Şahin... Neredeyse hiç görmediğim babam, annemin neredeyse hiç görmediği kocası. Yıllardır muhatap olduğum "Baban nerede?" sorusuna, "işte", "evde", "memlekete gitti" gibi bir çırpıda verilebilecek cevaplar verebilmeyi çok isterdim. Babamın nerede olduğunu, nasıl bir bahtsız olduğunu kimseye izah edemedim. Kabul etmek gerekirse, masumiyetinden zaman zaman ben de çokça şüphe ettim. Kadere saygımız, tekrara göre değişiyor. Başımıza bir iş geldiğinde, bunu aksilik olarak kabul edebiliyor ve sineye çekiyoruz; bu aksilik ikinci kez geldiğinde, geldi mi üst üste gelir diyoruz, üçüncüsü tekrar ettiğinde her şey de senin başına geliyor diyerek rahatlıkla kanaat bildiriyoruz, sonraki tekrarlardaysa başına bu kadar çok şey geliyorsa, demek ki tüm bunları hak ediyor diyoruz. O bütün masumiyetiyle yaşamaya devam etse bile... İçimizde bir yerden konuşuyor Şermin Yaşar. Bu coğrafyanın en derin kederlerini en "bizlik" hayat acemilikleriyle harmanlıyor. İncinmişliklerimizi gülünesi aşklarımızla iyileştiriyor. Gerçek edebiyatın "insanın ruhuna" inen bir merdiven olduğunu her öyküsünde hatırlatarak.
"Oyuncu Anne" lakabıyla bilinen ve yazdığı ebeveynlik kitaplarıyla büyük bir ilgi kazanan Şermin Çarkacı, 2017 yılında medeni durum değişikliği sebebiyle babasının soyadı olan Yaşar soyadını kullanmaya başlamıştır.
Yazarın, Şermin Yaşar ismiyle yayımladığı ilk kitap "Tarihi Hoşça Kal Lokantası"dır.
Şermin Yaşar'ın eşinin vefatından sonra yazdığını düşündüğüm, bütün hikayelerinin kalplere dokunduğu, hepsinin bir kenarında yaşanmamışlık duygusunun ağır bastığı bir kitap olmuş. Kitaptaki kahramanlar apartmandaki komşun, bakkaldaki dayı veya mahallenden geçen bir seyyar satıcı olabilir, hepsi tandık ve içten. Kitabın içinde beğendiğim bir sürü hikaye var ama en çok beğendiğim evlilikleri boyunca tek bir çay bardağından çay içen karı/koca hikayesi...
...her hafta buluşmuşlar, bir çay söyleyip birlikte içerek açılmışlar birbirlerinin denizine. "Dudağımın iz bıraktığı yeri çevirip, oradan içerdi baban" diyor annem. Gördüğüm en güzel öpüşme sahnesi..."
Şermin Yaşar'ı "Tarihi Hoşça Kal Lokantası" isimli kitabıyla tanımış ve oradaki öyküleri de çok beğenmiştim ama bunlara başka bir sıcaklık duydum. Hüzünle gülümsemenin elele verdiği, zekice metaforlarla şahane kurgular yapılmış öyküleri çok severek okudum. Öyküde çok seçici bir insanım, tercihim uzun soluklu romanlardan yanadır ama bu öyküleri siz de okuyun derim...
Herhangi bir Sermin Yasar kitabini okumamin 1 gunden fazla surdugunu hatirlamiyorum. Bu kitap da bir oturusta olmasa da bir gunun icinde elimde akip gitti.
Gelirken Ekmek Al ile vedalaştık dün gece. Her bir öyküsüyle ayrı keyiflendim, ayrı hüzünlendim. Hiç bitmesin istedim... Yarım kalmış aşkları, sevdasını dert diye yüklenenleri, aile içerisinde yaşanan kırgın ilişkileri, yalnızlıkları, küçük dünyasında mutlu olmaya çalışan koca gönüllü insanları, çocuklarını kendi hırslarına kurban eden ebeveynleri konu etmiş tam 18 öykü vardı. Kitaba adını veren öykünün yanında, Bize Bi’ Çay, Sıcacık, Olanlar Oldu, Armağanın Hediyesi adlı öyküler güçlü kurgusuyla ve akışındaki minik sürprizleri ile en sevdiklerim oldu. Şermin Yaşar’ın diğer iki öykü kitabına göre mizah oranının bir parça daha fazla olduğu bu kitabını gönülden herkese tavsiye ederim.
