Ateşi hangi anlamıyla alırsanız alın, pop çağının ateşi altındayız. Her şey “pop” artık, müzik, şiddet, sevgi, İslam, milliyetçilik... Linç hukukundan reality şovlara, Tarkan’dan Çiller’e, “kara kafa” diye dışlananlardan site hayatına, Halk Ekmek büfelerinin önündeki kuyruklardan döviz büfesi kuyruklarına, ülkücü hareketin yükselişinden “kimlik açgözlülüğü”ne, pop çağı hayatı üzerine bir araştırma.
Can Kozanoğlu (d. 1963, Adana), Türk sosyolog, yazar ve gazeteci. 1963 yılında Adana'da doğdu. Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Gazeteciliğe 1981 yılında Hayat dergisinde başladı. Aralarında Yeni Gündem, Nokta, Cumhuriyet ve Milliyet'in de bulunduğu çok sayıda gazete ve dergide muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalıştı. Çeşitli mizah dergilerine takma isimlerle yazılar yazdı. Uzun yıllar boyunca TRT'de yayımlanan Okudukça isimli kitap programını sundu. Televizyonculuk kariyerini daha sonra CNN Türk ve NTV'de sunucu, belgeselci, editör, yönetici olarak sürdürdü. Sosyoloji alanındaki çalışmalarını popüler kültür üzerinde yoğunlaştıran Can Kozanoğlu'nun futbol tutkusunun toplumsal boyutlarını ele aldığı ilk kitabı Bu Maçı Alıcaz 1990'da yayımlandı. Bunu, Türkiye'nin 80'li yıllarda yaşadığı toplumsal değişimi dönemin starları üzerinden anlattığı Cilalı İmaj Devri (1992) izledi. Pop Çağı Ateşi (1995), İnternet Dolunay Cemaat (1997) ve Yeni Şehir Notları'nın (2001) ardından, Kozanoğlu'nun ilk kurgu denemesi olan Acemi Eğitimi (2005) yayımlandı.
bugünleri, bugünlerde yaşananları ta 95 yılından öngördüğü için bile çok değerli bir kitap. kemalizm tartışmaları, siyasal islamın yükselişi, tarikatlar, cemaatler, medya... türkiye'nin yakın tarihini daha iyi anlamak isteyenler okumalı. yazarın diğer kitaplarını da tabii.
alıntı
"Türkiye’de bugün, “bölücülük” karşıtı söylemin bir parçası olarak devlet sık sık yüceltiliyor. Ama diğer yandan neredeyse herkes, her kesim ve her birey devletten yakınıyor. Üstelik herkes ayrı bir devletten yakınıyor. Peki, devletin temsilcileri kimler, gerçek devlet hangisi? Sivas katliamına seyirci kalan, Sivas’ta katledilenlerin doğrudürüst anılmasına bile izin vermeyen güç mü devlet? KIT'lerin sahibi mi devlet, özelleştirmeye karşı yürüyüş yapan işçilerin kafasına inen cop mu? Devlet devletçi mi piyasacı mı? Devletin adresini yazabilir misiniz? Eski başbakanların bile varlığını kabul ettikleri “kontrgerilla”nın gizli adresi mi, Kültür Bakanlığı’na bağlı kütüphanelerin açık adresi mi? Devletin kadroları kimlerden oluşur? Sendikal haklar için yaptıkları yürüyüşlerde insan haklan ihlallerini de kınayan memurlardan mı, cenazelerde “Kahrolsun insan haklan” diye slogan atabilen üniformalı-sivil memurlardan mı? Milli Eğitim Bakanlığı koridorlarını hoparlörlerden gelen ezan sesleriyle inleten kadrolardan mı, Anayasa Mahkemesi’nin laik üyelerinden mi? Devletin zihniyetini ne simgeler? Her türlü olumsuz figüre “Bunlar aslında Ermeni” demek mi, sahip çıkmaya çalıştığı Azerbaycan’la savaş halindeki Ermenistan’a gıda ve elektrik satmak mı? Hangisi?"
“Neden böyle oldu?” sorusunun çok kısa bir cevabı var: Olacağı buydu... “Devletin yüce adaleti” üzerine kurulu bir sistem, mafyanın adaletine ve gücü yetenin “kendi adaleti”ne mahkum olmuş; insanların inanacağı güveneceği bir şey kalmamış, insanların birbirlerine güveni kalmamış... Sevgi, yürekten soğuyup dil üstünde yatırım yapmaya başlamış; hayat, kimi zaman birbirinden habersiz, çoğu zaman birbirine düşman parçalara ayrılmış... Olacağı buydu.
''Türkiye'de bir şehirli insan tipi var artık. Batı'daki düzenle çalışan ya da Batı'daki yaşıtları gibi okuyan. Hızlı, pratik, işinde sistematik ve kurgulu. İş dışında klip klip yaşamaya eğilimli. Eğlenmek, bir şeyler dinlemek, bir şeyler izlemek istiyor. Ama uzun, yavaş, fazla bütünlüklü şeylerden pek hoşlanmıyor. Kendi damağına uyacak biçimde projelendirilmiş klip-reklam filmi filmleri izliyor, aynı tattaki kitapları okuyor. hayatın bütünüyle fazla ilgili değil, kopuk kopuk ayrıntılara meraklı. Ayrıntılardan eğlence çıkarmak istiyor ama açıkça kabullenemese de bunun o kadar kolay olmadığını görüyor.''
"Göğe yükselen alevlerin dibindeki ateş, namludaki ateş, ağır bir hastalığın gecelerindeki ateş, enerji ve dinamizmin kaynattığı kandaki ateş ... Ateşi hangi anlamıyla alırsanız alın, pop çağı ateşi bu. 'Şiddet'li bir ateş ..." (s.167)
Bir döneme damgasını vuran kitap. "Pop Çağı" sadece pop müzik ile ilişkilendirilebilecek bir dönem değil Türkiye için. Siyasal islamdan milliyetçiliğe, Kürt coğrafyasındaki savaştan, "beyaz kafalı" elit Türklere, çizgi roman ve mizah dergilerinden arabesk'e, futboldan Turgut Özal'a... pek çok unsuru var.
Can Kozanoğlu da o unsurları tek tek ele alıp incelerken bir bütünü oluşturacak patchwork'ü işliyor aslında.
90'larda okuduğumda bambaşka bir anlamı ifade ediyordu benim için, 2010'ların sonuna doğru tekrar okuduğumda üzerine yeni bir boyut ekledi. Bugünün karmaşık sorunlarının tamamının nereden kaynaklanıyor olduğunu bir kez daha hatırlattı.