Alıntıladıklarıma dair;
„Ekonomi iyi ise, insanlar yolundadır.“
„Sinan, mühendislik ve yapı bilimindeki derin bilgisine ek olarak, engin sanat bilgisi sayesinde daima yepyeni yapı formülleri buluyor ve özgün eserler yaratıyordu. Yerine göre uyguladığı dört köşe, altı köşe ve sekiz köşe planlarla her yapısına bir başkalık veriyordu. Sinan’ın yapılarında rastlantıya bırakılmış hiçbir şey görülmediği gibi, mimari bünyeyi zayıflatan hiçbir aşırı süs görülmez.“
„Çoğunlukla bizde de böyledir. Camilerimiz, mezarlıklarımız kente karışmıştır. Bu, onların günlük hayatımızdaki alçakgönüllü duruşlarından ötürü ölüm ve sonrası için daha yumuşak yorumlar yapmamızı da sağlar.“
„Çocukluğumdaki dinlerinin gereklerini yerine getiren, güleç, sakin yaşlıları hatırlıyorum. Kendileri gibi olmayanlara yargılayıcı ve suçlayıcı davranmayan o insanları... İstanbullu çok güzel, çok genç, çok modern bir kadına okşayıcı bir kayınvalidelik yaparken bile, başındaki ak yazmayı çıkarmayan, o insanları. Tanrı ile kul arasında başka bir elçi tanımayan, o Müslümanları, sevgiyle geçiriyorum, içimden.“
„Nasıl ki dünyada gerçek bir İslâm ülkesi yoktur; felsefesi yaşar.“
„Din konusunu biraz genişletelim. Çünkü ben dini başka açıdan da alıyorum, mesela. Din bir kültürdür, mimaridir, resimdir. Bizim camilerimiz, mimari özellikleriyle mirastır bize.“
„Volter sürekli olarak rahiplerle gırgır geçmiştir. Sonunda bir kitabını şöyle bitirir. ‘Pencereden baktığında yalnız Tanrı’yı gören körlerdir.“
„Avni Abdullah kişisel değerlendirmesini altını çizerek yapıyor.
— Mesela, fetvayı kabul etmeyebilirim. Bana tamamen sahip olamaz. Ben, bireysel varlığım. Bir yerde kendime ait özgürlüğüm vardır. Yani fetva bile beni bağlayamaz.“
— Müslümanlık konusunda son kararı elbette ben veririm.“
„— Öğrencilerinizin hepsi, müzik yazısı okuyor. Yani solfej biliyorlar.
— Solfej bilmeyen bir öğrenci grubundan, iyi bir koro yapamazsınız.“
— Günümüzdeki Yugoslavya’da neler oluyor, dersiniz?
— Bilmiyorum, biz sanatçılar çok çok siyasetle uğraşmıyoruz. Siyasetle yüklü değilim. Sanatta, müzikte büyük farklılıklar yoktur. “
„O, gizli olanı, harflerde saklananı anlamak için, büyük bir iştiyak duydum.“
„Yalnızca taklit eden
Taklit ettiği şey konusunda
Söyleyeceği olmayan
Zavallı bir şempanzeye benzer
Bertolt Brecht“
„Çocuk oyunları bedavaydı. Her cuma ve pazar günleri çocuklara oyun oynanırdı, özyönetim bu kararı almıştı; ‘Çocuklara bedava olsun. Çocuklardan geleceğin seyircisi yetişir, bunu unutmamak gerek.’ “
„Kimseye üstünlük taslamayan bu büyük insanın hayat öyküsü etkileyici güzel...“
