What do you think?


Un amour de Mille-Ans
«La maladie de Mathilde les avait coupés du monde. Rester des heures entières auprès de sa femme ne lui pesait pas, bien au contraire. La musique devenait alors pour eux comme une prière sans paroles, l’occasion d’un silencieux échange de sourires et de soupirs d’émerveillement.» Ancien professeur de littérature française à Tokyo, Sen-nen vit désormais à Paris avec sa femme Mathilde. Un jour, il reçoit un message de son amour de jeunesse, Clémence, une cantatrice qui interprétait Suzanne dans Les Noces de Figaro. Après trente ans de silence, elle l’invite à une nouvelle représentation de cet opéra, dont elle supervise la mise en scène. Mathilde laisse alors son mari aller à la rencontre du passé.
- GenresRoman
304 pages, Mass Market Paperback
First published March 16, 2017
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 16 of 16 reviews
March 14, 2024
Yazarın, evvelce okuduğum ve yine müzik ile ilgili bir konusu olan “Can Kırığı” adlı kitabı da beni en az bu kitabı kadar etkilemişti. Bu kitabında da müzikle iç içe geçmiş bir aşk, bağlılık ve yalnızlık hikayesi anlatılıyor. Çok güzel bir kurgusu olan, çok güzel, akıcı, sürükleyici bir anlatım. Çok etkilendim. Elimden bırakmadan, adeta nefes almadan okudum.
Göz ardı edilebilir bir kaç Türkçe hatası olsa da, güzel bir Türkçe ile çevrilmiş.
“… Bağları koparıp varlıkları birbirinden ayıran ve dünyayı yok eden zamanın amansız seyriyle yüzleşti. …”, sf; 158.
Göz ardı edilebilir bir kaç Türkçe hatası olsa da, güzel bir Türkçe ile çevrilmiş.
“… Bağları koparıp varlıkları birbirinden ayıran ve dünyayı yok eden zamanın amansız seyriyle yüzleşti. …”, sf; 158.
July 26, 2023
Bu kitapta aşk var, "Sen-nen"in karısı Mathilde'ye, opera sanatçısı Clemence'ye ama en çok "Figaro'nun Düğünü" operasına duyduğu aşk. Japon dilinde "Bin yıl" demek "Sen-nen". Bu kitap da içinden müzik geçen bir kitap, kulağınızda Figaro'nun Düğünü operasının nağmeleriyle okuyacaksınız ve seveceksiniz...
November 5, 2023
Bin Yılın Aşkı içine bir türlü giremediğim, zevk alamadığım bir roman oldu. Japon edebiyatının sık kullanılan benim hiç sevmediğim minimal anlatısı bu romanda da vardı. Haliyle üslup hiç hitap etmedi. Karakterin yas, aşk acısı ve başa çıkma süreçlerinden kesitler var. Hiçbiri derinleşmiyordu ne yazık ki. Yazar müzikle çok haşır neşir. Türkçe’ye çevrilmiş diğer kitabında da başrolü müzik alıyor. Karakterin yasını müzikle harmanlamış ama üslup nedeniyle sevdiğimi söyleyemeyeceğim.
October 1, 2023
Figaro’nun Düğünü ile açılıp yine Figaro’nun Düğünü ile biten bir hikaye.
Sen-nen, eşi Mathilde ve sahnedeki o kadın : Clemence.
Bir aşk, bir tutku ve bir hayatı anlatıyor Akira Mizubayashi. Çok yumuşak, tüy hafifliğinde cümleleri. Notalar arasında, ritmi de takip ediyor.
Can Kırığı’ndaki kadar etkilenmesem de tebessümle okuduğum kitaplardan oldu Bin Yılın Aşkı.
.
Gözde Koca çevirisi, Nahide Dikel kapak tasarımıyla ~
Sen-nen, eşi Mathilde ve sahnedeki o kadın : Clemence.
