alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül benim kalbimi harmanlayan isyan olsun şimdi dingin gövdende uğultuyla büyüyen sessizlik birgün benim elimde patlamaya sabırsız mavzer olsun başını omzuma yasla göğsümde taşıyayım seni gövdem gövdene can olsun
Selanik göçmenlerinden işçi bir ailenin yedi çocuğundan birisi olarak 8 Ocak 1948'de Bursa'da doğan Arkadaş Z. Özger (Zekai Özger) ilk ve orta öğrenimini de burada tamamlamıştır. Daha sonra SBF'nin Basın Yayın Yüksekokulunu bitirmiştir (1970). 5 Mayıs 1973'te öldüğü zaman TRT'de televizyon kurgucusu olarak çalışıyordu. Ölüm sebebinin beyin kanaması sonucu olduğu, bununsa, 12 Mart öncesi SBF baskını sırasında ve bunun ardından yediği ağır darbelerle sonradan ortaya çıktığını yakın çevreleri ve ailesi açıklamış bulunuyor.
Şiire puan vermemek diye bir prensibim vardı, niye bilmiyorum, ama Sevdadır'a beş puan vermeyi neden istediğimi çok iyi bildiğimi sanıyorum.
Arkadaş Zekai Özger'i, bestelenen 'Pencereyi Aç' şiiriyle tanımıştım. Uçurtmayı Vurmasınlar filminden görüntülerin eşlik ettiği Grup Alzaymır yorumunu döne döne dinlemiştim. Merak edip birkaç şiirini daha okumuş, etkilenmiştim. Genç ölen sanatçıların eserleri bana çok dokunuyor, bu yanıyla da buruk bir tat kalmıştı damağımda.
Sevdadır'ı, gönderenin o olmasını çok manidar bulduğum bir arkadaşım gönderdi. Yalnız, çıkmazda hissettiğim günlere eşlik etti, kimi zaman daha yalnız hissettim kimi zaman nihayet sesim bir kulağa kavuşmuş da o da bu dizeleri yazmış gibi, bazen çıkmazlar gözümde büyüdü bazen o çıkmazlara girmekte ısrar edeceğimi bilerek güldüm hâlime. Bu kadar mutsuzken bu kadar umutlu olabilmesine şaşırdım, sonra mutsuzluğun bu denli büyüğünün ancak umudun bu denli çok olabilmesiyle mümkün olabileceğini düşündüm. O evi bulmadığım sürece bir 'Sığıntı Kuşu' olarak yaşayacağım, biliyorum. Ama sığıntı kuşu olmanın da güzel yanları var, başka sığıntı kuşlarını gözlerinden tanıyabiliyor olmak gibi mesela. Daha uzun yaşamış, dizelerine sesinin rengini daha çok verebilmiş olsaydı muhtemelen sevdiklerimle tanışma vesilemiz olurdu.
En çok sevdiğim şiir, Beyaz Ölüm Kuşları oldu. Onu, Sığıntı Kuşu, Kan Reçetesi, Söyle Türkünü, Bir Gün Sevişmeyi Bana ve Yolcu takip etti; aralarında bir sıralama yok. Çok uzun zaman sonra ilk defa şiir ezberlemek istiyorum. Teşekkürler Arkadaş, teşekkürler Aybüke, teşekkürler hayat.
Nasıl övsem bilemiyorum, gerçekten harika şiirleri var Arkadaş Z. Özger'in. Şairin ismini duymuştum bir iki defa ama yazdıklarını kovalamak gelmemişti içimden. "Merhaba Canım" belgeselini izleyince kitabı elime aldım. Bugüne kadar okuduklarım arasında en duygusal, romantik, cana yakın toplumsal gerçekçi şiirler Arkadaş Z. Özgerinkiler oldu. Kendi hayatını ve acılarını bu kadar lirik bir biçimde sorgulayan ya da anlatan az bulunur. Yıllar sonra büyük mutlulukla bir şiir kitabını baştan sona okuyabildim. Karşıma böyle yetenekli şairlerin daha çok çıkmasını umarım.
