.“

„Japon mimarisindeki çok beğendiğim özelliği bu eski Türk evlerinde de buluyorum hep. İkisinde de az eşya gereklidir. “

„Genç güzel bir kadın adının değiştirilmesini anlatırken herkese kafa tutarca dikleştiriyor sesini.
— Benim şimdi Hıristiyan ismim var. Hayır işte açıkça söylüyorum. Türk ismime de dönmeyeceğim. Kim isterse dönsün. Bulgarların doğduğumuzdan beri bana şu an yaptığı tek büyük iyiliktir bu. İsteseydim olmazdı. Kolay mı hiç sahte olmayan yeni bir kimlik almak... Kimliğimde de, pasaportumda da Maria yazılı. Soyadım da aynen Hıristiyandır. Türkiye’ye gidenlerimizin çoğu zorlandı barınamadı döndü. Ben Maria olarak rahatça Almanya’ya gideceğim. Almanlar artık ne diyor? ‘Yahudiler sıralarını savdı, şimdi sıra Türklerde.’ Hiç korkum yoktur şimdi. Ben aç kalayım, sürüneyim, kimse beni sevmesin, iş vermesin, ama adım Türk olacakmış eee... olmayıversin...“

„Benim bir Alman Ford’um var. Sağlam arabadır, buraya getirmedim. Dünya hali böyle, karnım nerede doyarsa orası memleketindir,” diyor.“

„Osmanlı’yı unutturmak, değerli izlerini kazımak, art arda gelen her yöneticinin aklındaki en yüksek hizmet fikri oluyor.“

„Bu seçkin, toplumcu anne-babanın oğlu, on iki yaşındayken ailesiyle birlikte çıkmak zorunda bırakıldığı Yunanistan’a, Fransa’dan otuz yaşında dönüyor. “

„Ben Batı’nın kendini beğenmişliğinden, fanatizminden ötürü o dünyadan koptum.“

„Rum köylüsü 19. yüzyıl başlarında Batı Avrupa köylüsünden çok daha refah içinde idi.
Ord. Prof. Enver Ziya Karal“

„Yugoslavya, Bulgaristan, Yunanistan. Üç ayrı geçmiş, üç ayrı Rumeli.“

„Kadınların yaptığı evlilik sayısı neden pek ilgi çeker, hele ünlü olan hanımlar için bu büsbütün böyledir. Toplumların kadınların kişiliği, yaptıkları, yarattıkları, marifetleri değil de kocalarının ya da âşıklarının sayısını ilgi çekici bulmaları nasıl da olağan sıradan bir değerlendirme.“

„Bildiğim şarkıları keyifle dinlerken en eski olanlardan birinin sözlerindeki değişiklik dikkatimi çekiyor. İyi Rumca bilen arkadaşıma, “Bana mı öyle geldi?” diye sorduğumda, “Yok haklısın, değiştirmişler,” diyor. “Makedonya Yunan’dır, Üsküp değildir, desinler oradakiler kendilerine Üsküp Cumhuriyeti.”

“Pencerenin perdesini / aç bana göster yüzünü” anlamındaki ve eskiliğindeki bir şarkının içine konmuş bu sözler. Ne akıllardır bunlar diye şaşıp kalıyorum...“

„Konstantinopolis 460 km.” Hangi Konstantin şehridir, diye anlamaya çabalarken bu kilometre sayısının son durağında ancak İstanbul’un olabileceğini ayrımsıyorum. Bizans kartalıyla taçlandırılmış bu duyuru gerçeküstü bir etki yapıyor bende. Üstelik Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde, 150-200 yıldır, bizzat Bizanslılar, oraya İstanbul diyorlardı.“