„Savaşlar günümüzde televizyonların, gazetelerin, radyoların savaşıdır. Önceleri buralarda bir Arnavut bir Sırp’ı, bir Makedon bir Türk’ü öldürdü, tecavüz etti deseler, aylarca tartışılır, bunun kötülüğü, insana yakışmazlığı durmadan konuşulurdu. Savaşlar artık televizyonlarda, gazetelerde... onların daha iyi para kazanması için kullanılıyor. Onun için bu gelecekten ben açık söylemeliyim çok umutlu değilim.“
„Savaş sırasında Makedon ve Sırp arkadaşlarımdan altı tanesi öldü benim yanımda. Ne derlerse desinler, benim arkadaşlarımdı onlar. Birbirimizi severdik biz... Hepsi yirmi yaşlarındaydı. Hâlâ unutamıyorum. Yaşadıkça da unutmayacağım.“
„Bilirsiniz ya ekonomik durum geriledikçe ırkçılık artar. “
„Ben Yugoslavya’nın birliğine inanıyorum,’ diyor, Tito, ‘onlar birbirlerini seviyorlar. Ben olmasam bile bu devam edecektir’.“
„Yahudi bir filozofun çok güzel bir düşüncesi var dinler için. Tanrı’ya duyulan sevgi entelektüel bir sevgi olmalıdır,” diyor.“
„Siyasetçilerin kötülüklerinin, aptallıklarının açtığı yaraları sanat ve kültür saracaktır. Çünkü onların gücü bütün çağlar içinde hiçbir zaman tükenmiyor, biliyorsunuz.“
„Fanatik dinci ve milliyetçi akımların Üsküp’e yer yer sızdığını biliyorum. Bunun başarılı olmaması için ekonomik açıdan güçlenmek gerek.“
„Ama felsefeye ve edebiyata uzak kalmadım, sanatlara hayranlık duyarım. Çok yorulduğumda Hermann Hesse ve onun düzeyindeki yazarları okurum. Yoğun okumalar beni çok dinlendirir. “
„Ben ‘bu etnik arındırma pisliğinden insanoğlu nasıl yakasını kurtaracak,’ diye sorularımı sıralıyorum.“
„Sanatçı olmak sınırlara karşı çıkmaktır. Bu geri devlet anlayışları mezarlık gibi her şeyi gömüyor. Siz ve ben sözcüklerimizle insanın ortak duyarlığını diriltmeliyiz.“
„Sanatçıların bilindiği gibi, dünya yurttaşı olduklarının yeni bir kanıtı bu ozan da...“
„Bir yeteneğin, gündelik bir hayattan, bir köy ortamından çıkarılıp parlamasına verilen değere ‘ödenmiş bir kan hakkı’ demek“
„Oysa Sırplar 600 yıllık intikamlarını, şimdi 1990’ların ortasında kadınları, erkekleri, çocukları öldürüp kanlarını akıtarak alıyor, ‘kan haklarını.’
Yapılanları dinledim.
Bir edebiyatçı olduğum halde, bunları niteleyecek en güçlü, en diri sözcükleri asla bulamadım.
Kimsenin de bulabileceğine inanmıyorum.“
„Hiçbir Hıristiyan devleti, kendi topraklarında Türklerin bir camisi bulunmasına müsaade etmez. Oysa Türkler bütün Rumların kiliseleri olmasını hoşgörürler.
Voltaire”
„Doğu ile Batı’nın, Hıristiyanlıkla Müslümanlığın yan yana geldiği kenttir (Mostar). Osmanlı ile Orta Avrupa uygarlıklarının birbirini itmeden, saygıyla yerleşip eserlerini oluşturduğu bir zaman var işte karşımda. Şiir dizeleri gibi köprülerinin altından Neretva Nehri’nin geçtiği bu yere, aldığı yaraların derinliğinden ötürü, ara ara gözlerimi kaçırarak bakıyorum.“
„Şimdi ben savaşın vebal elinin parçaladığı, kanattığı bu yerdeyim.