Yazarın kendisini çok iyi bildiğimi söyleyemem açıkçası.. Bir #challange için kitap ararken Leyla ile Mecnun dizisinde tanıdım kendisini.. Elbette Yavuz yine bir kitap okurken.. SBF Yurt Baskınında aldığı darbeler sonucu yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.. Kitabındaki şiirlere ise bayıldım..tarzı mükemmel.. dertleşiyor, muhabbet ediyor gibi sizinle..tam aradığım şeyler aslında.. Yayımlanmamış şiirlerden ve mektuplarından oluşuyor bu eser.. seveceğinizi tahmin ediyorum..
"vücudum sabırlı sevgilim benim bu hüznü senin için biriktiriyorum sana gelicem beklemelerin bu acılı durağından bu giz bu karanlık bitecek güneşin çıkmasını bekliyorum"
"gülmeyin bize gülmeyin yaşamak ne ki satranç oyunu mu köşe kapmaca mı her neyse her neyse hele bir size gelsin sıra bir kör olun hani ya yok mu bir mat olsun şahlar
o zaman tüm köşeleri kapıcaz tüm yıldızları biz topluycaz gökyüzünden çıngıraklı şeytanlara tısss diycez bir bir bir bir cımbızlıycaz kötülükleri ellerinizden
o zaman her yanımız yıldız dolucak ışıl ışıl aydınlanıcak gözlerimiz iyiliğe açılacak ellerimiz en büyüğe en yüceye ve şükürler diliycek düzene ellerimiz"
dün gece bir mektupta, bir arkadaşıma bu kitaptan söz ettim. beni önce şaire, sonra şiirlerine itenin ne olduğunu anlatmaya çalışırken "... bir de genç yaşta ölmesi. bu bizi neden bu kadar etkiliyor olabilir? tamamlanmamış bir yaşamın kendisini başlı başına bir şiir olarak gördüğümüz içindir belki" yazmışım. biz dediğim de ben ve kalbî ikizlerim. sonra gün içinde mektuba ve kitaba bir kez daha baktım. beni hep aynı yerden yakalıyor ve mahvediyor. okuduğum her dizede hem çok yalnız kaldım, hem yalnızlığım dindi. özger benden iki yaş küçük, şuramızdan geçenler akran. başından sonuna dek eksilmeyen hüzne rağmen umudu da hatırlattığı dizelerde ağlamamayı başardım. "yırtarak geçiyor kalbimizden / hayatı da törpüleyen zaman / şuramız da bir şey var / acıya benzer / umuda benzer / böyle günlerde her şey / hem acıya, hem umuda benzer" diye yazmış günler perşan'da. bu da benim kalbimi yırtarak geçti.
bazı şiirler kendilerini yüksek sesle okuttu. buna ve kendime çok şaşırdım. bir şeyleri yüksek sesle okurken sesime yabancılaşıyorum. ama bu defa bunu bir gereklilikmiş gibi yaşadım. yine de kendiliğinden oluverdi. sanki şairin sözünü bu biçimde duyurmam söylenmiş gibi, çekinmeden okudum.
yeryüzündeki yerimi arayıp durduğum, bulamayacağımı düşündüğüm günlerin çoğaldığı, böyle yersiz yurtsuz hissettikçe içime döndüğüm bir vakitte tanıştım özger'le. 'kendime kendimden başka kendim yok' sayıklamasıyla yaşarken, 'kalbi kalbimize benzeyen dostlar'dan birini, nihayet, onun ölümünden yıllar sonra, sevdadır'da buldum. yaşasaydı ve yazmayı sürdürseydi, bazılarımız hiçbir zaman arkadaşsız kalmazdı.
şiirlerden hemen sonra, mektuplar bölümünde, cavit kürnek şairle nasıl tanıştığını anlatırken "benzerler birbirlerini iter diye bir kanı geliştirilmiş. biz birbirimizi itmedik" demiş. biz de birbirimizi itmedik. yani itmeyiz. özger ve onun okuru olan herkes. büyük bir saflıkla buna inanıyorum.
yanına kırık bir kalp çizdiğim dizleri de ekleyip ağlamaya devam edeceğim şimdi.