„Büyükelçi Manolis Kalammidas, “Türklerin eğitim-öğretim kitaplarını artık biz basacağız,” diye açıkladı. Biz ilke olarak buna kesinlikle karşıyız. “Tarafımızdan hazırlanan Türkçelerde hata mı var,” gibi çocukça sorular soruyorlar bize. Bu, işi ne kadar hafife aldıklarını açıkça gösterir. Etnik kimliğimizin imhasına yönelik bu girişimleri hep kesinlikle reddedeceğiz.“

„Yunan vatandaşlarına sağlanan haklardan, Türk azınlığını mahrum edici uygulamalar, vatandaşlıktan açıkça iskat edilmeleri, toprak ve ev almak, iş kurmak veya okullarını inşa ve tamir etme haklarının reddi, ifade, dolaşım, din özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaları ve devlet görevlilerince etnik Türklerin aşağılayıcı muamelelere tâbi tutulmaları; böylece Türkiye’ye göçü hızlandırarak, 1985’te yeniden başlatılan bu politikanın sonu Türk azınlık kendilerini Türk olarak tanımladıkları takdirde kamu hizmetine girememektedir.“

„Hep söylenir Osmanlı’nın yıkımı din, dil, etnik ayrım yapmamasından olmuştur diye. Eğer gerçekten imparatorluk yalnız bu tutumundan çöktüyse, bu yıkıma da yıkım demem ben. Bir yolunu bulsak da silip atabilsek insanoğlunun özünden bu ayrımcılık hastalığını.“

„Yunan vatandaşı, ama Türk kökenli,” olduklarını söyleyince, hâkimler heyeti, “O halde niçin Türkiye’ye gitmiyorsunuz?” diye bağırır.“

„Şu anda dinle siyaseti karıştırdığımız söyleniyor. Bence asıl Yunan hükümeti senelerdir yapmaktadır bunu.“

„Batı Trakya Türk-Müslüman azınlığın elinden, bu toprağın yüzde 60’ı alınmış, 25’i bırakılmıştır.
— Nasıl olmuş bu topraklara el koyma meselesi?
— Ana hatlarıyla şöyle: Büyük kamulaştırmalarla... Sanayi bölgesi mi yapacaklar, tasarılar hep, Türklerin ekili arazisine tesadüf ediyor, projelerin yüzde 90’ı. Yunanlılar 35.000 dönüm üzerine Batı Trakya’da üniversite kuracaklarmış.“

„Gümülcine’nin kuzey bölgesinde 1976 yılında askeri amaçla 5.000 dönüm arazi aldılar, havaalanı yapacaklarmış. Yıllardır herhangi bir şey de yapılmadı. Bir talimgâh kurdular, nişan atıp duruyorlar. İkinci kamulaştırma nedenimizse, Osmanlı senetlerini tanımıyorlar. Bunlar meradır diye iddia ettiler. Devlet de meralara sahip çıkacak elbet. Son günlerde de açıkhava hapisanesi yapacağız buralara, dediler.“

„Bir de dağ köylerimizdeki soydaşlarımızın Türk aslından olmadıklarını iddia ederek asimile etmek istiyorlar. Çünkü Yunanlılar rahatlarına çok düşkündür. Gidip o dağlık, şartların zor olduğu bölgede yaşamak istemezler. Dağ köylülerini orada tutmak, ama kendi kalıpları içine sokmak arzusundalar. “

„Bugün aralarında pasaport, sınır kontrolü falan kalktı. Bir nüfus cüzdanıyla insanlar AET’ye dahil edilseler, 12 ülkenin hepsinde serbestçe dolaşırlar, iş de yapabilirler. Oysa biz hâlâ bu hakkı kullanamıyoruz. Dağ köylerine gitmek için bile resmi izin kâğıdı almak zorundayız.“

„Şimdi öyle bir dünyadayız ki, hayale, heyecana kapılıp siyaset yapılmaz. Her şeyden önce evrensel insanlık değerlerine sahip olmak gerek. “