Bir aşk, bir tutku ve bir hayatı anlatıyor Akira Mizubayashi. Çok yumuşak, tüy hafifliğinde cümleleri. Notalar arasında, ritmi de takip ediyor.
Can Kırığı’ndaki kadar etkilenmesem de tebessümle okuduğum kitaplardan oldu Bin Yılın Aşkı.
.
Gözde Koca çevirisi, Nahide Dikel kapak tasarımıyla ~
March 26, 2026
This was again a quiet but devastatingly beautiful book that feels like a symphony played for a soul that is no longer in the room. Since this being the second work read, I could tell Mizubayashi has this way of writing that captures the silent, rhythmic language shared between a human and a companion, turning a memoir about a dog into a keen exploration of how we anchor our wandering spirits to another living creature. The way it treats this bond, not as something simple or sentimental, but as a intricate, atmospheric necessity that keeps the shadows from swallowing us whole in a world that often feels indifferent to such "minor" loves.
Reading this had me imagining myself as a bird perched on a winter branch, watching a delicate dance of devotion that most people are too busy to notice. Mizubayashi weaves together music, the philosophy of language, and the physical presence of Mélodie in a way that feels beautifully broken and healing. It’s a story for the ones who find more truth in a silent gaze than in a thousand human conversations. It is written with a lean edge that rejects the Hallmark version of pet ownership in favor of something much more conditioned and permanent.
The prose move progressively and with a rhythmic grace, treating memory like the wood of a fine violin something to be handled with a precision and a poet’s heart. While the emotional concentration can sometimes feel so heavy it’s like breathing in grey twilight, the book remains a gorgeous testament to the fact that we are all just fractured souls looking for a harmony that lasts longer than a single lifetime. It leaves you with a enduring sense of gratitude for the brief companionships that leave the deepest marks on our spirits.
Rating 4/5
Reading this had me imagining myself as a bird perched on a winter branch, watching a delicate dance of devotion that most people are too busy to notice. Mizubayashi weaves together music, the philosophy of language, and the physical presence of Mélodie in a way that feels beautifully broken and healing. It’s a story for the ones who find more truth in a silent gaze than in a thousand human conversations. It is written with a lean edge that rejects the Hallmark version of pet ownership in favor of something much more conditioned and permanent.
The prose move progressively and with a rhythmic grace, treating memory like the wood of a fine violin something to be handled with a precision and a poet’s heart. While the emotional concentration can sometimes feel so heavy it’s like breathing in grey twilight, the book remains a gorgeous testament to the fact that we are all just fractured souls looking for a harmony that lasts longer than a single lifetime. It leaves you with a enduring sense of gratitude for the brief companionships that leave the deepest marks on our spirits.
Rating 4/5
July 15, 2023
Roman, Sen-nen isimli Fransızca eğitimi veren bir Japon profesörün Fransız eşi Mathilde ile olan evliliğini ve müzik dolu geçmişine bir yolculuğunu anlatıyor. Sen-nen Paris'te eşiyle birlikte yaşamaktadır. İkisi de müzik tutkunu olan çift, Fransa'da bir müzik kursunda tanışmıştır. Ancak Sen-nen, Paris'te doktora öğrencisiyken hayatının dönüm noktası niteliğindeki bir olay yaşar. Bir opera tutkunu olan Sen-nen Paris Operası’nda sahnelenecek olan Mozart’ın Figaro'nun Düğünü’nün bütün gösterilerini izlemeye karar verir. Gerekirse bu iş için kısıtlı bütçesinin tamamını harcamaya razıdır. Bu kararının temelinde opera aşkı kadar Figaro'nun Düğünü'nde Susanna rolünü canlandıran bir opera sanatçısı olan Clémence’e tutkulu hayranlığı da vardır.