Bu durumda bile Mostar, güzelliğinden arta kalanlarla kendini tanıtıp bana daha da ağır bir hüzün, ağlama isteği veriyor.“
„Bir ulustan çıkan canilerin iyi vatandaşlarına, aydınlarına kötü bir tarihi miras bırakmasının acısını düşünüyorum. Bunun dünya tarihindeki en yakın örneği Hitler Almanyası’dır. Alman aydınları aklın yıkıldığı o yılları şiddetle kınarlar.“
„Mostar’da beklemelerinin anlamını kavramak için herhalde orada yaşamak gerekiyordu.“
„Bu yapılan kıyımı dünyanın bilincinde hep canlı tutmanın yollarını bulmalıyız.
İnsanın toplumsal var oluşu içinde, onu en değerli kılabilecek aklıyla birlikte vicdanı değil midir? “
„Bir kentin, insanlarının, amansız katilleri bunca intikam duygusunu 600 yıl nasıl kuşaktan kuşağa iletmiş olabilir?“
„Onlar durmadan bilinçli olarak tarihin belleğini silmektedirler...“
„Yardımların çok azı ulaşıyor Saraybosna’ya. Rumeli Türkleri ve öteki halklar savaş korkusu içinde.
Onların da yakın bir gelecekte sığınmacı olmayacaklarını kimse söyleyemez.
Yugoslavya’nın Avrupa’nın ortasındaki bu savaşında, kimlerin kimleri ezdiğini görmemek için kör olmak gerek.“
„Hatta son güne kadar bizim reisicumhurumuz Aliya İzzetbegoviç, harp olmaması gerektiğini daima ifade ediyordu.“
„Birgün meydana en az 250.000 kişiyi öldürdükleri çıkacak. Onlar savaş yapmayı bilmez. Yani yüz yüze savaşmazlar. Bir yere saklanırlar ve oradan ateş ederler.“
„Kadınlar kendilerine yapılanları unutmak istiyorlar. Gördüklerini görmemiş olmayı istiyorlar. Bunun için de hep susuyorlar.“
„Üstelik bu tecavüz olaylarıyla Sırplar kadınıyla, erkeğiyle bir milleti aşağılayıp yok etmek istemektedirler.“
„Ben söyleyemem, şöyle şöyle yaptılar, soydular filan... Utanırım. Bizi bilesiniz ki yok ettiler derim, utanırım.“
„Birleşmiş Milletler’in, görüldüğü gibi saldırganı engelleyici tutumu son derece yetersizdir. Öylesine yetersizdir ki, kişiye, bu B.M. tutumu karşı tarafa acaba bir zaman kazandırma mıdır, diye düşündürtüyor.
21 yaşındaki Sırp askeri Borislav Hesak, “Komutanlarımız emretti. Biz de bu tecavüz etme emrini yerine getirdik,” diyor duruşmasında.“
„Ayrı bir politik eğilim gösterenlerse elbette tutuklanıyordu.“
„Çünkü partimizin yöneticileri geçmişte düşüncelerinden dolayı 15’er, 20’şer yıl hapis yattılar.“
„Bizim yedek vatanımız yoktur. Burası Balkanlar, asıl vatanımızdır.“
„Birleşmiş Milletler, Saraybosna konusunda yetersizlik gösteriyor. Dünya bu tutumu görmezden geliyor,” diye açıklıyorlar bana.“
„Buraya bu rahatlığa doğru kırk beş dakikada uçuverdiğim gezegenemize ait olduğuma inanamadığım öteki acılı kanlı dünyayı bir türlü unutamıyorum.“
„Salt bir tanıklığın bendeki sonuçları bile bunu kanıtlamaya, anlamaya bence yetiyor.“
„Bakın Sırplar da şimdi aynı politikayı izliyorlar Bosna’da. Kadınların ırzına geçmek, onları Sırp çocuklarını dünyaya getirmeye zorlamak, asimile etmek...“
„Türklerin Meriç adını verdikleri, Filibe kentinden geçen bu ırmak üzerinde çok güzel bir taş köprü var...“