"Edebiyat" mı "vasat öyküler" mi? Herkesin görüşü kendine. Önemli olan keyif almak. Yazara karşı ön yargılı olmayın derim. Storytel'den dinledim, seslendirme de gayet güzeldi. Hasta yatarken beni güldüren bir kitap oldu.
Günlerdir başlayamadığım kitaba bugün başlayabildim.Gün içerisinde de bitirdim.Her bir öyküsü biribirinden güzeldi ama bazıları yüreğime başka türlü dokundu.Kimi öykülerde ise acıyı ve tatlıyı öyle güzel harmanlamış ki;bayıldım.Umarım,uzun yıllar yazdığı eserleri okuruz çünkü kitaplarının ruha çok iyi gelen bir tarafı var.Çocuk edebiyatı için yazdıklarıyla da kalbimdeki yeri ayrı.
Çok sık öykü -roman okuyan bir okur değilim, daha çok bilim-tarih kitapları okuyorum. Şâkin arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum bu öykü kitabına bayıldım. Anlatılan her bir öykü hayatın içinden, capcanlı, sıcacık hikayeler. Her bir hikayede hüzün, sevgiliye, sevdiklerine, geçmişe, yaşanmışlıklara, çocukluğa özlem, umut, mutluluk, endişe, huzur, hasret… duygularını hissediyorsunuz.
Yazarın anlatım diline de ayrıca değinmek isterim; Dilin anlaşılırlığı, yalınlığı bir yana, anlatımdaki merak, “bir sonraki cümlede, bir sonraki sayfada ne olacak?” duygusu kitabın su gibi akmasını sağladı. Öykülerin kısa ve öz oluşları da cabası.
Arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum bu kitabı ( benim gibi kurgu dışı okurlara bile 🙂) gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. Sürükleyici, keyifle okunan, bir çırpıda biten, içinizde birbirinden farklı duygular uyandıran bir kitap.
Çok seviyorum Şermin Yaşar’ın öykülerini. Gerçek hayattan çıkıp gelen insanlar. Bazısı karşı komşun, bazısı otobüste yanında oturan kişi... ama hep biraz buruk kalıyor hikayeler. Üzülüyorum sanki kitapların hep sonunda... okurken uzuyor kitap, kalbim kırılıyor sanki... seviyorum ama yinede.
3 yıldız vererek haksızlık ettim mi diye düşündüm ama sanırım olması gereken buydu. Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitaptı. Bundan başka iki öykü kitabı daha varmış. Gelirken Ekmek Al kitabı ve yazarın üslubu için şunu söyleyebilirim. Çalışılmış bir kitap hissi uyandırıyor. Benim hissettiğim şey yazarın kitaptaki hikaye ve bazı süslü cümleler için oldukça uğraştığı. Tabii ki de yazarlar eserlerini kaleme alırken bazı kelime ve paragrafların üzerinden geçebilir. Ama Şermin Yaşar’ın bu kitabında ben biraz yapaylık sezdim. Bazı hikayelerde özellikle mesaj kaygısı güttüğünü düşündüm ve üslup kaygısı ile yazdığı hissine kapıldım. Kitabı yerden yere vuracak değilim. Orta karar bir öykü kitabı. Ama öykü türüne aşina okuyucular eski klasik diyebileceğimiz öykü yazarlarına aşina olanlar bu kitabı okuduktan sonra belki benimle aynı hisleri paylaşırlar.
Sanırım yersiz bir ön yargım varmış Şermin Yaşar’a, ya da doğru kitapla sevdiğim türle başladığım için sevdim bilemiyorum 🥹 çok güzel bir öykü kitabı çok severek okudum. Duygusallık, aile ilişkileri, şakalar hepsi bir arada kibarca harmanlanmış. Öylü sevmem ben, sevmezdim yani, ama son zamanda okuduklarım beni tekrar ısındırdı öyküye. O kadar tadı damağında kurgulanmışlardı ki bende “eee sonra, bu ne biçim öykü” hissiyatı uyandırmadı.
“İnsan sevdiğinden duyduğu sözlere ilahi anlamlar yüklüyor bazen”
“Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, çorap giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında kabuk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır. Ayakkabıyı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen yine yapışır. Aile yaraları biraz böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder.”
gelirken ekmek al'a kadar icindeki her oykunun beni ayri ayri heyecanlanirdigi bir oyku kitabi okumamistim. kalemine saglik sermin yasar. kisacik oykulerde, oykulerin kahramanlarini bir okur olarak bu denli iyi taniyabilmek, heyecanlarini, kirginliklarini, kizginliklarini hissedebilmek... her bir bolum birer insan olsaydi tek tek sarilabilseydim onlara.. kesinlikle hayatimin bir baska doneminde bu kitabi tekrar elime alip okuyacagim.
