Murat Özyaşar'ın metinleri ileSelçuk Demirel'in desenleri Aslı Gibidir:Diyarbakır Hikâyeleri'nde buluştu.
Yazarlar ve kentler… Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'i, OrhanPamuk'un İstanbul'u, Tanpınar'ın Beş Şehir'inin yanında, şimdi MuratÖzyaşar'ın Aslı Gibidir: Diyarbakır Hikâyeleri. Taşıdığı kültürel, siyasi vekişisel tüm anlamlar ve çağrışımlarıyla yazarı büyüten şehir, Diyarbakır… Murat Özyaşar, gidip geldiği iki dil arasında, yazıyla ve şehirle kurduğuözel ilişkiyi dile getiriyor edebi metinlerinde. Parçalar birleştiğinde, bir edebiyatçının yazarlık serüvenini, imge dünyasını, duruşunu onunpenceresinden seyre dalıyoruz.
“Bazı sözcükleri öğrenmenin yaşı vardır. Amma velakin kimi yerlerdeöğrenmenin yaşı daha erkene alınmıştır. Diyarbakır'da doğmuşsanız şayet, diğer yerlerdeki yaşıtlarınıza nazaran bazı sözcüklere erken kayıt yapmak,kimi sözcükleri erken sökmek ve bu sözcüklerle vaktinden evvel tanışmak zorundasınızdır.”
Sarı Kahkaha'nın da hissiyatı hemen hemen aynı idi; ben aslında -emanet bir dil-le yazıyorum diyordu, Murat Özyaşar. Büyük yönetmenler için, "hep aynı filmi çeker" derler; Hep o iyi filmi çekebilmek, bir arayış halinde olmaktan bahisle. Burada da bir arayış var, ve fakat, sanki hep aynı cümle içine hapsolunmuş, o cümle'den kaçabilmenin ızdırabı çekiliyormuş gibi hissediyorum. Hemen tüm kitap böyle düşündüm. Bunlar benim kendi kişisel kuruntularım da olabilir. Ez cümle ile beni bağlar tabii ki bu cümleler. :)
Darısı, tüm kitap boyunca aynı cümlenin kurulmadığı kitaplarına diyelim...
Kemal Varol'dan sonra yazdıklarına gıpta ettiğim bir başka isimdir Murat Özyaşar. Aslı Gibidir, Diyarbakır Hikayeleri'ne bayıldım. Kentin sokaklarında, kültürünün her bir noktasındaki o nefis gözlemler muazzam.
"istikrarlı bir şekilde büyüyen tek yerin mezarlıklar olduğu, yasaklanmış bir yasın uzun yıllardır sürdüğü, bu sebeple de travmadan bir türlü çıkılamayan, korkunç sarı kahkaların uzun uzun atıldığı bir şehirdir." .... "Annelerin çocuklarının spor ayakkabı giymesine şiddetle karşı çıktığı, çünkü spor ayakkabı giyen çocukların eyleme gideceği şehirdir Diyarbakır. " .... "Vurun ulan vurun ben kolay ölmem" diyen Ahmed Arif'in, "Her köşe başında kimlik soruyorlar benden, açıp yaramı gösteriyorum" diyen Hicri İzgören'in, "Çünkü acısına seyirci ister hayat" diyen Kemal Varol'un, "Sırrını surlarına fısıldayan" Şeyhmuz Diken'in şehridir.
Aynı mesajın her sayfada verilmesi, ısrarla önümüze konması yazarın kendini tedavi çabası mı, yoksa zorla bize kendi argümanını kabullendirme çabası mı tam anlayamadım. Daha ilk kısımda meseleyi anladık zaten, hak verdik, duyguyu paylaştık, ama yazar emin olamamış olacak ki, aynı şeyi sayfalarca devam ettirme gereği duymuş.
İlk iki öykü kitabında sert tarzı ve dokunaklı hikayeleriyle dikkatleri üzerine çeken Murat Özyaşar'dan ara kitap sayılabilecek derleme bir hikaye kitabı Aslı Gibidir. İçerdiği konuların hepsi Kürt halkı ve Kürt olmanın zorluklarını anlatıyor. Bazı noktalarda milliyetçiliğe kaçmış bir durum olsa da beni rahatsız etmedi. Sonuçta bölgede yetişmiş ve bölgenin dinamiklerini bilen bir kişinin kaleminden yaşananları okumak düşünceniz ne olursa olsun bir katkı sağlıyor. Kimsesiz kalmanın aslında nasıl "kimsiz kalmak" olduğunu ve acılarını gösteren kişilerin, seyircilerin acı istediğini bilerek bunu yaptığına delalet hikayelerini okumak isteyenlere tavsiye edebilirim. Ama milliyetçi bir yapıya sahipseniz çok hoşlanmazsınız.
Bir dilin gurbetinde yurt tutmuş, yuva kurmuş Murat Özyaşar. Kürtçe duyan, Kürtçe gören ama Türkçe seslenen bu metinlerde bu topraklara has bir duyarlık var. Canlı, capcanlı satırlar bunlar. Okurken harflerin dile geldiğini ve sizinle konuştuğunu duyuyorsunuz. Çok güçlü bir anlatım! Bazı cümleler var ki zihninize adeta bir mıh gibi çakılıyor: "Bir büyüye, elleri ceplerinde giderek büyüyecek." Çok beğendim doğrusu.
Desenlerini merak ediyorum. Kitabı elime almadım. Vurucu bir kitap. Yörede uzun yıllar yaşadım. O dil, hareketler, insan tipolojileri harikaydı ve gözümde canlandı. Dinlediğim bir kitap oldu. Dinleme, kalıcılığı okuma kadar etkili olmasa da daha hızlı ve her yerde aynı zamanda başka işlerle uğraşırken de yapılabilen bir etkinlik olması bakımından önemli bulduğum bir beceri.
Yazarın dili gerçekten etkileyici,kitap Kürt sorunu ve anadilde yazın konularına yönelik Diyarbakır örneği üzerinden eleştirel ilerliyor,yazarın köşe yazılarından seçme derleme niteliğinde,ben begendigim için yazarın diğer kitaplarına da mutlaka bakacağım
Tum hikayeler kisa, akici ve o kadar da can alici. Selcuk Demirel’in de cizimleri her hikayeye cok yakismis. Meryem ana hikayesi ayri bir yere sahip artik bende.