Ökkeş ile Hüseyin taşıdıkları kişiyi raya yatırdılar. Ökkeş saatine baktı. Ardından raylardan aşağıya inerek gözden kayboldular. Mümtaz bir süre daha bekleyip gittiklerinden emin olunca, gizlendiği ağacın arkasından çıkarak rayda yatanın yanına koştu.
Ökkeş’in kızı Zeliha’yı kanlar içinde buldu. Başında koca bir yara vardı.
Demek ki, Ökkeş ile Hüseyin, aile meclisi kararıyla Abdullah’tan sonra zavallı Zeliha’yı da öldürmüşlerdi. Kızı raylara yatırarak suçu trene atacaklardı. Sözüm ona, intihar süsü vererek ceza almaktan yırtacaklardı.
Çağatay Yaşmut, yerli polisiyenin son yıllarda öne çıkan yazarlarından. Yakınlarda yayımlanan Bir Başkomiser Galip Polisiyesi’nin dördüncü kitabı Kadıköy Cinayetleri’yle Dünya Kitap dergisi tarafından verilen “Altın Sayfa Yılın Polisiyesi Ödülü”nün de sahibi oldu. Yaşmut’un yerli polisiyemize armağan ettiği Başkomiser Galip karakteri, sadece olayları çözümleyişindeki yöntemiyle değil, bilakis yaşayan, nefes alan özgün bir roman karakteri olarak, hem fazlasıyla sıradan, hem de fazlasıyla sıradışı özelliklere sahip oluşuyla polisiye romanlarda karşılaştığımız diğer dedektif karakterlerinden epeyce ayrılıyor.
Çağatay Yaşmut'un son kitabı bu karantina günlerinde çok iyi geldi. Polisiye öyküleri genelde çok sevmiyorum. Katilin bulunuşu kısmı aceleye geldiği için daha yeni heyecanlanmaya başlarken bir anda katil ortaya çıkıveriyor bütün hevesim kursağımda kalıyor. Sevgili Çağatay Yaşmut bu sefer her biri 80 sayfa civarı üç öykü yazmış, çok güzel yapmış. Hem heyecanlanıyorsunuz ve bir süre bu heyecanı devam ettirebiliyorsunuz, hem de bir oturuşta okuyorsunuz, öykü elinizde sürünmüyor. Kitaptaki üç öyküyü de beğendim. Yazarın sonraları bağlama şekli, konuyu ele alışı ve göndermelerini referans belirterek yapması (intihal tartışmasını engellemenin kısa ve net yolu) hoşuma gitti. Kitap okumakta zorlandığım bu günlerde her gece bir öykü okuyarak hoşça vakit geçirdim. Polisiye seven, odaklanmakta zorlandığı için hafif ve eğlenceli bir şeyler okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
Yazarın kitaplarında olayın geçtiği yerleri açık bir şekilde anlatmasıyla kendimi o sokaklardan, o apartman önlerinden geçiyormuş gibi hissediyorum- ki genellikle anlattığı yerler çok iyi bildiğim semtler oluyor- ve bu beni okuduklarıma daha çok bağlıyor.
Polisiyelerde genellikle romanlardan hoşlanıyorum fakat bu kısa öyküler de güzel ilerlemiş; sadece hikayelerin sonlarının tahmin edilebilirliği yüksek geldi bana, ama bununla pek bir sorunum yok açıkçası.
Hikayede Başkomiser Galip ve çevresindekilerinin özel hayatlarına biraz daha değinilmesini isteyebilirdim, karakterleri uzun süredir tanıdığım için magazinsel yönleri hoşuma gidiyor itiraf etmem gerekir ki :)