„O zaman bana da sen nesin denildiğinde, ben de “Türk’üm,” diyebilmeliyim. “

„Herhangi bir ailede bir bireyin Yunan vatandaşlığını kaybetmesi halinde, bu aileden hiçbir kimsenin Yunan vatandaşlığını gösteren yasal belge veya doküman talep etme hakkı yoktur,“

„Demek ki medeniyetin, teknolojinin ilerlemesiyle insanlıkta hiçbir şey değişmiyor. Bakınız Saraybosna’ya... Bunlar insanlık için utançtır.“

„Hikmet Çetin, Avrupa Konseyi’nde Batılıların yüzüne karşı, “Siz çifte standart uyguluyorsunuz,” dedi. “Bosna-Hersek’te akan kanlar, orada olanlar, bir Müslüman trajedisi olduğundan anlıyorum ki duygusuz kalıyorsunuz,” dedi. “Tarih sizi suçlayacaktır.“

„Birleşmiş Milletler’in çok dilli, çok bilmiş siyasi kişilerinin ağzında, acı, kıyım, ölüm, ırza geçmek sözcükleri her gün sıradan bir anlama indirgenmektedir.“

„1. Dünya Savaşı’nın kıran kırana giden çatışmasında Mr. Sloane bile Türkler kadar ötekilerin de kıyıcı olduğuna üşengeççe olsa da değinmek zorunda kalırken, yolunu hemen değiştirerek herkesin okumaya hazır olduğu ‘Batı’yı parçalayan Barbar Türkler’ söylemine giriverir.“

„Batı neyle oynuyor?
Kendisi tarafından yıpratılıp duran uygarlığının çöküşünü kapatacak yeni kılıfları nasıl bulabilir?“

„Size şunu yeniden açıklamak isterim, biz faşist değiliz. İnsanları tümden suçlamak, bağlı oldukları ulusun hataları içinde değerlendirmek yorumda çok kolaya kaçmaktır. Hırvatların dünyaca ünlü bir bilim adamı var, Prof. Dr. Vladox Gotovaç; Tujman’ın bu savaşçı yayılmacı tutumunu onaylamadığından yöneticiler arasında artık adı bile anılmıyor.“

„Çünkü onlar kanla, ölümle daha çok ilgililer. “Bunlar Boşnak filan değillerdir,” diye açıkladı Bay Tujman. “Osmanlı’dırlar. Unutulmamalı. Biz Hırvatlar Avusturyalılarla birlikte yiğitçe savaşarak Avrupa’yı Osmanlılardan kurtardık.“

„Sırplar köprüyü 8.11.1993’te önce ortasından hedefleyerek vuruyorlar. Ardından güzel, geniş bir yay gibi gerilen uyumlu bükümü yükselten ayakları nişanlıyorlar. Köprü Neretva’ya taşıdığı yüzyılların görüntüleri, sesleri ve renkleriyle ağır ağır göçüyor.“

„Gâvurdu, Müslümandı deyip adam mı tartılır a kızanım. İnsanın iyisi vardır, kötüsü vardır, buna bakmalı asıl,” derdi.“

„Ben Balkanlar’ı gezerken ünlü bir Boşnak yazarın Abdullah Sidran’ın Taşbebeği Anımsıyor musun? ve Babam İş Gezisinde adlı öykülerinden ünlü Boşnak yönetmen Emir Kusturica’nın oluşturduğu filmleri düşündüm. Bu filmlerde sevgileri, dayanışmaları, umutlarıyla tanıdığımız kişiler bu kadar kısa sürede kökten silinip gitmiş olamazlar.“