Sen-nen tutkulu bir hayran olarak sadece Clémence’i izlemekle kalmaz ona mektuplar da yazar. Bu mektuplarda Figaro'nun Düğünü’nün kendisi için önemini, bu büyük eserin estetik etkisinin yanı sıra nasıl bir düşünce dünyası açtığını da anlatır. Susanna rolüne, söylediği şarkılara da değinir. Kendisine hayranlığının esere ve eserdeki rolüne bağlı olduğunu açıklar. Cevapsız mektuplar birbirine eklenirken son temsilden önce nihayet Clémence’den mesaj gelir ve buluşurlar. Aralarında kırık bir aşk ilişkisi başlar.
Japonya'da yeniden doğan muhafazakarlıktan kaçan Sen-nen kendisi gibi Mozart'ın da döneminin kurallarına eserleriyle karşı çıktığını düşünür. Aydınlanma döneminin öncülerinden biri olarak hümanizm, sınıflar arasındaki çelişkiler, kadın erkek eşitsizliği gibi o zamanlar yeni yeni tartışılmaya başlayan konuları ele aldığı için Mozart’a hayran olduğunu belirtir. Figaro'nun Düğünü Mozart’ın bu siyasi yaklaşımlarını da yansıtan bir eser olarak ayrıca öneme sahiptir onun için.
Akira Mizubayashi, Binyılın Aşkı’nı geçmiş ve bugünün içiçe anlatıldığı bir zaman akışında kurmuş. Bir yandan geçmişi anımsayıp hem Mathilde hem de Clémence ile yaşadıklarını anlatırken diğer yandan insan sesine duyduğu hayranlıktan kaynaklanan opera tutkusunun nasıl geliştiğini iletiyor. Figaro'nun Düğünü hakkında yaptığı çözümlemelerle estetik, siyasi boyutlar katıyor anlatısına. Tüm bunları da sakin bir anlatımla, hiç abartmadan sanki doğal akış buymuş gibi iletiyor okura.
Aradan otuz yıl geçmiş, Sen-nen Figaro'nun Düğünü'nü hâlâ dinlese de o eserde hayranı olduğu Susanna rolünü canlandıran Clémence’i belleğinin derinliklerine gömmüştür. Hasta eşine bakar, yaşlı köpeğiyle zaman geçirirken ölüme hazırlanır. Akira Mizubayashi eşinin, köpeğinin ve kendinin durumlarından yola çıkarak yaşlılık ve ölüm hakkında düşünür.
Bu hayata veda hazırlıkları sırasında, otuz yıl sonra Clémence’den bir mesaj alır. Figaro'nun Düğünü Paris Opera'sında tekrar sergilenmektedir ve Clémence bu yapımda görevlidir. Sen-nen’i ilk gösteriye davet etmektedir. Bu davet Sen-nen’in kalbine gömdüğü aşkını anımsaması, geçmişiyle buluşması demektir.
‘Binyılın Aşkı’ müziğin ve aşkın etrafında kurulan bir anlatı. Akira Mizubayashi yaşam boyu süren bir tutkuyla dolu bir adamın hikayesini zaman zaman şiirsel diyebileceğimiz imgesel anlatımlara başvursa da oldukça sakin bir dille anlatıyor. Adı “bin yıl” anlamına gelen Sen-nen’in öyküsünü okurken müziğin nasıl derin anlamlar taşıyabileceğini de düşünmeden edemiyoruz. Gözde Koca’nın Türkçeye çevirdiği ‘Binyılın Aşkı’nda Akira Mizubayashi’nin akıcı anlatımı ile etkileyici hikayesini okurken müziğin içerdiği imge ve anlamlar dünyasının yanında aşk, tutku, yaşam, ölüm gibi varoluşsal sorunlar üzerinde de düşünüyoruz.
