Korku dolu bir şeydi dünyada olmak. Dünyayı düşününce minicik bir nokta sayılacak şehirde bile yalnızdı – şehrin uğultusunu bastıracak ikinci bir ses yoktu. Kendini korumak zorundaydı. Aslolan buydu, başka bir şey değil. Kendini korumak zorunda olduğunu idrak edenlerin tutturduğu bir düzeni vardı dünyanın. Ona uyacaktı, uymalıydı. Bilinçsizce de olsa, yaptığı bu olmuştu o geceye dek, bundan sonra daha bilerek atacaktı adımlarını, atmalıydı. Behçet Çelik, Dünyanın Uğultusu’nda, bir taşra kentinde doğan, üniversite okumak için geldiği İstanbul’da temelli bir yaşam kuran, iş hayatında günbegün yükselen ve bu yükselişin ardından hayat tarafından adım adım sıkıştırılmaya başlanan Ahmet’in hikâyesini anlatıyor. Üniversiteden yeni mezun olmuş, kendi ruhu ile sokakların ruhu arasında bir tercih yapamamış Aynur’un ve varlığı ile yokluğu bir muamma olan Ayla’nın...
İşsizliğin, para meselelerinin, aşkın, arkadaşlığın, geçmişin ve hayatın koyu renginin sıkıştırdığı biri nereye kaçar? Kendisine mi? Kendimiz dediğimiz şey neresidir ve ne kadar ferahtır? Yoksa bir başkasına mı kaçar? Peki, bir başkası? Ferahlık mıdır, dindirir mi uğultuları? Behçet Çelik, kuvvetli anlatımı ve dilin imkânlarını çoğaltan kalemiyle uğultunun sesini satırlar arasından yükseltiyor.
Dünyanın Uğultusu, hayatın dili ile edebiyatın dilini harmanlıyor. Behçet Çelik, kuvvetli anlat›m› ve dilin imkânlar›n› çoğaltan kalemiyle uğultunun sesini sat›rlar aras›ndan yükseltiyor.
1968’de Adana’da doğdu. İki Deli Derviş (1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu (2010) ve Kaldığımız Yer (2015) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayımlandı. Doğup büyüdüğü Adana hakkında kaleme alınmış yazılardan oluşan Adana’ya Kar Yağmış (2006) adlı kitabı derledi. Ateşe Atılmış Bir Çiçek / Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları (2012) adlı bir de deneme kitabı bulunmaktadır.
Baştaki sözcüğün düştüğünü, romanın tam adının "İç Dünyanın Uğultusu" olduğunu var sayıyorum, böylece daha bir anlam kazanıyor içerik. Roman zamanı 2001'dir. Roman baş kişisi Ahmet, 2001 yılındaki ekonomik kriz sonucunda işsiz kalmıştır. İş bulmak için acele etmemeye, ağırdan almaya, biraz dinlenmeye karar verir. Bu dinlenmek -kafayı dinlemek, kendini dinleme halini alır. Bu süreçte Ahmet içindeki boşluğu fark eder ve boşluğun doğasını uygun olarak da fark edildiği zaman "boşluk" olmaktan çıkar aslında. Çelik'in diğer romanlarında olduğu gibi bu roman da aslında bir çeşit boşluğun keşfidir. Roman baş kişisi Ahmet de, Çelik'in diğer romanlarındaki baş kişiler gibi bir benlik krizinin içine düşmüştür. Eleştirim de bu noktada gelecek. Yazar sebest dolaylı anlatım tekniğini kullanır romanda, tıpkı Soluk Bir An'daki ama iki kişi yani iki bilinç seçer bir kadın bir erkek: aynur ve Ahmet. Aynur sahneye çok geç giriyor, bilinci romana geç dâhil oluyor bana kalırsa ve kurguda Ahmet'le dengeli bir şekilde rol paylaştıklarını söyleyemeyeceğim. Buna rağmen aynur'un iç dünyası gayet iyi ayrıntılandırılmış, karakteri ustalıkla çizilmiş. Bir de romandaki politika fazla bulanık kalıyor (o toplantılar örneğin fantastik bir unsur gibi), belki estetik endişeden kaynaklanıyordur bu. Romanın kapanışı da yine netleşmemiş bir tereddüt bıraktı geride bende.
Bunların dışında aslında 3 yıldız düşük bir rating bu roman için. 3.75 derdim öyle bir seçenek olsa.
İşsizlik... İşi olanın da olmayanın da kafasında bir korku. Bu korkuyu bu denli akıcı anlatabilecek başka bir kitap var mıdır? Özellikle kitaptaki Ahmet karakteri kafamda öyle canlandı ki sanki her an yolda izde karşılaşabilecekmişim gibi.
keyifle okunabilecek, akici bir dil. bas karakter Ahmet'in sozleriyle kitabi ozetleyecek olursak:" yas olmus kirk, is yok avrat yok, akil yok"(s49)
"baskalarina kusmek kendine donmektir, kendine sarilmak, kendini sevmektir.Kendi dikenleri batar insana boyle anlarda. Yine de boyle dikenlerin battigi yerden akan kirli bir kandir, aktikca arinir insan."(s155-156)