Kitabı bir oturuşta okudum mu; okudum.
Kitabı beğendim mi; beğenmedim.
Ayşe Kulin’in kitaplarını sevsem ve anlatışını beğensem de, maalesef bu kitabı beğenmedim. Aslında, sanırım problem kitap konusunda da değildi, hoş zaten saraylı, padişahlı, Osmanlı konulu kitapları ve filmleri de beğenmiyorum ya, daha çok teknik bazı nedenlerle kitabı beğenmedim.
Kitabın her bir bölümü ayrı bir anlatıcının ağzından yazılmış olmasını fikir itibarıyla çok beğendim, ancak uygulama itibarıyla hayal kırıklığına uğradım. Ağzından bölüm okuduğumuz herkes aynı dili, aynı ifadeleri, aynı ses tonunu, aynı heyecanı veya aynı sakinliği ile olayları anlatıyordu. Kısacası tüm bölümler aynı kişi tarafından anlatılmışçasına yazılmıştı, hatta anlatıcının kadın-erkek olması dahi fark etmeksizin. Bu beni rahatsız etti.
Kitapta ufak bazı gramer hataları vardı, ki, böyle hatalara denk geldikçe bütün dikkatim dağılıyor ve sadece o hataya odaklanabiliyordum.
Kitabın dilini hiç anlattığı zamana yakıştıramadım. Tabi ki arada serpiştirilmiş eski kelimeler vardı, ancak kişilerin düşünce ve diyaloglarının çok daha ağır bir saray/osmanlı/eski Türkçe diliyle yazılması daha uygun olurdu bana göre.
Son olarak da, ben zaten saraylı ve padişahlı hikaye sevmem, kaldı ki tarihin o bölümünü bile sevmem.
Uzun zamandır ilk defa Ayşe Kulin’in bir kitabını beğenmemiş olmanın şaşkınlığı içindeyim, ancak her zamanki gibi sıradaki kitabını merakla ve sabırla beklemeye başladım bile.