Sen-nen tutkulu bir hayran olarak sadece Clémence’i izlemekle kalmaz ona mektuplar da yazar. Bu mektuplarda Figaro'nun Düğünü’nün kendisi için önemini, bu büyük eserin estetik etkisinin yanı sıra nasıl bir düşünce dünyası açtığını da anlatır. Susanna rolüne, söylediği şarkılara da değinir. Kendisine hayranlığının esere ve eserdeki rolüne bağlı olduğunu açıklar. Cevapsız mektuplar birbirine eklenirken son temsilden önce nihayet Clémence’den mesaj gelir ve buluşurlar. Aralarında kırık bir aşk ilişkisi başlar.
Japonya'da yeniden doğan muhafazakarlıktan kaçan Sen-nen kendisi gibi Mozart'ın da döneminin kurallarına eserleriyle karşı çıktığını düşünür. Aydınlanma döneminin öncülerinden biri olarak hümanizm, sınıflar arasındaki çelişkiler, kadın erkek eşitsizliği gibi o zamanlar yeni yeni tartışılmaya başlayan konuları ele aldığı için Mozart’a hayran olduğunu belirtir. Figaro'nun Düğünü Mozart’ın bu siyasi yaklaşımlarını da yansıtan bir eser olarak ayrıca öneme sahiptir onun için.
Akira Mizubayashi, Binyılın Aşkı’nı geçmiş ve bugünün içiçe anlatıldığı bir zaman akışında kurmuş. Bir yandan geçmişi anımsayıp hem Mathilde hem de Clémence ile yaşadıklarını anlatırken diğer yandan insan sesine duyduğu hayranlıktan kaynaklanan opera tutkusunun nasıl geliştiğini iletiyor. Figaro'nun Düğünü hakkında yaptığı çözümlemelerle estetik, siyasi boyutlar katıyor anlatısına. Tüm bunları da sakin bir anlatımla, hiç abartmadan sanki doğal akış buymuş gibi iletiyor okura.
Aradan otuz yıl geçmiş, Sen-nen Figaro'nun Düğünü'nü hâlâ dinlese de o eserde hayranı olduğu Susanna rolünü canlandıran Clémence’i belleğinin derinliklerine gömmüştür. Hasta eşine bakar, yaşlı köpeğiyle zaman geçirirken ölüme hazırlanır. Akira Mizubayashi eşinin, köpeğinin ve kendinin durumlarından yola çıkarak yaşlılık ve ölüm hakkında düşünür.
Bu hayata veda hazırlıkları sırasında, otuz yıl sonra Clémence’den bir mesaj alır. Figaro'nun Düğünü Paris Opera'sında tekrar sergilenmektedir ve Clémence bu yapımda görevlidir. Sen-nen’i ilk gösteriye davet etmektedir. Bu davet Sen-nen’in kalbine gömdüğü aşkını anımsaması, geçmişiyle buluşması demektir.
‘Binyılın Aşkı’ müziğin ve aşkın etrafında kurulan bir anlatı. Akira Mizubayashi yaşam boyu süren bir tutkuyla dolu bir adamın hikayesini zaman zaman şiirsel diyebileceğimiz imgesel anlatımlara başvursa da oldukça sakin bir dille anlatıyor. Adı “bin yıl” anlamına gelen Sen-nen’in öyküsünü okurken müziğin nasıl derin anlamlar taşıyabileceğini de düşünmeden edemiyoruz. Gözde Koca’nın Türkçeye çevirdiği ‘Binyılın Aşkı’nda Akira Mizubayashi’nin akıcı anlatımı ile etkileyici hikayesini okurken müziğin içerdiği imge ve anlamlar dünyasının yanında aşk, tutku, yaşam, ölüm gibi varoluşsal sorunlar üzerinde de düşünüyoruz.
August 31, 2023
3.5'tan 3 yıldız.
Genel olarak keyifli bir edebi eserdi ancak yazar belirli bir frekansta, karakter üzerinden kendisine ait ve hep aynı hayat görüşlerini uzun uzadıya anlattıkça (Japonya'nın o dönemdeki baskıcı rejimi, do majörlere kadar detaylara inilen ve 4-5 sayfa gereksizce betimlenen aynı aynı opera eserleri vb.) bendeki okuma zevki azalıyor. Anladık Akira-san, anladık!! 180 sayfada 4-5 kez tekrara girmene gerek yok.
