(…) Birden alev almıştım. Çığlık çığlığa ayağa fırladım, kazağımın önü göğsüme kadar alevler içindeydi. (…) Göğüs altımdan dizlerimin üst kısmına kadar alevler vücudumun ön kısmını sarmıştı ve hiç durmadan çığlık atıyordum, bir yandan da yumruklanan kapının sesi geliyordu kulağıma. (…) Sırılsıklam küvetin içine çöktüm. Yanarken hissetmediğim kadar büyük bir acıyla kıvranarak öylece kaldım. (…) kazağımı zorlukla üzerimden çıkardım. Eteği simsiyah közlenmişti. İçimdeki tişörtün karın kısmı tamamen yanmış, erimişti. Kot pantolonumun düğmelerini açtım, külodumun kenarlarının da köz olduğunu, karnımın, kasıklarımın ve baldırlarımın korkunç bir şekilde acıdığını fark ettim. Bir yandan ağlıyordum…
Kadıköy Moda’nın en güzel apartmanlarından birindeki dairesine yeni yerleşen Oya’nın, gizemli ve sıra dışı apartman sakinlerinin sırlarının peşine düştüğü, sürükleyici, zaman zaman ürkütücü macerasına ortak oluyoruz.
1973 yılında doğdu. TED Zonguldak Koleji'nin ardından, İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenimini tamamladı. Şiirleri, öyküleri ve yazıları, yurtiçi ve yurt dışında çeşitli dergi, gazete ve derleme kitaplarda yayımlandı. Şiirleri, Washington Amerikan Üniversitesi'nde tez konusu haline geldi ve üniversitenin Writer's Collective etkinliklerine davet edilen ilk Türk şair oldu. Yurt içi ve yurt dışında edebiyat festivallerine konuk olan Öz, pek çok şairin eserini Türkçeye çevirdi ve bu çevirilerden bir kısmı çeşitli yayınlarda yer aldı. Kendi şiirleri İngilizce, Yunanca, Makedonca, Sırpça, Bulgarca, Romence ve İsveççeye çevrildi. Farahnaz'ın Çiçeği adlı kitabı İtalyancaya çevrildi. Türkiye Polisiye Yazarları Birliği ve Uluslararası PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Şiir kitapları: Fırtına Günlüğü (2006) Şiirli Müzik Kutusu (2009 - Cemal Süreya Başarı Ödülü) Bir, İki, Üç Gökyüzü (2012) Eski Saat Tik Tak (2016) Kendime Leyla (2023) Romanları: Berlinli Apartmanı (2013) Şeytan Disko (2015) Tilki, Baykuş, Bakire (2017) Sobe Siyah Orkide (2018) Farahnaz'ın Çiçeği (2019 - Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı Ödülü) İtalya'da yayımlanmıştır. İtalya'da 2024 Giallo Garda En İyi Yabancı Polisiye Ödülü'ne layık görülmüştür.) Villa Şakayık (2020 - Dünya Kitap Yılın Polisiye Kitabı Ödülü) Perisiz Köşk (2021) Dolapta Biri Var (2021) Bayan Begonvil (2022) Efsunlu Cazibe (2023) Siyahlı Sarışın (2024) Tılsımlı Tebessüm (2025)
3.5 ⭐️. bff'lerimden biriyle aynı apartmanda yaşamaya başlamamızın birinci ayı daha dolmadan yazılacak şey değil ama (😅) ben apartman komşuluğundan çok çok tedirgin oluyorum. sürekli gözleri üstünde insanlar, sürekli bir gözetlenme hissi, evinin dinleniyor olma hali, evine giren çıkanın çetelesinin tutulması... düşüncesi bile inanılmaz geriyor beni.
o yüzden kitabın ta ilk başlarında yeni taşındığı apartmandaki herkesle kanka olmaya çalışan oya'yı asla anlamadım. bak dedim oya, yapma, komşunun külüne muhtaçlık 90lar sonunda bitti, şimdi komşu dediğin mahalle baskısının en küçük ölçekli uygulayıcısı. neyse apartmanla tanışık olma korkum değil esas mevzu aslında, ama tam da alakasız değil gibi hissettim, yazmış bulundum. bir apartman ve komşuluk polisiyesi sonuçta.
