Bölümler: Dante ve istakoz/ fingal/ kaçık/ ıslak bir gece/ aşk ve ölüm/ gezinti/ ne büyük şanssızlık/ smeraldina aşk mektubu/ sarı/ acı bir ölüm. Bunlardan en beğendiklerim; dante ve istakoz, ne büyük şanssızlık ve acı bir ölüm. Öyküler, Belacqua'nın yaşamındaki kadınların var oldukları sıralamalarıyla yaşadıklarının ya da yaşattıklarının öyküleştirilmiş hali; aslında tek tek de okunabilir. Okuması keyifli, neşeli biraz uçarı azıcık havadada kalan farklı metinler.
"Bedeni ve bedeninin ait olduğu dış dünyayla aklı arasındaki uçurumun farkındadır hep; kalbinin ait olduğu yerin bir akıl hastanesi olduğuna inanır inatla. Tıpkı tanıdığımız öteki Beckett kişilikleri gibi bir bisikleti bir kadınla birlikte olmaya yeğler; aşk ve sevgi ondan çok uzak kavramlardır; grotesk birlikteliklerdir kadınlarla yaşadıkları. Belki de içinde yitip gitmek istediği o karanlık dünyayı asla anlamayacakları, onun acı dolu varoluş serüvenine hep kuşkuyla bakacakları için,...
"Dante" ve "Istakoz" adlı çarpıcı açılış öyküsü ise Beckett'in tüm yazınında acı çekmekte olan karşı-kahramanların ilk ve sonsuz çığlığını duyurur adeta; çabuk bir ölüm diler Belacqua canlı canlı kaynatılan ıstakoz için:
"Tanrı bizimledir. Değil ama." "
Herkese keyifli okumalar.
berbat bir uyuşukluğa gömülmüş bezgin ruhu, kendi deyişiyle cinleriyle baş başa kalmaktan başka bir şey dilemezken
bazen bulduğu çözüm acaba sızlanmasından çok daha rahatsız edici değil mi, diye merak etmekten kendini alamazdı. Ama yanıtı olumsuzdu bu sorunun, bu yola başvurmayı sürdürdüğüne göre, bir yararı vardı kuşkusuz
çok değildi belki; yine de deniyordu yıllardır ve az da olsa kendisine iyiliği dokunduğu için hoşnuttu.syf35
sekize benzeyen daireler çizerdi, eğer yukarılara uzanan bir şeylerin peşinden koşuyorsanız, aradıklarınız dönüşte de önünüze çıkardı. İçkinin çizdiği kıçsız sekiz. Başladığınız yerde bitiremezdiniz ama dönüşte, bir yerlere giden kendinizle yüz yüze gelirdiniz. Şimdilerde olduğu gibi, bazen kendinizi iyi hisseder, çoğu kez de hüzünlü ve aceleyle evinize koşardınız.
Yağmurda, düğmeler çenenize kadar iliklenmiş, üşüyerek ve sırılsıklam yürürken, adımları sıklaştırmak yapılmaması gereken uygunsuz bir şeydi.syf72
Neşeli çıkışın hüzünlüdür dönüşü" demişti, syf36
Bir Beethoven duraklamasında (ne demekse) yaşıyordu, söylediği buydu. Kendini dışavurma kaygıları içinde hüzünlenirdi bazen. Bu kaygı (belki de bana öyle geliyordu) sahiplenmekten asla vazgeçmediği bir kendine yeterlik duygusunu parçalamakla kalmıyor, benim küçük benliğimi de çöküntüye uğratıyor, onu da kendi gölgesinde yaşayan âciz bir maymun konumuna sokuyordu.syf35
Bu tümüyle katışıksız devinimin, ileri adımın ya da adımlamanın çekiciliği, özne onaylasın ya da onaylamasın, dış dünyanın güçsüz izdüşümlerinin bir bütün olarak algılanmasıyla sınırlı değildi. Bu devingen duruşlar yazgıdan bağımsız, umulmadık biçimde insanın karşısına çıkabilen küçük gülünç olaylara sırt çevirmek ve hiç beklenmedik rastlantılardan kaçınmak gereği duymazlardı. Öncelikle boş olma özelliğini taşıyan bu aylaklığın tek çekiciliği değildi bu duyarlık, kirlenmeyi onaylayan acelecilik de, bu katışıksız edimin tek çekiciliği olamazdı. Ama buna yakındı.syf37