Öyküsü iyiydi, sıkılmadan ilerledim. Keşke Japonya'dan daha çok kültürel özellik görseydik, çok gölgede kalmış. Böyle bir amaç da yok zaten farkındayım ama yine de biraz daha önde tutulabilirmiş.
Genel olarak keyifli bir edebi eserdi ancak yazar belirli bir frekansta, karakter üzerinden kendisine ait ve hep aynı hayat görüşlerini uzun uzadıya anlattıkça (Japonya'nın o dönemdeki baskıcı rejimi, do majörlere kadar detaylara inilen ve 4-5 sayfa gereksizce betimlenen aynı aynı opera eserleri vb.) bendeki okuma zevki azalıyor. Anladık Akira-san, anladık!! 180 sayfada 4-5 kez tekrara girmene gerek yok.
Öyküsü iyiydi, sıkılmadan ilerledim. Keşke Japonya'dan daha çok kültürel özellik görseydik, çok gölgede kalmış. Böyle bir amaç da yok zaten farkındayım ama yine de biraz daha önde tutulabilirmiş.
November 5, 2023
Bir insan bir operaya (Figaro’nun Düğünü) nasıl aşk duyabilir? Operadaki bir karakter ve ona can veren kişi aynı ve ayrı aşk ve arzu nesneleri olarak hem birleşip hem nasıl ayrılabilir? Opera ve müzik bir hastalığı nasıl iyileştirebilir? Aşk insan için değişir, körelir, evrilirken koşulsuzca seven ve değişmeyen büyük aşıklar köpekler midir? Ancak bu kadar yazabildim. Çok güzeldi.
August 13, 2019
Je m’étais fait dédicacer ce livre à la Fête du Livre de l’année dernière après avoir écouter cet auteur japonais passionnant parler en français de son dernier roman. Le sujet ne m’intéressant pas, j’ai acheté un de ses romans plus ancien.
Sen-nen raconte sa vie avec son épouse Mathilde à l’heure ou elle est gravement malade : leur rencontre lors d’un stage de chant, leur vie au Japon puis en France à l’heure de la retraite, et toujours leur passion de la musique.
Un jour, Sen-nen reçoit un mel d’une ancienne cantatrice qu’il avait beaucoup admirée dans Les Noces de Figaro ou elle chantait Suzanne.
Les lettres qu’il lui avait écrites sont de magnifiques pages sur cet opéra et sa portée politique.
Si j’ai moins goûtée la présence de la chienne Blanca qui restera fidèle au couple jusqu’au bout, j’ai en revanche apprécié les passages ou Sen-nen parle de son pays et de sa culture, pourquoi il l’a quitté quand le totalitarisme a fait sa réapparition.
L’occasion pour Sen-nen de remarquer qu’au Japon, un opéra où plusieurs voix chantent ensemble n’est pas possible, ce qui le fascine dans l’opéra de Mozart.
Il nous parle aussi du temps qui s’écoule invariablement alors que tout est sans cesse en mouvement autour de nous.
Un roman à la fois magnifique et fort, un auteur que je découvre et que j’aime déjà.
L’image que je retiendrai :
Celle de Sen-nen donnant son dernier bain japonais à Mathilde.
https://alexmotamots.fr/un-amour-de-m...
Sen-nen raconte sa vie avec son épouse Mathilde à l’heure ou elle est gravement malade : leur rencontre lors d’un stage de chant, leur vie au Japon puis en France à l’heure de la retraite, et toujours leur passion de la musique.
Un jour, Sen-nen reçoit un mel d’une ancienne cantatrice qu’il avait beaucoup admirée dans Les Noces de Figaro ou elle chantait Suzanne.