Akıcı ve sade bir dille yazılmış öyküler. Aile hayatı, gözümüzün önünde olan ama aslında görmediklerimiz, kıymetini bilmediklerimiz hakkında yazmış Şermin Yaşar. Kendisini ilk kez okudum be yeni bir yazar daha kazanmış oldum.
Şermin Yaşar, zevkle okuduğum bir kalem. Nahif bir kadın Şermin Hanım kendi yaşamında da. Kalemi de öyle. Yormadan, zorlamadan okutuyor kendini. Yaşadığı toprakları ve insanları güzel gözlemlemiş biri aynı zamanda. Öykülerini okumak bana hep keyif veriyor. Sırada Deli Tarla var :)
Samimi ve keyifli bir öykü kitabiydi ama okuduğum diğer kitabı kadar (deli tarla) begenemedim, çıta yüksekteydi, ilk bu kitabi okusaydim belki puanım daha yüksek olurdu.
Şermin Yaşar’ın Oyuncu Anne kimliği ile girdi hayatıma. Üç dört yaşlarında nasıl oynatsam nasıl yaratıcı olsam derken, yedi sekiz yaşlarında Dedemin Bakkalı ile kıkırdadık gece yatmadan önce. Abartı Tozunu okurken duyduğum kahkalar ise paha biçilmezdi. Paylaşımları ile duygularını, hayatını bize açan Şermin Yaşar’ın öykülerinden oluşan bu kitap o kadar İÇTEN o kadar NAİF ve o kadar İNSAN ki..Gülümseyerek okudum.
Gayet kendine özgü hikayelerin yer aldığı, çok gülüp çok düşündüren bir kitapti. Bazi hikayelerin gercekten beni benden aldığını söylemeliyim. Yazarin espri anlayışı ve kalem oynatısi kesinlikle inanılmaz bence.
Bu kitabı en güzel özetleyen kelime sanırım "samimi" :) seçtiği konular, anlatımı hepsi çok güzel. Okurken mutlu olduğunuz öyküler var içinde gerçekten. Kesinlikle bir şansı hak eden bir kitap :) öykü severler daha da sevecektir.
Kitap on sekiz kısa insan hikayesinden oluşuyor. Akıcı ve yalın bir dille yazılmış, hızla okunuyor. Hikayelerin bi kısmı her ne kadar kurgu olarak hoş olsa da, pat diye biten halleri, sanki yazılmaya başlanmış, geliştirilmiş ve yarım bırakılmış da sonradan kısacık bi son yazılmış hissi uyandırıyor. Ama çoğunlukla incelikli ve içe dokunana hikayeler bütünlüğünde..
Her zamanki ince detayciligi ile icimizden oykuleri dokmus kagida Sermin ablam. Ablam diyorum zira sanki hakikatten annemin arkadasinin kizi. Benden 3 yas buyuk. Bugunlerde abla demiyor kimse ama biz oyle buyumusuz. Eh iste dedim ya Sermin ablam yapmis gene yapacagini. Kah gulduk kah duygulandik kah sinirlendik. Sanki butun olay bizim yan komsuda gecti. Tabi canim bizim ailede olmaz oyle seyler...
Ilk kez okudugum bir yazar Şermin Yaşar ve gercekten cok begendim. “Gelirken Ekmek Al” bir öykü kitabi. Hikayelerin bircogu çok güzeldi, bazilarini azicik abarti buldum ama tamamindaki anlatimi cok begendim. Kelimeler özenle seçilmiş, insan tasvirleri muhteşem, sıcacık bir anlatım. Karakterlerin birçoğunda kendinizden ya da sizi siz yapan kişilerden, çocukluk insanlarınızdan parçalar bulup, gülümsüyorsunuz.
Sımsıcacık hikayelerle dolu bir kitap. Ama hep de bir sıkıntı var içinde. Unuttuğun duygularını hatırlatıyor, hüzünlendiriyor, yıllardır aramadığın bir insanı arattıyor, nasılsın dedirttiriyor... Muhteşem bir kalem, muhteşem bir kadın Şermin Yaşar...
Şermin Yaşar’ın okuduğum ilk kitabı. İyi ki de okudum.
Kitaba ismini veren ‘Gelirken Ekmek Al’ ilk öyküydü. Ve dedim ki sanırım en çok bunu beğeneceğim. Ama öyle olmadı. Hepsi yaşanmış gibi ya da yaşanması olası öykülerdi. Tüm öyküleri çok beğendim.