„Bu heykel dikmek, heykel yıkmak da bugünlerde yine pek revaçta. Oysa ulusların geçmişindeki olaylar, olumlu-olumsuz da olsa yan tutmadan halklara unutturulmamalı. Tarihi doğru kavramaları için, halklara yaşananları niçin unutturmaya yelteniyorlar ki? Devlet politikalarının mantığı da hep kısa ölçeklerde kendine dönük çalışıyor.“
„Türk şehirleri içinde Filibe, imparatorluğun Avrupa’daki ranâ ve müstesna on şehrinden biridir. Unutulmaya.“
„Türkler Bulgar dilini kabul etsinlermiş, öğrensinlermiş! Zaten biliyorduk, öğrenmiştik.“
„Biz bu ad değiştirmeye kadar yapılanları hiç anlamadık millet olarak. Bilmeliydik, bir bardak suyu içersin, bardak boşalır, ama boş kalmaz, yerini hava doldurur. Tabiat hiçbir boşluğu öyle bırakmıyor.“
„Bilmez insan kadrini âlemde insân olmayan
Anlamaz hal-i perişanı perişân olmayan
Ziya Paşa
„Bu ad değiştirme eyleminin insanın doğumuyla başlayan kişisel tarihine nasıl bir darbe vurduğunu, konuştukça daha iyi anlıyorum.“
„Bir şeyler yemek için girdiğimiz yerde, Müzeyyen Hanım’la karşılaşıyoruz.
Sosyalist-gerçekçi yontu estetiğinde yapılı, uzun boylu bir kadın var karşımda. Gösterişli, güçlü, bastığı yerden ses getirebilecek denli sağlıklı görünüşüyle hemen dikkati çekiyor. Güzel de bir kadın. Yeni dönemin girişimcilerinden biriyle işletilmekte olan bu küçük lokantanın yöneticisi. Arı, gerçek bir İstanbul Türkçesiyle konuşuyor.
— Komünist Partisi’nin ilk dönemlerinde bilinizki bizler ayrımcılık hiç yaşamadık. Ağır vinç operatörüydüm ben. İşimden çok memnundum. (…) Ben şimdi Türkçemi iyice geliştirmek için edebiyat okuyorum. Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır’ını, Reşat Nuri’yi, Halide Edib’i filan. Ekonomik açıdan yeniden bağımsız kalmak için çalışmalıyım. Türkçe tercümanlık yapıyorum. Buraya şimdi iş için çok sayıda Türk işadamı geliyor.
Hem kendine, hem çevresine umut veren bir kadın bu.“
„Osmanlı Devleti’ndeki çeşitli ulusla, din, mezhep, eğilimlerindeki anlaşmazlıklarla İslâmlığın Batı uygarlığıyla kaynaşması kabil görünmediğinden, Avrupa kamuoyunun, nerede bir olay çıksa bunu hakkını yenmiş saydığı Hıristiyan tarafını tutmak istemesi, “Doğu sorununu” doğurmaktadır.
Namık Kemal“
„Bir an Hitler’i anımsıyorum. Korkunç Nazizmi ve faşizmi içinde insanları konsantrasyon kamplarına sürerken, dehşet verici bir çelişkiyle sanat eserlerini korumaya çalışıyordu.“
„Bakın 1990’ların ortasında şu geldiğimiz noktaya Sırpların bir ulusun tarihi kimliğini, insanlarını, onlara ait her şeyi kökten söküp talan etmesini görünce Hitler’i daha ılımlı bir örnek, diye konuşuyoruz.“
„Türklerin üzerinde rengarenk ve sırma kordon işlemeli, çok güzel yıldızlı, kadifeli ve ipekli, tertemiz elbiseler vardı. Böylece hepsi çok etkileyici bir görünüşteydiler.”
“Güzellik kavramının bütün olarak yaşandığı çağları taşıyan bir zaman parçasının böylesine yakınında olmak kişiye hem hüzün, hem mutluluk veriyor.“
„Japon mimarisindeki çok beğendiğim özelliği bu eski Türk evlerinde de buluyorum hep. İkisinde de az eşya gereklidir. “
„Genç güzel bir kadın adının değiştirilmesini anlatırken herkese kafa tutarca dikleştiriyor sesini.