Les lettres qu’il lui avait écrites sont de magnifiques pages sur cet opéra et sa portée politique.
Si j’ai moins goûtée la présence de la chienne Blanca qui restera fidèle au couple jusqu’au bout, j’ai en revanche apprécié les passages ou Sen-nen parle de son pays et de sa culture, pourquoi il l’a quitté quand le totalitarisme a fait sa réapparition.
L’occasion pour Sen-nen de remarquer qu’au Japon, un opéra où plusieurs voix chantent ensemble n’est pas possible, ce qui le fascine dans l’opéra de Mozart.
Il nous parle aussi du temps qui s’écoule invariablement alors que tout est sans cesse en mouvement autour de nous.
Un roman à la fois magnifique et fort, un auteur que je découvre et que j’aime déjà.
L’image que je retiendrai :
Celle de Sen-nen donnant son dernier bain japonais à Mathilde.
https://alexmotamots.fr/un-amour-de-m...
January 17, 2026
Ben pek bir beğendim bu kitabı. Çok hareketli olmamasına rağmen akıcı bir kitap. Büyük sözler etmeden insanı derinden etkileyen cümleler kurmayı başarmış Mizubayashi. Özellikle söylenmeyen kelimelerin gücü, zamanın azameti ve insanın buna karşı koyamayışı, erken gelen fırsatların hayata etkisi, hayatın her zaman geri dönüşe izin vermeyişi ve insanın bununla yoğrulması... Bilemiyorum belki de yanlış anladım kitabı ama benim çıkardığım sonuçlar bunlar. İnsanı kendi geçmişi ve kararlarıyla yüzleştiriyor. Her zaman güzel olmuyor bu yüzleşme tabii.
Kitabı sevmemin bir diğer sebebi de içinde yakın zamanda okuyacağım kitaplar, izleyeceğim filmler ve operalar ve dinleyeceğim klasik müzik eserlerine yer vermesi. Bir kitap tüketicisi başka ne ister ki?
Kitabı sevmemin bir diğer sebebi de içinde yakın zamanda okuyacağım kitaplar, izleyeceğim filmler ve operalar ve dinleyeceğim klasik müzik eserlerine yer vermesi. Bir kitap tüketicisi başka ne ister ki?
August 20, 2023
C'est troooop beau!!! Je veux pleurer, mais je peux pas.
Les livres de Akira Mizubayashi sont vraiment d'une exellence du français incroyable!! J'adore comment il parle, sur ce livre, de l'Opéra de Mozart, c'était vraiment fascinant.
Je pense que "Un amour de Mille-Ans" est mon livre préféré de Akira. Cela m'a vraiment marqué pour l'éternité hahahaha.
Les livres de Akira Mizubayashi sont vraiment d'une exellence du français incroyable!! J'adore comment il parle, sur ce livre, de l'Opéra de Mozart, c'était vraiment fascinant.
Je pense que "Un amour de Mille-Ans" est mon livre préféré de Akira. Cela m'a vraiment marqué pour l'éternité hahahaha.
September 9, 2024
Commen chaque libre d’Akira Mizubayashi, la plume est superbe, à la fois pudique et libre, pleine de bienveillance envers les personnages, les animaux, la nature. Cette histoire d’amour est touchante, belle et pourrait-être la notre. Un vrai bonheur
December 22, 2020
Très bien écrit mais trop perché pour moi..
Idéal pour les amoureux de l'opéra et particulièrement les Noces de Figaro
Idéal pour les amoureux de l'opéra et particulièrement les Noces de Figaro
October 7, 2022
Un beau récit
October 12, 2023
Mizubayashi's writing is out of this world.
It feels like calmy floating on a river with a slight breeze.
It feels like calmy floating on a river with a slight breeze.
November 15, 2023
La fin est particulièrement triste.
Displaying 1 - 16 of 16 reviews