"kalbim sen varsın sen tökezleyen bir şarkı değilsin ne de uzun, yanık bir türkü sen kendinin ezgisisin
...
kalbim elimden tut elimden tut sensiz bir şey yapamam"
İlk defa 2017'de okumuşum Arkadaş'ı : sakalsız bir oğlanın tragedyası. Ama yeni anlayabildim belki. Mektuplarını okuyarak, arkadaşlarını(!) tanıyarak, yaşadığı dönemi araştırarak, belki onunla yaşayarak, aynı sırada oturup yeryüzünü seyrederek. Onu anlamak önemli benim için. Tekliğini, yalnızlığını, sevgisini, anlaşılmamışlığını. Onu anlamak önemli benim için çünki birileri anlamalı birilerini.
'bir gün dünyanın ırzına geçicem. ona hazırlıyorum kendimi.'
Huzun ve romantizmi misralarina ince ince isleyip, kisinin icindeki devrim, ask ve cocukluk kavramlarini tekrardan anlamlandiran guzel sairin bir o kadar guzel siir kitabi.
Arkadas iyi ki yazmis, Grup Yorum’da iyi ki bestelemis. Tekrar tekrar okuyup, dinlemeli..
başını omzuma yasla göğsümde taşıyayım seni gövdem gövdene can olsun
20’li yaşlarında bir Arkadaş’ı - seni, hayal ettim şiirlerini okurken. Ve de 30’larını görebilseydin neler yazmış olabileceğini.
20’lerinin seke seke, hece atlaya yazılmış; yok yok yazılmamış sanki içinden taşmış; biraz fırlama, biraz kırgın dizelerinin; bir şeylere yorgun kalbinin ve anne kucağı özleminin nelere evrilebileceğini merak ettim.
Arkadaş yaptın beni kendine. Senden kalan dizelerinle. Hoşça kaldın Arkadaş. Şiirlerin şarkılar oldu, duyuyor musun?
**
“hasreti bir ben bilirim bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm, hüznümle”
İki yıllık internet arkadaşıma yazdığım iy ki doğdun mesajı bile arkadaş zekai özger'in arkadaşlarının kendisinin ölümünden sonra yazdığı anma yazılarından daha duygu yüklü. Etim, kemiğim ve bütün varoluşumla şu adamın yanında olup da bi boka yaramayan insanlardan nefret ediyorum ve nefes aldığım son ana dek de nefret etmeye devam edeceğim o7
Kitabın ilk 90 sayfasını (mektupları, ona dair yazılanlar, onun yazdıkları) ilgiyle okudum. Ve baştan sona fonda Sadık Gürbüz - Pencere çaldı. Fiilleri "Yapıcam, gelicem, olucak" şeklinde, konuşma dilinde olduğu gibi yazmasını sevdim. 25 yaşında gitmesine üzüldüm. "Yıllar sonra bir pencere kenarında mısralarını okuyan, içi titreyerek kendisi anan biri var." diye düşündüm. Yüreğine yakın hissettim. Nasıl öldüğünü hayal etmeye çalıştım. Bu da ürpermeme sebep oldu.
Şimdi şiirlerini okuyorum. Bu uzun bir süreç. Şiir kitaplarını bitirmem.
Nasıl güzel bir kitap ismi değil mi? Tek kelime ile etkiliyor. Sadece adım diye sevmedim, bu kitabı Mabel sayesinde okuduğum için ayrı sevdim. Bir röportajında en son okuyup etkilendiği kitap olarak söylemişti sonra hemen arayıp buldum tabii. Baştan sona şiir kitabıdır sanıyodum, meğer hayatını da anlatıyormuş. En yakınları, yazar arkadaşları, tanımayıp şiirlerinden yazdıklarından yola çıkan yazarların anlattıkları.. 25 yıllık kısa hayatında hem bazı hastalıklarından çekmiş hem siyasi meseleler 70 ler dönemi, hala ölüm sebebi bilinmiyor.. çok acı, çok etkileyici bir kitap. İlk kısımda Arkadaş Zekai özger adına, yazdıklarına yansımaları hakkında fikir sahibi oluyorsunuz biraz hüzün hakim oluyor ama ya hiç bilmeseydim. İyi ki denk geldik ve ben kendine Arkadaş ismini koyan bu güzel Zekai arkadaşı tanımış oldum. Güzel şiirleri var ve birde Merhaba canım belgeseli vardı onu da izledim. Bahsi geçen arkadaşları da görmüş oldum. Okumanızı tavsiye ederim.
gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iççekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim
o kadar uzun süredir okuyorum ki arkadaş'ın şiirlerini, biteceğini hiç düşünmemiştim. yolda, oradan oraya giderken, göz gezdire gezdire, sindire sindire okudum şiirlerini --iyi ki de öyle yapmışım. umuyorum ki, her neredeysen, o dostunla gitmeyi çok istediğin deniz kenarına uğrayabilmişsindir arkadaş (peynir, kavun ve rakı eşliğinde tabii).
"ben az konuşan çok yorulan biriyim şarabı helvayla içmeyi severim hiç namaz kılmadım şimdiye kadar annemi ve allahı da çok severim annem de allahı çok sever biz bütün aile zaten biraz allahı da kedileri çok severiz"
"şuramızda birşey var acıya benzer umuda benzer böyle günlerde her şey hem acıya, hem umuda benzer"
"akşam hüznümün soluk aynası vurdukça yüreğime kanım oynaşır derinleşir acısı parmakuçlarımın kırmızı bir ölümü görmüş gibi kanarım"
"gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da kendime kendimden başka kendim yok ne utancımı kuşanan bir sevgi ne çirkinliğimi öpen bir kız"
"ey insanlar ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları"
"ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen sesimi çakallarla boğan gece hüznüme vur acımı soy beni de kuşat"
"taşıyarak bir celladı odama aşkımın ve bırakılmışlığımın celladını hüznümle ve çirkinliğimle yargılamadan beni tanıdığım bir ölümle tehdit ediyor yalnızlık her sabah öldürüyor beni"
"yorgunum bir gülü devşirmekten görseniz/artık yüzüm bozulan bir çiçektir evde kalmış kızların göğsünde sık bulunan beni solduran akşamüstleridir pencerelerde çünki hüznü hüzün besler yalnızca"
"Eksik Bir Gün İçin Şiirler ve sevinç güzel bir denizle başladı ve güneş ipi kalınlaştırıyordu sonra ansızın uzayıverdi ip bir ucu orda kaldı bir ucu bende ve iki uç arasında sıkışan karışık bir sevgiyi acabayla büyüten bir güzelliğin negatifini büyüten ince bir yüreğe dayanamadı ip koptu sevinç güzel bir denizle kaldı"
"bütün ilkleri yeniden yaşat bana bütün ilkleri
vazgeçilmez pişmanlıklar dahil"
"Hadi vur beni sesinin debremine vur götür yaşanmamış ne ilk varsa koklanmamış ve yanlış koklanmış bir çiçeğe geçilmemiş ve yanlış geçilen bir yolağzına dokunulmamış ve yanlış dokunulmuş bir kelebeğe"
çok sevdiğim edebiyat hocamın hediyesiydi bana bu kitap, ondan bendeki yeri çok ayrı. arkadaş zekai’nin şiirleri o kadar kendine has, öyle duru ki. kelimeler donup kalmıyor sayfada, okudukça yaşıyor sanki. güzel ve farklı bir kitap.
genç yaşında otoritenin jopunu yiyen, duygusal, duygusal olduğu kadar küçük bir çocuk naifliğinde şiirlerini yazan, bu ülkenin yetiştirdiği en büyük şairlerden biri.
Ah Arkadaş, aralarda mizojinik gelsen de; kendi adını, kendi kulağına, 'arkadaş' diye fısıldadığın, ve daha nice şeyler için bir küçücük beş yıldız sana. her neredeysen, sevgiyle.