„Şu anda Bosna ordusunun önde gelen komutanlarından biri Sırp asıllı General Divjak, pazar yeri katliamından sonra saldırının olduğu yere giderek bir buket kır çiçeği bırakıyor.
Otuz yıl Tito’nun çokuluslu ordusunda görev yaptıktan sonra askerlikten ayrılmış. Sırpların Boşnakları tehdit etmeye başladığı 91’lerde de Boşnak ordusu saflarında yerini almaya karar vermiş. Kendisini ‘Bosna âşığı’ diye niteliyor General. ‘Ve askerler daima barış için olmalıdır,’ diyor.“
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Veli Çetin.
246 reviews4 followers
December 13, 2020
Ben romandır diye okumaya başlamıştım. Bir gezi, röportaj ve sonuçta tarih kitabıymış. O yıllara yeniden dönmemi sağladı. Tarafsız sunulmuş. Balkan tarihine ilgi duyanlara öneririm.
Profile Image for Mustafa Öztürk.
53 reviews1 follower
March 19, 2017
Keşke balkanlardaki türk islam etkisinin yanında balkan kültürünün de üstünde dursaydı. Komünist liderlerin faşistliklerine hayretler içinde kalması ve bunu komünizme yakıştırmaması da baya komikti ç
Profile Image for Korhan Günsor.
55 reviews6 followers
April 26, 2024

Füruzan'ın (Feruze Çerçi) 11 Şubat'ta aramızdan ayrılmasıyla gündem olması, Türk yazınından son zamanlarda ne kadar kopmuş olduğumu fark ettirdi. Vefatına kadar ki tüm yaşamında oluşturduğu eserler ve o karizmatik duruşuyla birlikte aldığı birçok ödülle de klasikleşen bu önemli yazara da aktüel okuma listemde yer vermeye karar verdim. Geçenlerde yaptığım Balkan gezim üzerine nasıl bir etki bırakacağı merakıyla da bu kitabının içine dalıverdim.

Yugoslavya'nın parçalandığı günlerde savaşının da ta içlerine kadar giden Füruzan, incelemelerini işte bizim eski Rumeli'nin dört bölgesine göre ayırmış: Bosna-Hersek, Makedonya, Karadağ yani Yugoslavya, Bulgaristan, Yunanistan... 1975'te Türk Dil Kurumundan ödül aldığı 12 Mart dönemini anlatan o meşhur 'Kırk Yedililer' eseri kadar edebi olmasa da 90'lı yıllarda yerel gazetelerde gezi-röportaj olarak tefrika edilmiş bu 'Savaş Muhabirliği' çalışması bir çok açıdan takdire hakikaten şayan!

Genç Le Corbusier'in İstanbul'u kastettiği o meşhur "Silüeti olan dünyadaki tek şehir!" mottosunu açımlamasıyla başlatıyor kitabını. Aynı silüetin Üsküp'ten başlayarak bizim işte o eski Rumeli illerine; bizim işte o Osmanlı-Türk taş oymacılığıyla süslü saat kuleleri, taş kemerli kamu yapıları, köprüleri, camileriyle akıp gittiğini kitabın genel olarak aurasında da hissettiriyor. Eserinin gayet ulusalcı biçiminin tinini oluşturan bu mimari ile tarihi iz vurgusu; Yunus Emre'den Homeros'a şiirler, yöresel mitolojik alıntılar, tarihi anekdotlar ile edebi bir boyut da kazanıyor. Herhangi bir tefrika yazında rastlanmayacak şekilde yazarın kendi özgü dilini bir toplamada hiç kesintisiz aynı nüansta yansıtabilmesi de ayrı bir sanat, ayrı bir uğraşı...