— Benim şimdi Hıristiyan ismim var. Hayır işte açıkça söylüyorum. Türk ismime de dönmeyeceğim. Kim isterse dönsün. Bulgarların doğduğumuzdan beri bana şu an yaptığı tek büyük iyiliktir bu. İsteseydim olmazdı. Kolay mı hiç sahte olmayan yeni bir kimlik almak... Kimliğimde de, pasaportumda da Maria yazılı. Soyadım da aynen Hıristiyandır. Türkiye’ye gidenlerimizin çoğu zorlandı barınamadı döndü. Ben Maria olarak rahatça Almanya’ya gideceğim. Almanlar artık ne diyor? ‘Yahudiler sıralarını savdı, şimdi sıra Türklerde.’ Hiç korkum yoktur şimdi. Ben aç kalayım, sürüneyim, kimse beni sevmesin, iş vermesin, ama adım Türk olacakmış eee... olmayıversin...“
„Benim bir Alman Ford’um var. Sağlam arabadır, buraya getirmedim. Dünya hali böyle, karnım nerede doyarsa orası memleketindir,” diyor.“
„Osmanlı’yı unutturmak, değerli izlerini kazımak, art arda gelen her yöneticinin aklındaki en yüksek hizmet fikri oluyor.“
„Bu seçkin, toplumcu anne-babanın oğlu, on iki yaşındayken ailesiyle birlikte çıkmak zorunda bırakıldığı Yunanistan’a, Fransa’dan otuz yaşında dönüyor. “
„Ben Batı’nın kendini beğenmişliğinden, fanatizminden ötürü o dünyadan koptum.“
„Rum köylüsü 19. yüzyıl başlarında Batı Avrupa köylüsünden çok daha refah içinde idi.
Ord. Prof. Enver Ziya Karal“
„Yugoslavya, Bulgaristan, Yunanistan. Üç ayrı geçmiş, üç ayrı Rumeli.“
„Kadınların yaptığı evlilik sayısı neden pek ilgi çeker, hele ünlü olan hanımlar için bu büsbütün böyledir. Toplumların kadınların kişiliği, yaptıkları, yarattıkları, marifetleri değil de kocalarının ya da âşıklarının sayısını ilgi çekici bulmaları nasıl da olağan sıradan bir değerlendirme.“
„Bildiğim şarkıları keyifle dinlerken en eski olanlardan birinin sözlerindeki değişiklik dikkatimi çekiyor. İyi Rumca bilen arkadaşıma, “Bana mı öyle geldi?” diye sorduğumda, “Yok haklısın, değiştirmişler,” diyor. “Makedonya Yunan’dır, Üsküp değildir, desinler oradakiler kendilerine Üsküp Cumhuriyeti.”