işe yaramadı. İnanç, Umut ve -o da nesi?- Aşk, Yitik Cennet, suların her geri çekilişi alay ediyordu, Büyük Benliğin çakıl taşlarından uzaklaşan tüm gelgitler, küçülen ben. İşte böyle, bir yere gidemiyordu, küreler gibi, suskunca dönüyordu yalnızca. Onu yerinden kaldıramazdı hiçbir şey, şimdi yalnızca kafasına fikirler yerleştirebilirdi. Kendi düşünceleri ve başkalarının düşünceleri arasında oturup kalmaktan gelmemiş miydi bu noktaya? Neler vermezdi şimdi, harekete geçebilmek için! Düşüncelerden kurtulabilmek için.syf38
Eski, pis pantolonunun düğmelerini çözdü ve Alman malı gömleğini dışarıya çıkardı gömleğini ve kazağını sıvırarak göğsünde topladı. Yağmur göğsünü ve karnını dövüyor; üzerinden süzülüyordur gunduğundan daha hoştu bunu hissetmek ama çok üşümüştü. Çırılçıplak kalmış göğsünü mermer avuçlarla döven bu alçak fırtınaya açmıştı, şimdi yaptıkları nede niyle üzgündü, bir zavallı gibi hissediyordu kendini. Ha-talı davrandığının farkındaydı, yürekten pişmandı. Oturdu, çoraplı topuklarını üzgün üzgün taşa vurarak, dünyada nasıl avunç bulacağını sordu kendine, birden...syf73
bu pis ortamda ciğerlerine derin bir nefes çekti ve sonra, zor bir tekerleme söyleyen birinin hızıyla aşağıdaki tümceleri art arda sıraladı:
"Eski günlerimi ilgisizlikle anımsadığımda, usum ilgisiz, belleğim hüzünlü. Us duyduğu ilgisizlik dışında da ilgisiz, oysa bellek, duyduğu hüzün dışında kederli değil."
"Bir daha" dedi kız, "yavaşça."syf80
hoyratça çekip çıkardı sonsözü. Özensizce beyaza boyanmış eski bir araba plakasının üzerindeki yazıya bakıyordu Ruby:
GEÇİCİ BİR SÜRE İÇİN SAĞ syf95
ağlamaya en küçük bir istek ve gereksinme duymuyordu, cılız bir biçimde biriktirdiği acıma duygusunu canlılara saklıyordu, bundan belli şanssız birileri değil, yaşayan adsız bir topluluk, daha doğrusu soyut anlamda insanlar anlaşılmalıydı. Bu bireylerden soyutlanmış acıma duygusu, birçok çevrede katlanılmaz derecede kendinden verme, aşırı ve gereksiz bir özveri olarak değerlendirilip lanetlenirken, bazıları Tanrı ve topluma karşı işlenmiş bir suç görürdü burada. Ama Belacqua'nın yapacağı pek bir şey yoktu çünkü bu duygularla doluydu; kesin, tek biçimde ve sürekli, koşullardan etkilenmeden, ayrım gözetmeden ve çaba göstermeden acıma duyuyordu. Böyle bir yaklaşımın, bunu bazı zavallı bireylerin duyarsızlığı diye tanımlamaya çalışan kişiler için bir anlamı yoktu; ama bireye özel yaşamında büyük yararlar sağladığı açıktı.syf113
kendini çok iyi hissediyordu, bir çocuğun yüzünü öpülmek için uzatması gibi küçük yüzünü güneşe doğru çevirdi.
"Saklanan tutuklu" diye yanıtladı "bazen kör olur ama köstebek asla ayık dolaşmaz..."
Köstebek asla ayık dolaşmaz. Derin anlamlı bir söz. Kıllı böyle bir sözü yanıtlamak için ne kadar çabaladıysa da yenilgiyi onurla kabul etti;syf131
tasarladıkları gibiydi, Belacqua'nın kalbi kafesinin duvarlarına umutsuz bir hamle yaptı, kilise aniden haç biçiminde bir kafese dönüştü, cennetin buldogları sunağı denetliyor, sahanlıktaki tören alayı hareketlenmeye başlıyordu. Orgçu bir katil gibi yükseklerdeki yerine sıçradı, kısa bir süre sonra herkesin yüzünü güldürecek, neşelendirecek olan güçlerini devindirdi.syf136
Belacqua kediye çan takan fareden farksız bir biçimde hızla takıverdi yüzüğü, aşkının yüzük parmağı bir an önce şişsin, içine kazılı olan tümce okunmasın diye dua etti: Mens mea Lucia lucescit luce tua.
