Hayatın, elimizi tuttuğu ilk günden son güne kadar yanımızda olduğunu fark etmeyiz çoğu zaman. O bizim, ağrımadığı sürece kıymetini bilmediğimiz uzvumuz, ayrıldığımızda ardından ağladığımız sevgilimiz, doya doya sarılmadığımız için pişman olduğumuz anne babamız… Peki, onun elimizi bırakacağını hissettiğimiz zaman ne yapacağız?
Kurbağa Adası, adım adım yaklaşan bir felaketin ve bu felaketin tam ortasında kalan bir ailenin romanı. Selim Erdoğan, yarattığı atmosfer ve kanlı canlı karakterlerle ne kadar mahir bir yazar olduğunu gösteriyor bu romanında. Büyük İstanbul Depremi’nin çoktan yaşandığı, sıcaklıkların dayanılamayacak derecelere ulaştığı, kum fırtınalarının şehri mütemadiyen kamçıladığı ve demografik yapının bütünüyle değiştiği bir gelecekte geçen baş döndürücü bir İstanbul distopyası.
“Neden inatla dünyanın sonunun gelmesini bekliyorsunuz? Yani sen ve senin gibiler! Sanki bunu istiyorsunuz. Bir şey olsa da aldığınız pahalı oyuncakları kullansanız. Elektrik olmasa da nükleer tencereni çalıştırsan! Birileri evini yağmalamaya kalksa da lazer topunu onlara çevirsen! Güvenlik robotun şok tabancasını ateşlese! Haberleşme uyduları yansa da uzun mesafe telsizlerini kullanmak için fırsat olsa. Neden? Dünyanın kötüye gittiği falan yok. Yatakta ölme düşüncesini sıkıcı bulduğunuz için göktaşı felaketi peşinde koşuyorsunuz. Belki de ölürken herkesin sizinle gelmesini istiyorsunuz. Arkada canlı ve eğlenen bir dünya kalmasın.”
Yazar bu romanı ile roman dalında 2022 Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) Giovanni Scognamillo (GİO) Ödülünü kazandı.
Kitabın başlığında da belirtildiği üzere bir İstanbul distopyası. Geçtiği dönem, tam olarak belirtilmeyen bir gelecek. Aslında bahsedilenlerin hiç birisi; sürpriz, bilinmeyen ya da olmayacak şeyler değil. Ama, umarım bu kurgu hiç bir zaman gerçekleşmez.
Başarılı bir atmosfer yaratılmış. Her fantastik romanın sonunda akıldan geçen; ‘ya şu nasıl olmuş/oluyor/olacak’ soruları elbette ki bu anlatı için de geçerli. Ancak, akıcı ve heyecanlı bir hikaye, roman içinde başarı ile işlenmiş ki, bu da romanın okunmasını kolaylaştırıyor. Çünkü dönemi anlamak için verilen tanıtımlar ve tanımlamalar, başlarda bir süre dikkatli okuma gerektiriyor.
FABİSAD tarafından düzenlenen yarışmayı değerli buluyorum ve ödüllerinin de yerini bulduğunu düşünüyorum. Umarım uzun yıllar bu organizasyon ve yarışma devam eder.
Fantastik roman okumayı sevenlere öneririm. Okurken çok eyifli zaman geçirdim.
Öncelikle kesinlikle çevreme tavsiye edeceğim bir kitap.
Sizi sıkmayan, devamlı hikayenin içinde tutan bir üslubu var yazarın.
Ana hikayeden bağımsız, ancak durumun vahametini doğrudan anlamamızı sağlayan kısa bölümleri çok sevdim.
Din her zaman bilimkurgu kitaplarında önemli bir yere sahip olmuştur. Selim Erdoğan’da bence özellikle İslam özelinde, gelecekte yaşanabilecek potansiyel yozlaşmayı çok iyi yansıtmış.
Kitapta beni en çok rahatsız eden şey ise; yazarın olması gerekenden fazla açıklama gerektiren yeni kelimeler kullanması. Ve bunlar genellikle hikayenin içinde açıklanmak yerine dipnot olarak verilmiş. Benim gibi kitaba kendinizi kaptırmış okurken dipnota bakmak istemeyen biriyseniz bu sizi de rahatsız edebilir.