“Pencerenin perdesini / aç bana göster yüzünü” anlamındaki ve eskiliğindeki bir şarkının içine konmuş bu sözler. Ne akıllardır bunlar diye şaşıp kalıyorum...“
„Konstantinopolis 460 km.” Hangi Konstantin şehridir, diye anlamaya çabalarken bu kilometre sayısının son durağında ancak İstanbul’un olabileceğini ayrımsıyorum. Bizans kartalıyla taçlandırılmış bu duyuru gerçeküstü bir etki yapıyor bende. Üstelik Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde, 150-200 yıldır, bizzat Bizanslılar, oraya İstanbul diyorlardı.“
„Büyükelçi Manolis Kalammidas, “Türklerin eğitim-öğretim kitaplarını artık biz basacağız,” diye açıkladı. Biz ilke olarak buna kesinlikle karşıyız. “Tarafımızdan hazırlanan Türkçelerde hata mı var,” gibi çocukça sorular soruyorlar bize. Bu, işi ne kadar hafife aldıklarını açıkça gösterir. Etnik kimliğimizin imhasına yönelik bu girişimleri hep kesinlikle reddedeceğiz.“
„Yunan vatandaşlarına sağlanan haklardan, Türk azınlığını mahrum edici uygulamalar, vatandaşlıktan açıkça iskat edilmeleri, toprak ve ev almak, iş kurmak veya okullarını inşa ve tamir etme haklarının reddi, ifade, dolaşım, din özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaları ve devlet görevlilerince etnik Türklerin aşağılayıcı muamelelere tâbi tutulmaları; böylece Türkiye’ye göçü hızlandırarak, 1985’te yeniden başlatılan bu politikanın sonu Türk azınlık kendilerini Türk olarak tanımladıkları takdirde kamu hizmetine girememektedir.“
„Hep söylenir Osmanlı’nın yıkımı din, dil, etnik ayrım yapmamasından olmuştur diye. Eğer gerçekten imparatorluk yalnız bu tutumundan çöktüyse, bu yıkıma da yıkım demem ben. Bir yolunu bulsak da silip atabilsek insanoğlunun özünden bu ayrımcılık hastalığını.“
„Yunan vatandaşı, ama Türk kökenli,” olduklarını söyleyince, hâkimler heyeti, “O halde niçin Türkiye’ye gitmiyorsunuz?” diye bağırır.“
„Şu anda dinle siyaseti karıştırdığımız söyleniyor. Bence asıl Yunan hükümeti senelerdir yapmaktadır bunu.“
„Batı Trakya Türk-Müslüman azınlığın elinden, bu toprağın yüzde 60’ı alınmış, 25’i bırakılmıştır.
— Nasıl olmuş bu topraklara el koyma meselesi?
— Ana hatlarıyla şöyle: Büyük kamulaştırmalarla... Sanayi bölgesi mi yapacaklar, tasarılar hep, Türklerin ekili arazisine tesadüf ediyor, projelerin yüzde 90’ı. Yunanlılar 35.000 dönüm üzerine Batı Trakya’da üniversite kuracaklarmış.“
„Gümülcine’nin kuzey bölgesinde 1976 yılında askeri amaçla 5.000 dönüm arazi aldılar, havaalanı yapacaklarmış. Yıllardır herhangi bir şey de yapılmadı. Bir talimgâh kurdular, nişan atıp duruyorlar. İkinci kamulaştırma nedenimizse, Osmanlı senetlerini tanımıyorlar. Bunlar meradır diye iddia ettiler. Devlet de meralara sahip çıkacak elbet. Son günlerde de açıkhava hapisanesi yapacağız buralara, dediler.“
„Bir de dağ köylerimizdeki soydaşlarımızın Türk aslından olmadıklarını iddia ederek asimile etmek istiyorlar. Çünkü Yunanlılar rahatlarına çok düşkündür. Gidip o dağlık, şartların zor olduğu bölgede yaşamak istemezler. Dağ köylülerini orada tutmak, ama kendi kalıpları içine sokmak arzusundalar. “
„Bugün aralarında pasaport, sınır kontrolü falan kalktı. Bir nüfus cüzdanıyla insanlar AET’ye dahil edilseler, 12 ülkenin hepsinde serbestçe dolaşırlar, iş de yapabilirler. Oysa biz hâlâ bu hakkı kullanamıyoruz. Dağ köylerine gitmek için bile resmi izin kâğıdı almak zorundayız.“