aralara farklı hikayeler ekleyip kurguyu karmaşıklaştırması, pat diye gizemi çözemeyen ama etrafında dolanan karakterlerin olması bence kitabı daha okunabilir ve akıcı yapmış. kitabın en sığ gibi gözüken yerleri olan partiler ve arkadaş toplanmaları benim aslında çok hoşuma gitti. abi-eş-kardeş arasında kurulan aile bağı da okumaktan keyif aldığım kısım oldu.
bana puan kırdıran şey failin motivasyonundaki boşluklar ve eksikliklerdi. iyi bir polisiye okuru sayılmam, çok nadiren okurum ama buna rağmen faili faile çeviren psikolojik süreçlerin ya da böyle bir süreç yoksa nasıl bir ruh halindeyken bir şeyler yaptığının iyi aktarılması kurguyu güçlendiren bir unsur diye düşünüyorum.
kesinlikle tekrar okuyacağım bir yazar, onu da ekleyeyim.
cok sey yazip bi dolu ovebilirim, ne kdr cok begendigimi caresiz bi parca tarif etmeye calisabilirim, kitapta en cok neleri begendigimi yazip detaylandirabilirim, okudugum olumsuz yorumlardan etkilenip cok begenerek okumama ragmen sona dogru ne olacak da hayal kirikligina ugrayacagim diye endise etmis olabilirim, endiselerime ragmen keyifle okumus sonunda da o olumsuz yorumlarin ve endisemin ne kdr yersiz oldugunu farketmis olabilirim, keske daha uzun olsaydi ya da keske berlinlide yasiyor olsaydim demis olabilirim, kitap bitince oya, matild ve natali, faruka hanim teyze, elif, kaan ve barbaros, bunyamin bey, ahsen hanim ve hatta seytan ve fatosu daha simdiden ozlemis olabilir ve ozleyecek olmaya da devam edecegimden emin oldugum icin keske berlinli 2 olsa diye hayal kurmus bi parca da yazara subliminal mesaj yollamaya calisiyor olabilirim, berlinli berlinlidir 'huzur'lu da olsa berlinli kalacaktir diye sitem etmis olabilirim. daha bi cok sey yazabilirim belki ama ben bu sefer bunlari diil de tel bisey yazayim siz bunlari anlayin. do-ya-ma-dim!
Çok akıcı bir romandı. Romanın temposunu ve karakterlerini sevdim. Kitabı okurken yer yer heyecanlanıp gerildiğim de oldu. Sadece sonu çok tahmin edilebilirdi fakat yine de severek okuduğum bir romandı. İyi ki bu romanı okumuşum ve biri benden Türk polisiye roman tavsiyesi isterse ilk önereceğim kitaplardan biri Berlinli Apartmanı olacak.