Ama böyle sürükleyici yerli bir bilimkurgu eseri okuduğum için mutluyum.
Okuduğum her şey beni rahatsız etti, en çok da başımıza gelebilme ihtimali. Kendimi en az Ozan ve ailesi kadar bu ekolojik distopyada sıkışmış hissettim. Ortalara doğru biraz heyecanı kaybetse de genel olarak sürükleyiciydi. İklim değişikliği, göçmen sorunu ve din istismarı konuları iyi harmanlanmıştı. Distopya severlere tavsiye ederim.
İlk Selim Erdoğan kitabım; şaşırtıcı derecede sade, sağlam, bilimkurgu ve toplumsal gerçeklik, bireysellik ve biyo-distopya üzerinden git gelli bir aksiyon. Kendisinin bana söylediğini aynen aktarıyorum; “sıcak havalarda okunmaması tavsiye edilir.” Resmen tasvir ettiği atmosferde yaşadım bir süre, İstanbul’da bunaldım. Boşuna FABİSAD GİO Ödülleri Roman birinciliğini almadı.
Yerli bilimkurgu yazını adına çok başarılı bir örnek. Günümüz gerçeklerini mantıklı bir şekilde geleceğe taşıyarak, uçuk kaçık detaylara sapmadan, ayağı yere sağlam basan, "böyle de olabilir gerçekten" dedirten bir ekolojik- distopik dünya tasarlamış Selim Erdoğan. Ara hikayelerle geleceğin dünyasını farklı açılardan gösterme fikrini de sevdim. Geleceğin tarihinden detaylar, geleceğin teknolojik tasarımları hikayeyi destekleme görevini başarılı bir şekilde yerine getirmiş. Yazarın diğer kitaplarını merak ettim bu kitabı bitirdikten sonra. Ki bu bir başarılı yazarlık göstergesidir.
Kesinlikle çok başarılı, özellikle distopya sevenlerin muhakkak okumasını tavsiye ederim. Kurgu, sürükleyicilik ve sonunun nasıl biteceği merakıyla bir solukta okudum diyebilirim. Teşekkürler Selim Erdoğan, hecan ile yeni romanını beklemek farz oldu artık.
Uzun zamandır okuduğum en iyi distopya kitaplarından biri oldu. Yazarın akıcı dili sayesinde bir gün içerisinde kendimi kitabın sonunda buldum.Kitabın içerisinde asıl olayın dışında ara hikayelerin de bulunması bu kitabı güzelleştiren unsurlardan birisiydi.Ayrıca yazarın kendince yarattığı terimler ve dipnotlarda açıklaması sevdiğim bir unsur oldu.
Sevgili yazarımız Günay Gafur'un önerisiyle aldığım ve beni hiç pişman etmeyen bir kitap oldu Kurbağa Adası. Uzun zamandır distopya okumadığım için mi yoksa Selim Bey çok gerçekçi bir dünya yarattığı için mi bilmem, gerçekten çok etkilendim ben bu hikâyeden. Bir gram spoiler veresim yok ama "gerilmek istiyorum" diyen herkesin okumasını tavsiye ederim. =)
Bir İstanbul distopyası ancak bu kadar iyi olabilirdi. Her an diken üzerinde, göğsümde hep bir ağırlık hissiyle, kahramanın sıkıntısını sürekli hissederek okudum. Selim Erdoğan’ı daha çok insanın okuması gerekiyor.
Edebi bir beklentiniz olmasın, ilk kez bu yazarın bir kitabını okuyorum, hakikaten mükemmele yakın bir distopya hayal etmiş. Üstelik pandemiden hemen önce yazılmış olması yaratıcılığına bir kat daha hayran bıraktı. Arada denk geldiğim yazım hataları ve diyalogların İngilizce’den çeviri gibi olması biraz üzse de dil kullanımı steril bir dünya yaratma açısından hikayeye uymuş.