Her bölgedeki birçok kişiyle yapılan röportajlara gelince; ideolojide her kesime nesnel ve eşit olarak yer verilirken etnisitede çoğunlukla Türk ya da Türk asıllı olmalarına dikkat edilmiş. Yazarın tüm bu çalışmasının gidişatı, eski Yugoslavya'daki Türkler için; iç savaş ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerine göre Tito döneminin en mutlu olunan dönem olduğuna doğru biz okuyucuları yöneltiyor. Fakat özel mülkiyetin Tito sosyalizminde sınırlandırılması Osmanlı maddeciliğinin ana unsuru olan toprak sahipliğini tehlikeye atması 8 asırdır böylesine alışık Türk kesimini doğal olarak bir hayli tedirgin etmiş. Öz kimlik olarak ise Türkler ve diğer Müslümanlar, Hırvat-Sırp geriliminin dışında kalmalarıyla Tito döneminde rahat etmişler. Hatta Tito'nun SBKP'den kendini bağımsızlaştırması soğuk savaştaki süper güçlerin etkilerinden de tüm ülkeyi uzak tutmuş olmalı. Fakat yine de Türkler ve diğer Müslümanlar siyaseten kendilerini geliştirememişler ya da geri bıraktırılmışlar. Ayrıca tarih incelendiğinde görülen odur ki iç barış için belki; Sırplara verilen ödün-Tüm Yugoslavya birliğinin ağır sanayisinin kendilerinde olması ödünü- parçalanma sonrasındaki ülkeler arasında güç dengelerinde orantısızlığa yol açtı ve hazırdaki silah sanayisi ile Sırplar önce Hırvatları sindirdi ve belki daha da gözlerini korkutmak için Bosna'da katliamlara başladı. Denize kıyısı olan Slovenya'nın bu saldırılardan burnunun bile kanamadan çıkmış olması Yugoslavya döneminde siyasi iç birlik/dış bağlantılar ve istihbarat gücü olarak gelişebilmelerine bağlanabilir öyle ki bir meydan savaşında kendine güvensiz Sırpları açıkçası korkutmuşlar. Tito zamanı Müslümanların üst kademelerde yer tutamayıp bu yüzden sonradan üstten etkin olamamaları bu derece bir felakete yol açmış olmalı. Sosyalist rejimde işçi sınıfı olarak sendikaların güvencesinde olmanın rehaveti ile kandırıldıkları bu yüzden depolitize olup yönetime heveslerinin sönümlenmesi ile iktidar kayıpları tüm bu röportajlar gidişatınca düşündürülüyor sanki. Öyle bir rehavet ki bu; hem düşünsel hem eylemsel tembelliğin üzerine de yoğun dış göçler -kaçışlar- ile geride ne bir siyasi birlik kalır ne de kültürel bir birikim. Eski Osmanlı muazzam estetiğindeki şehirleşme ve sanatının yeniden üretilebilmesinden hatta restorasyonundan da değil; muhafazasından bile bahsedemiyoruz burada..

Bulgaristan'da ise krallık döneminde iş birliğinde bulunulan Nazilerin çalışma kamplarına Türk kesiminin gönderilmesine kadar ağır zulümler olmuş. Tito rejiminden farklı olarak SBKP'ye göbekten bağlı Bulgaristan'ın sosyalist dönemi başlarda iyi iken Sovyet revizyonizmin olduğu son dönemde devlet eli tarafından yürütülen; geri kalmışlık bahane edilerek isim değiştirmeye zorlama faaliyetleri halkı yıldırmış. Türkiye'nin göç kabul etmesi ise işin iyice tuzu biberi olmuş ve yoğun göçlerle ülkede büyük bir Türksüzleşme yaşanmış. Öyle ki Filibe'nin Safranbolu'yu aratmayan eski Osmanlı evlerine bile Bulgar Rönesans'ının mimarisidir yaftası yapıştırılmaktaymış. Osman Paşa gibi her iki taraftan da saygı duyulan tarihi kişiliklere rağmen ülkenin kuzey kısımlarında Tuna boyundaki Plevne gibi kentlerde Osmanlı mimarisinin ise erozyona uğratıldığı, Türk tarihinin silinmeye çalışıldığı anlatılmakta.