Yazar hakkında detaylı bir araştırma yapmak istemedim ama romanın ilk eserlerinden olduğunu tahmin ediyorum. Amatörlüklerle dolu. Öncelikle beni çok şaşırttı. Polisiye beklerken doğaüstü elementlerle de karşılaştım. Hoşlandığımı söyleyemem ama okurlar sevmiştir. Gizem dozu yüksek merakla hızlı hızlı okunabiliyor. Okuyucuyu olayı çözmeye davet eden bir yapısı var. Her yeni detayda farklı şablonlar düşünüyor insan. Ama ilerledikçe usandırıcı bir hal alıyor. Başkahramanımız Oya’nın rüyaları can sıkıyor. Romanda sürekli bir malum olma hali var. Falcı kısımları göz devirtecek ölçüde saçmaydı. Polisiye olarak kalsa daha iyi olurdu. Yine komşulardan birinin yaşadığı bebek trajedisi kısacık romanda üç kez tekrarlanıyor. Geçmişteki bir olay hakkında gizemi, apartmanın şimdiki zamanına bağlamak çok keyifli olur kabul ediyorum. Ama tekrar tekrar aynı olayı işleyip durmak romanı hantallaştırmış. Bir ipucu yakalayabiliriz diye okurken sadece olayla sınırlı kalan bölümler oluşturmuş olduğunu fark etmek tatsızdı. Karakterleri derinleştirmeye çalışırken çok amatörce davranıyor yazar. Orta sınıf aileden gelen, abisi yönetmen kendisi de çevirmen olan Oya garipsenecek ölçüde domestik. Bunu asosyallikle açıklasa da Kadıköy’de bir çevirmen sürekli orta yaşlı komşularıyla altın günü düzenler gibi vakit geçiriyor. Pasta, börek tüm karbonhidratları bir güzel hazırlayıp yemeleri yetmiyor gibi yaşlı komşusuyla sarma yapıyor. Apartmandaki diğer komşular da inandırıcılıktan uzak. Türk polisiyeleri abla kardeşi çok seviyor. Yazar, kardeşlere pırlanta kardeşler yakıştırması yapıyor. Romanın diyalogları gibi bu da göz tırmalıyor. Golden Girls’ü kullanmak istemek normal ama pırlanta kötü görünüyor. Apartmandakilere yakın olmamız için oluşturduğu planlar çocuk müsameresi seviyesinde. Temizlikçiye kol kanat geriliyor, boşanması sağlanıyor bir anda her şey yoluna koyuluyor. Romanda en çok ağzı bozuk yaşlı komşu Faruka Hanım’ı sevdim. En inandırıcı olan oydu. Romandaki suç fena değildi. Ama katilin motivasyonu özensizce işleniyor. Çözülmesi de doğaüstü dokunuşlarla gerçekleşince iyice zayıflıyor. Çok amatör bir roman, yerli edebiyatla ilgilenenler için ilgi çekici olabilir belki.
Bir günde okudum mu? Okudum. Polisiye sever miyim? Hem de çok. Ama bu ara üzerimde olan sevecek kitap bulamama hali bunda da devam etti😒. Polisiyede en önem verdiğim şeylerden birisi ufak detaylarda da olan mantık, mantıksızlıklar olduğu zaman ilgimi kaybediyorum malesef. Yaprak Öz’ün başka kitapları da okuma listemdeymiş ama sanırım yakın bir zamanda önceliğim olmaz. P.S. Evinin tavanı defalarca akıtmış biri olarak akan tavanın bir gün sonra badana yapılmasına bile takıldım ne yalan söyleyeyim😂 Rüyalarda malum olma kısmına da hiç değinmek istemiyorum😒
Okunduğuna asla pişman olmadığım ve daha sonrasında herkese tavsiye ettiğim kitaptır kendisi. Bir Türk yazardan böyle bir polisiye, gerilim romanı okumak çok gurur verici.
Kitabı bugün üç oturuşta bitirdim. İlk 30 sayfa bittiğinde Bayan Öz'ün detaylı ama sade anlatımı çok hoşuma gitti ve kendi kendime "Ben bu kitabı seveceğim," dedim. İkinci kez başından kalktığımda toplamda 80 sayfa okumuştum ve mideme ilk yumruğu yemiştim. Hep merak ettiğim "Bir kitap nasıl gerebilir ki insanı," sorusu Berlinli'yle cevap buldu. Fena gerilebiliyormuşsunuz arkadaşlar. Bakınız, üçüncü oturuşumda bitirmeden kalkamayacağımı anladım ama en önemlisi bir ara ciddi ciddi "Ben de kalp krizi geçirir miyim acaba," diye düşündüm. Çünkü öyle gerildim ki 100 küsurlarda, nabzıma bir haller oldu. Bir sakin bir gergin, vallahi mideme ağrılar girdi ama ne tatlı ağrılardı onlar. Velhasılı kelam, okuduğum ilk @yaprinka eseriydi ve çok güzeldi. Şeytan Disko'yu Şubat sonunda okuyacağım ama onun da harika olduğuna eminim. Bu arada kitabın konusundan hiç bahsetmediğimin farkındayım, bahsedemem, mutlaka okumalısınız. Gerilim konusunda aranan kan bulundu diyor, alkışlı ve bol yıldızlı olarak tavsiye ediyorum. =)
Su gibi akıp gitti hikaye .Sevgili Yaprak Öz’ün kitaplarını bu kadar geç keşfetmiş olmam 🤷♀️Dili,anlatımı,bence diğer okuduğum kitaplarında da olduğunu düşündüğüm sistemli kurgusu ile bu kitabını da çok sevdim .💫⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Yaprak Öz ‘ün okuduğum son kitabı olduğu için olsa gerek beni tatmin etmedi. Fakat bir ilk roman için oldukça başarılı buluyorum. Ben yazarların tüm eserlerinden etkilenen bir okur değilim, Yaprak Öz’ ün de Tilki, Baykuş, Bakire beni tokatlayan yere vuran orda bırakan yegane eseri şimdilik. Berlinli Apartmanı da okunası ve zaman kaybı olmayacak bir kitap.