Ruhsal durumu bu evrede öyle yoğun ve karmaşıktı ki (tüm başına gelenleri düşündüğümüzde bizi hiç şaşırtmıyor. Her mevsimde şapka giymesine neden olan eşinin kaybı; Bn. bboggs için duyduğu tutkunun tatlı ve ateşli acısı; onu iyice uyuşuklaştıran yataktaki uzun dinlencesi; bira ve sarmısaklar; şimdi de görünen, dışsal bir işaretle bağlanıyor olmanın hissettirdikleri) noktalanmamış senfoninin birinci bölümündeki ikinci tekrarını sabırsızca ve solgunca dinleyen göçmüş sevgili Lucy ile arasında bir benzetme yapılabilirdi. Ne derseniz deyin, ölü bir kafayı eğik tutamazsınız.syf138
Acılar artık düşünülmez olduğunda uyku vakti gelmiştir. Yıllardır bu tümceyle iç içe yaşamıştı, şimdi terimleri ters yüz ederek, acıyı neşeyle değiştirerek durumuna uyarlıyor, kendisine yarar sağlayamayacağını düşündüğü bazı uygulamaların verdiği gerginlikten kurtulmaya çalışıyordu, başarılı olduğu da söylenebilirdi. Şimdi aklında bu tümceyle uyanmıştı, sanki uyuduğu süre içinde de oradaydı, bu kırılgan yeri düşlerden uzak tutmuştu.syf157
küçük ruhunun derinliklerine işlemiş bu vahşilere özgü düşünceden, dün gece kaygıyla geçirdiği saatlerin üzerinde bıraktığı ağırlıktan güzel bir uyku çekerek kurtulabilirdi. Onu istediklerini yapmaktan alıkoyan düşüncesi değil, ruhuydu. Haksızlık etmeyelim Belacqua'ya; umursamıyordu kendini. Usu tüm önemsedikleri karşısında gerileyebilirdi, bu serseriden bıkmıştı.syf158
Budalalıktı bu, iyi biliyordu. Değişmek için çok çabalamış, bu zayıflığıyla alay ederek ya da kendi kendini korkutarak kurtulmaya çalışmış ama başaramamıştı. Daha da bezmiş ve kendi kendine, neysem oyum demişti. Düşüncelerinin ve çabalamalarının sonuydu bu. Neysem oyum, bu tümceyi bir yerlerde okumuş, hoşlanmış ve benimsemişti.
Ama Tanrı en azından iyiydi, her zamanki gibi, yalnızca ona nasıl ulaşılacağını bilmemiz gerekiyordu, işte böyle, syf159
Gölge yapıyordu,
Gözlerini kapatacak, böylece gün doğumun dan uzak duracaktı.
Aslında gözler nedir, aklın gizli kapıları değil mi?
Güvenle kapattı onları.
İyi bir eğitim görmüş ya da gözünü budaktan esirgemeyen biri olmak, ya bir soylu ya da bir dövüş horozu! Sık sık övündüğü gibi düşüncesinde yaşıyor olsa bile. O zaman kendini hazır hissetmesi için bunların hiçbirine gerek duymazdı. O zaman, geriye yalnızca uyumak ya da kitap okumak için çabalamak, sakince akşam duasını bekleyerek,
çünkü her şeyin söylendiği ve yapıldığı son çukurdu orası. Ama o zamana kadar beklememeyi yeğlerdi, oraya hemen gidip yerleşmek, kendini dünyada belki de tam evindeymiş gibi hissedeceği o an, dünyanın kıçına tekmeyi vurmasını beklemekten daha akıllıcaydı. Kalbinin içine tam anlamıyla giremiyordu ama dışına da çıkamıyordu. syf160
Aklını gülerek güçlendirecekti, gülme iyi bir sözcük değildi ama her anlamda işine yarayacaktı, düşünceye açık olacak ve onu parça parça edecekti. İşkence odasına doğru ilerlerken bir nesnenin (bu da doğru bir sözcük değil), bir vişnenin yendikten sonra ağızda bıraktığına benzer bir tat kala-caktı dudaklarında, ohne Hast aber ohne Rast Dayanıklılığı herkeste saygınlık uyandıracaktı.syf163
kıza göz kamaştırıcı biçimde gülümsedi. Kız kolayca unutamazdı bunu.
Bir damat gibi sıçradı masanın üzerine. Narkozcu çok formda görünüyordu, biraz önce sağdıç olarak bir evlilik törenindeydi, ameliyat kıyafetinin altında şık giysileri gizliydi, içinden dua etti ve aletin başını tuttu.
"Tamam mısınız" dedi Belacqua.
Karışım çok zengindi, bu konudaki tüm sorular yersiz kaçacak. Kalbi kendisinden uzaklaşıyordu Belacqua'nın, kafasının içine korkunç sarı darbeler iniyordu. "En iyilerinden biri" gibi kendisiyle ilgisi bulunmayan sözler işitti. Deyim güven verdi ona. Sağdıç vanayı çevirdi.
Aksi şeytan! Öldü!
Kalbini dinlemeyi tamamen unutmuşlardı.syf173
Adam kendini dingin ve düşünceli hissediyordu. Klasikoromantik bir emekçiydi öyleyse. Gülün güle söylediği sözler uçuşuyordu kafasında: hiçbir bahçıvan õlmemişti, virgül, gülle dolu bir bellek içinde. Kısa bir süre şarkı söyledi, birasından içti, bir gözyaşı damlası süzüldü gözlerinden, rahatlattı kendini.
Yaşam böyle işte. syf191