Yunanistan'da ise, nedense sürekli olarak sivil polis tarafından takip edilen Füruzan, oranın Türklerinden Pomakların üzerinden; "Yunan asıllı Müslümanlar" olarak devlet eli tarafından propagandaya alet olmaları konusuyla karşılaşıyor. Röportajlarda rastlanılan -diğer bölgelerden farklı- siyasi olarak oldukça başarılı Dr. Sadık Ahmet ve arkadaşları gibi bir kaç Pomak Türkü figürü yüreklere su serpiyor hatta Yunanlıların siyaseten sınfta kalmalarına neden olan Yunan iç savaşı olgusuna değiniliyor. Bu savaştaki sol-sağ çatışmalarının şiddetinin boyutu hakkında Türk-Yunan birlikteliğini savunan profesör Dimitris Kitsikis'in görüşlerine yer veriliyor, oradaki yaşlı Türklerdense o dönemki tanık oldukları olaylar anlatılıyor.

Kaba hatlarıyla burada en fazla, karikatürize edebildiğim bu eser oldukça dolu, ayrıntıda daha bir çok yer ve şahıs isimi barındıyor. Bosna kadınlarının uğradığı zulüm anlatılırken Füruzan'ın daha önceki eserlerinde de rastladığımız kendine özgü o feminizm gözlüğünü takmış. Köylerdeki kuşak çatışmalarından bahsedilirken; dini konulardan daha varoluşcu ya da aydınlanmacı olana, metafizikten daha fiziksel olana dek felsefi ve politik görüşlerin; öğretmen, müftü, devlet adamı gibi eğitimli kesimlerce tartışılmalarına da yer veriliyor. Aslında bölgedeki gittikçe azalan Türk varlığının bu renkliliğinin ve gün görmüşlüğünün hatırına da bir an önce sahip çıkılıp maddi manevi yerinde korunması gerektiği kanaatine varıyoruz. Aynen, meşhur Osmanlı romancılarından Filibeli Ahmed Hilmi'nin şu lanet "Evveli Şam, ahiri Şam!" karamsarlığını kırmayı düşlediği gibi...Yalnız Bosna'daki tarihi eser ve kültürel hazine; Mostar Köprüsünün Sırplar ve Hırvatlar tarafından yıkılması ve daha da üzerine yapılanlar Nazilerden bile beter bir yozlaşma ile karşı karşıya olduğumuzu göstermekte maalesef...Öncekilerin en azından tarihi eserlere saygıları vardı!

Bu arada köprü restore edilip 2005'te UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır...
Profile Image for Ayse Kara.
62 reviews2 followers
August 14, 2022
Babam Makedonya'da doğmuş. Biz de bu günlerde Makedon vatandaşlığı başvurusu yaptık çocukları olarak. Bu kitap bu yüzden dikkatimi çekti okudum. Babam doğmuş olsa da, bir köklenme hissetmiyorum Balkanlara karşı. Başvurumuzun sebebi malum...

Ancak kitabı okudukça anladım ki Balkanlar ve Anadolu hangi ırk, dil, dine ait hissederseniz hissedin bölünmez bir bütün. Mitolojisinden, tarihine, coğrafyasından, yemeğine, şarkısından, kıyafetine birbirinden ayrılamayacak kadar bağlanmışız birbirimize.

Kitap 1995 yılında basılmış , ancak röportajlar iç savaş sürerken 1993 de yapılmış. Füruzan o zamanın gazete yazarlarından, araştırmacı bir gazeteci. Hala Bosna-Sırbistan savaşı sürerken Makedonya'dan başlayıp, Yunanistan'a kadar tehlikeli yollardan geçerek Türklerin tanıklıklarını kaydetmiş.