„Şimdi öyle bir dünyadayız ki, hayale, heyecana kapılıp siyaset yapılmaz. Her şeyden önce evrensel insanlık değerlerine sahip olmak gerek. “
„O zaman bana da sen nesin denildiğinde, ben de “Türk’üm,” diyebilmeliyim. “
„Herhangi bir ailede bir bireyin Yunan vatandaşlığını kaybetmesi halinde, bu aileden hiçbir kimsenin Yunan vatandaşlığını gösteren yasal belge veya doküman talep etme hakkı yoktur,“
„Demek ki medeniyetin, teknolojinin ilerlemesiyle insanlıkta hiçbir şey değişmiyor. Bakınız Saraybosna’ya... Bunlar insanlık için utançtır.“
„Hikmet Çetin, Avrupa Konseyi’nde Batılıların yüzüne karşı, “Siz çifte standart uyguluyorsunuz,” dedi. “Bosna-Hersek’te akan kanlar, orada olanlar, bir Müslüman trajedisi olduğundan anlıyorum ki duygusuz kalıyorsunuz,” dedi. “Tarih sizi suçlayacaktır.“
„Birleşmiş Milletler’in çok dilli, çok bilmiş siyasi kişilerinin ağzında, acı, kıyım, ölüm, ırza geçmek sözcükleri her gün sıradan bir anlama indirgenmektedir.“
„1. Dünya Savaşı’nın kıran kırana giden çatışmasında Mr. Sloane bile Türkler kadar ötekilerin de kıyıcı olduğuna üşengeççe olsa da değinmek zorunda kalırken, yolunu hemen değiştirerek herkesin okumaya hazır olduğu ‘Batı’yı parçalayan Barbar Türkler’ söylemine giriverir.“
„Batı neyle oynuyor?
Kendisi tarafından yıpratılıp duran uygarlığının çöküşünü kapatacak yeni kılıfları nasıl bulabilir?“
„Size şunu yeniden açıklamak isterim, biz faşist değiliz. İnsanları tümden suçlamak, bağlı oldukları ulusun hataları içinde değerlendirmek yorumda çok kolaya kaçmaktır. Hırvatların dünyaca ünlü bir bilim adamı var, Prof. Dr. Vladox Gotovaç; Tujman’ın bu savaşçı yayılmacı tutumunu onaylamadığından yöneticiler arasında artık adı bile anılmıyor.“
„Çünkü onlar kanla, ölümle daha çok ilgililer. “Bunlar Boşnak filan değillerdir,” diye açıkladı Bay Tujman. “Osmanlı’dırlar. Unutulmamalı. Biz Hırvatlar Avusturyalılarla birlikte yiğitçe savaşarak Avrupa’yı Osmanlılardan kurtardık.“
„Sırplar köprüyü 8.11.1993’te önce ortasından hedefleyerek vuruyorlar. Ardından güzel, geniş bir yay gibi gerilen uyumlu bükümü yükselten ayakları nişanlıyorlar. Köprü Neretva’ya taşıdığı yüzyılların görüntüleri, sesleri ve renkleriyle ağır ağır göçüyor.“
„Gâvurdu, Müslümandı deyip adam mı tartılır a kızanım. İnsanın iyisi vardır, kötüsü vardır, buna bakmalı asıl,” derdi.“
„Ben Balkanlar’ı gezerken ünlü bir Boşnak yazarın Abdullah Sidran’ın Taşbebeği Anımsıyor musun? ve Babam İş Gezisinde adlı öykülerinden ünlü Boşnak yönetmen Emir Kusturica’nın oluşturduğu filmleri düşündüm. Bu filmlerde sevgileri, dayanışmaları, umutlarıyla tanıdığımız kişiler bu kadar kısa sürede kökten silinip gitmiş olamazlar.“
„Şu anda Bosna ordusunun önde gelen komutanlarından biri Sırp asıllı General Divjak, pazar yeri katliamından sonra saldırının olduğu yere giderek bir buket kır çiçeği bırakıyor.
Otuz yıl Tito’nun çokuluslu ordusunda görev yaptıktan sonra askerlikten ayrılmış. Sırpların Boşnakları tehdit etmeye başladığı 91’lerde de Boşnak ordusu saflarında yerini almaya karar vermiş. Kendisini ‘Bosna âşığı’ diye niteliyor General. ‘Ve askerler daima barış için olmalıdır,’ diyor.“