Uzun süre arayıp baskısını bulamamıştım ama yeni baskıyı görünce çok sevindim. Yine çok heyecanlı, elimden bırakamadığım bir Yaprak Öz kitabı oldu. Sonu evet belli gibiydi ama yine de arada yarattığı gerilimle, yarattığı şüphelerle beni çok etkiledi. İşte İstanbul'da hasret kaldığımız komşuluk ilişkileri!:)
Yazarın “Yıldız Alatan” serisine biraz ara verip başka bir romanını okumak istediğim için bu kitabını okudum. Çok akıcı, bir solukta bitirdim. Bu romanı da çok başarılı.
Roman bence konu itibari ile çok güzel bir kitaptı.Ama bence beklentileri karşılamadı. Okuyanlar Şeytan Diskonun daha iyi olduğunu söylüyorlar fakat bu kitaptan sonra başlayıp başlamama konusunda kararsızım. İlk olarak bence kitapta ki olaylar birbirlerine iyi olarak bağlanamamıştı. Kitapta doğaüstü olaylara yer veriliyor ama istenildiği gibi korkmanıza sebep olmuyor. Zaten kitapta işlenilen cinayet ilk işlendiği andan itibaren size katili belli ettiği için sonunda şaşırmıyorsunuz.Sebebi bile tahmin edebiliyorsunuz. Diğer bir konu korku unsurları iyi değildi.Bence bazı şeyler çok gereksiz detaylardı.oldu ve bitti.Sebep? Natali olayına girmiyorum bir şey oldu sonra hop başka şeye döndü. Ben kafamda başka bir şekilde hayal etmiştim.Keşke yazar buradaki olayı havada bırakmasaydı çünkü hikayesi sağlamdı. Ayrıca da keşke Apartmandaki karakterler daha çok korku ve gizem unsuru olarak kullanılsaydı.Bildiğiniz tonton teyzeler gibiydi.Biz bunlardan nasıl korkacağız?
Cinayet kitapları çeviren Oya’ya, abisi Berlinli Apartmanı’ndan bir daire alır. Oya, bu apartmanı çok sever ve apartman sakinleri ile samimi olmaya başlar. Ve asıl hikaye de böyle başlar. Ani bir ölüm, bir komşudan haber alınamaması, ters yazılmış Arapça dualar, kediler, yılanlar, bebekler derken, Oya artık çevirdiği cinayet romanlarındaki gibi gizemli olayların içindedir. Apartmanda ayinler yapıldığından, komşularının bir olup, Oya’yı kurban edeceğinden bile şüphelenir.
Şüphelerinin üzerine giden Oya, olayları, katil kim oyunundaki gibi sorular sorup, gizli planlar yaparak tek tek çözer. Bir kahramana dönüşür. Her ne kadar katilin kim olduğu belli olsa da, kitap gayet sürükleyici. Kiki'yi sanırım bir süre aklımdan çıkaramayacağım.