Balkanlar, Avrupa siyasetinde çok önemli. O yüzden İngiltere, Fransa, Almanya devletleri güçlü ve birlik halinde Yugoslavya'dan rahatsız. Her an Rusya ile ittifak olup veya Rusya tarafından işgal edilip, sıcak denizlere inen bir koridor oluşturabilir. Aynı zamanda Avrupa'nın Asya'ya açılan ayağı Anadolu'ya karşı da blok olarak engel olmalarını istemiyorlar. Sovyetler dağılınca ekonomik krize giren Balkanlar'ı etnik farklıları sebebiyle kışkırtıp, komünizmden demokrasiye geçmeleri konusunda ikna ediyorlar. Aslında dil, din, ırk bahane... Fakat öncelikle Sırplar ve Hırvatlar bu kışkırtmaya kapılıyor ve olanlar oluyor. Bildiğim bilmediğim pek çok şeyi derli toplu buldum bu kitapta.
Atatürk milliyetçisi biri olarak sınırların, dil, din ve ırkın hiçbir zaman siyasete alet edilmemesi gerektiğini biliyordum. Bu kitapla bir kez daha pekiştirmiş oldum. Sosyal demokrat biri olarak komünizme soğuk bakmasam da Tito gibi iyi yöneticilerin yanında, Jivkov gibi kötülerin de yükselmesine imkan tanıyan sistemsiz, kişilere bağımlı bir yönetim şekli olduğunu da apaçık ortaya koymuş kitap. Hükümetlerin devletten ve halktan büyük olmaması gerektiğini, hangi yönetim sisteminde olursa olsun tek bir insana bağlı rejimlerin ne kadar kırılgan olduğunu, dil,din, ırk siyasetinin ne kadar tehlikeli olduğunu tüm çıplaklığı ile ortaya koymuş bu kitap.

Kitapta beni şaşırtan unsurlardan biri de bu iç savaşa giden süreçte Türkler Balkanları ele geçirecek, onları dost olarak görmeyin politikasının her ülkede işlemesi oldu. Türkiye'den bakan biri olarak kimsenin böyle bir isteği olmamasına rağmen bu yalan siyasete halkları inandırabilmek çok şaşırtıcı. Bu siyasetin işlemesindeki kilit öğe de ekonomik kriz sanırım. Aynı Hitler Almanya'sında olduğu gibi. Ancak daha üzerinden 50 yıl geçmeden aynı siyasi propagandanın halk üzerinde işlemesi ayrıca şaşırttı. Ayrıca 1900-1990 arası çok uluslu şirketlerin savaş çığırtkanlıkları ve emperyalist devletlerin Akdeniz’e hakim olma çabası sebebiyle Yunan - Türk sözde kavgası ile ilgili yaşanan bazı tanıklıklar da var kitapta. Bu öyle bir savaş arzusu ki din propagandası altında soykırım yapan milletler aynı dinden olan birbirleriyle de acımasız savaşlara girmişler . Sırplar Hırvatlarla, Bulgarlar Yunanlılarla acımasız savaşlar yapmışlar. Bunları da aynı potada okuyunca savaşın anlamsızlığı bir kez daha yüzümüze çarpıyor.

Kitap boyunca anladım ki; bir nesil önce ayrıldığımız Balkanlar ile Türkiye halkları, Türkmen haklarını kapsayan Asya coğrafyası ile olduğu gibi birbirinden ayrılamaz. Bu yüzden kitap boyunca yapılan röportajlarda, Türklerin çocuklarına daha iyi bir gelecek hayaliyle 1945 den sonra dönem dönem Avrupa'ya ve Türkiye'ye yaptıkları göçlerin arkada kalanlar için ne kadar kalp kırıcı olduğunu öğrenmek üzdüğü gibi Balkanlar'la aramda bir başka bağ kurulmasına da sebep oldu.

Tabi kitaptaki röportajlar daha savaşlar bitmeden yapıldığı için az çok bir şeyler sezilse de, tüm gerçekler örneğin Srebrenitsa katliamı daha tam detaylarıyla ortaya çıkmamış. Şu anda bilerek o günleri okuyabilmek de kitabın üzücü ama tarihi açıdan kıymetli başka bir boyutu.

Gezi kitabından öte, bir araştırmacı gazetecinin belgesel niteliğinde bir kitabı olmasına rağmen edebi dili oldukça kuvvetliydi. Bu yüzden ve belki de kurduğum bağlar sebebiyle 4 yıldız vermek istedim
Profile Image for B.
306 reviews12 followers
January 4, 2023
Gerek Balkan tarihi ve coğrafyasına olan merakımdan, gerekse gelecekte yapmak istediğim Balkan gezisi için bir ön planlama yapmamda yardımcı olabileceğinden dolayı okuduğum belgesel / gezi / yer yer romanımsı bir kitap.

Özellikle bölgedeki Osmanlı etkisini konu alan yazar, kitabi Makedonya, Bulgaristan, Bosna ve Yunanistan gezisi sırasında tanıştığı kimselerle olan röportajları / konuşmaları ile derleyerek yöre insanlarının nasıl düşündüklerini incelemiş.

Konuştuğu Türklerin çoğunun Müslüman kimliklerini on planda tutmaları (Türk yerine) ve aralarında Osmanlı tarzı bazı fikirlerin (çok-uluslu devlet yapıları gibi) yaygın olması dikkatimi çekti.

Füruzan’ın bahsettiği birkaç tarihi olay:
• 1950’lerdeki Makedonya’dan Türkiye’ye olan gocun altında yatan nedenin ekonomik (kolektifleştirme) olması
• 1968 Belgrad üniversitesindeki olaylar sırasında Tito’nun Miloseviç’i işaret ederek “bu genci politikadan uzak tutun” öğüdü ve akabinde olanlar…
• Ivo Andric ‘Drina Köprüsü’ adli romanında Osmanlı yönetimindeki Sırpların hep “o günü” beklediğinin altını çizer. Sırpların bugün yaptığı etnik temizlikteki söz konusu olan halk, Osmanlıyla birlikte Saraybosna’ya gelmemiştir, oranın halkıdır.

Çarpıcı birkaç alıntı:
“Tito: Benim Yugoslavya’daki tüm elçilerim, bu Türk elçim gibi çalışsaydı, ülkemize altın yağardı.”
“Tarih hangi yönetimce hazırlanmışsa, onun kafasındakileri yazar,” ve “en iyi Helenler Türklerdir.” (Kitsikis)
“Bunlar Boşnak filan değillerdir. Osmanlıdırlar. Unutulmamalıdır ki biz Hırvatlar Avusturyalılarla birlikte yiğitçe savaşarak Avrupa’yı Osmanlılardan kurtardık.” (Tujman)

Maalesef, kitabi okurken, bu sorunlu bölgenin sorunlarından kurtulamayacağına olan inancım daha bir pekişti.
Profile Image for gork.
24 reviews1 follower
September 20, 2019
Kitabın içinden: “ben bu çalışmamda okurlarımı savaşın sayısal değerlerden çok, yok edilmekte olan insanlarıyla yüz yüze getirmeye çalıştım. Olayları duyumsamalarını, uzun uzun tartışıp düşünmelerini istedim.”
Profile Image for yunus.
4 reviews
January 15, 2026
gazetecilerin hala onurlu ve şerefli olduğu zamanlarda yazılmış bu kitap 90 döneminin karışık yugoslavyasının portresi niteliğinde. dönemin tanıklarından osmanlı ve türk kültüründen tutun titoizme kadar içinde pek çok tema barındırıyor.
Profile Image for Ozgur Bilgic.
32 reviews3 followers
March 27, 2021
90lar başında türk grupları ile komünizm sonrası Yugoslavya hakkında konuşmalar. Bazı bölümler gerçekten ilginç idi, özellikle Makedonya tarafında insanların Tito dönemine çok ciddi bir özlemi var.
Profile Image for Elif Cansu.
4 reviews
August 25, 2025
füruzan.. seni o kadar icten seviyorum ki. ilerideki olası calısmalarım icin kaynak olabilecek, gerceklerle yogrulmus, kusursuz anlatımlı bi kitap.
Displaying 1 - 12 of 12 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.