Cinayet romanları çeviren Oya, çok güzel bir apartman olan Berlinli apartmanından bir ev alır. Komşuları ve evinden başta çok memnun olan Oya'nın başına bir süre sonra gizemli olaylar gelmeye başlar. Kitabı çok beğendim aslında. Hatta yaprak öz bundan sonra sevdiğim yazarlar listesinde. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Ancak ufak bir eleştirim var. Konuya girilmesi çok uzun tutuldu bence kitapta bir de sonundaki katil çok barizdi. Keşke daha iyi saklasaydı katili yazar.
Yaprak Öz’ü ilk defa okuyorum. Bir solukta bitirdim. Oldukça yalın bir dille yazılmış olan bu kitabı her bölümde biraz daha heyecanlanarak takip ettim. Uzun zamandan beri böyle heyecanlı bir kitap okumamıştım, tam da ihtiyacım olan şeymiş sanırım. Diğer kitapları da okuyacağım 👍🏻
Kitabın neredeyse ilk yarısı karakterleri tanımakla geçiyor, anlatım oldukça basit. Bir cinayet var, katili zaten belli. Bazı detaylar ve olaylar çok gereksiz. Ama kitap akıcı mı akıcı. Ben havuz başında 2 günde okudum, güzel de vakit geçirtti. Onun dışında büyük beklentiye girmeyin.
Bir gecede biten kitaplardan biri. Tamam dokuz sayfasini simdi okudum. Daha once iki kitabini okudugumdan yazis tarzini biliyordum. Akici anlatim guzel bir konuyla kendini pitir pitir okutturdu :)
İlk defa bu yazarın bir kitabını okudum ve gerçekten iyi ki de okumuşum. Bir günde okuyup bitirdim, çok sürükleyici bir kitap. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
“Berlinli Apartmanı” tanıdık olduğumuz öğelerle bezenmiş, gündelik bir dil kullanarak samimi bir anlatıma sahip olan, sizi hemen içine çekiveren, bir çırpıda da bitiveren bir roman.. Bu kadar çabuk okunmasında romanın odak noktasında olan gizemli(!) kurgunun etkisini azımsamak haksızlık olur tabi.. Romanın en güzel yanlarından birinin, aynı zamanda en büyük eksilerinden birişi olduğu kanısındayım.. Romanın neredeyse ilk 100 sayfası sizi karakterleri, apartmanı tanıtmakla geçiyor.. Bir yandan karakterleri iyice tanıdığınız için kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz, bir yandan da zaten 240 sayfa olan bir kitabın neredeyse yarısında hâlâ esas olaya giriş yapmıyor oluşunuz can sıkıyor.. Kitabın en büyük eksisi ise katil için tüm okların tek adayı gösteriyor ve sonunda da o kişinin katil çıkıyor olması.. Okuyucu istiyor ki roman biraz daha uzun olsaymış da şüphelenecek birkaç kişimiz daha olsaymış.. Zira öykünün gizemli yanını sonlandırıp katile ulaştığınızda şöyle bir ses yankılanıyor kafanızda, “Eeee, yani?” Bir minik eleştirim de diyalogların tarzına.. Samimi bir dil üzerinden ilerlerken bazen öyle cümleler okuyorsunuz ki karakterlerin ağzından, romandan uzaklaşıveriyorsunuz.. Tüm bu eksilerine rağmen, genelde hissettirdiği o samimiyetten belki de, bir sonraki romanı için sabırsızlandırıyor insanı Yaprak Öz.. Kim bilir, belki bir gün Moda’da karşılaşıveririz
Yaprak Öz’ün ilk romanında; acayip olayların vuku bulduğu, sıradan insanların yaşadığı, komşuluğun ölmediği bir apartman anlatılıyor. Nezih görünen ortam, kayıp ve şüpheli vakaların ortaya çıkışıyla kaçınılmaz sona doğru hızlıca varıyor. Roman, düşmeyen temposu ve polisiye kalıplarının başarılı kullanımıyla okunmayı kolaylaştırıyor.