Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 72 p. Brezilya Seyahatnâmesi, Osmanli'nin o güne kadar varligindan haberdar olmadigi bir dünyayi kesfinin ve bu dünyayi yeniden biçimlendirme çabalarinin hikâyesidir. Hikâye, tam yüz kirk yil önce Osmanli'nin iki savas gemisinin Basra Körfezi'ne giderken firtinaya yakalanarak Amerika kit'asina, Brezilya sahillerine sürüklenmesiyle bafllar. Hikâyenin kahramani Bagdatli Abdurrahman Efendi, bu gemilerden birinin imamidir. Brezilya Seyahatnâmesi küçüklügüne karsin, varligi günümüzde bile resmen kabul edilmeyen Brezilya Müslüman toplumunun tarihsel serüveninin bir dönemine isik tutmasi nedeniyle ilginç bir eserdir. Ayrica, bu gerçegin neredeyse tek yazili belgesi niteligini tasimasi da o ölçüde önemlidir.
Bursa ve İzmir adlı iki Osmanlı savaş gemisi, 1865 yılında Basra körfezine gitmek üzere İstanbul'dan yola çıkıyorlar. Ancak olaylar gelişiyor ve yakalandıkları fırtına sonrası kendilerini Rio de Janerio'da buluyorlar. Bu gemilerde bulunanlardan birisi de bu seyahatnamenin yazarı, geminin imamı Abdurrahman Efendi. Rio kentini gezdiği sırada Abdurrahman Efendi, siyahi Müslümanlarla tanışır. Siyahiler önce yamyam olmadıklarını anlayarak şaşırdıkları beyaz Osmanlıların, üstelik Müslüman olduklarını keşfederek sevinirler ve ulema kıyafeti içindeki Abdurrahman Efendi'ye ayrı bir saygı gösterirler.
Abdurrahman Efendi, onları evlerinde ziyaret eder ve yanlış dini uygulamalarına tanık olur, doğru bildiğince düzeltmeye çalışır. Siyahiler kendisinden Brezilya'da kalmasını ve onlara İslam'ı öğretmesini isterler. Bu konuda Kumandandan da ricacı olurlar.
Abdurrahman Efendi bu konuyu Kumandan ile konuşur. Kumandan haklı olarak kendisine izin verirse, bunun Osmanlı tarafından planlanan bir misyonerlik faaliyeti olarak algılanabileceğinden ve hem ülkeler arası ilişkiler hem de kendisi açısından sorun oluşturma ihtimalinden endişe etmektedir. Öte yandan bir Müslüman olarak da gönlü Abdurrahman Efendi'nin burada kalmasına izin vermekten yanadır.
Sonuç olarak, -kanımca- Kumandan kendini sorumluluktan kurtaracak bir çözüm bulur ve Abdurrahman gemiden uzak, siyahilerle birlikte iken Brezilya makamlarına resmi bir yazı yazarak, Abdurrahman'ın bulunup gönderilmesini ister ve sonrasında gemisiyle Brezilya'dan ayrılır. Bu konuya dair diğer farklı detaylar da Türk Denizcilerin İlk Amerika Seferi kitabında mevcut. Burada seyahatname yazarı Mühendis Faik, Abdurrahman'ın para ile ikna edilerek firar ettiğini yazsa da, benim kanaatim olayın Kumandanın bilgisi dahilinde olduğu. Para kısmını bilemeyeceğiz ama seyahatnameden kendisinin iyi bir şekilde ağırlandığını anlıyoruz. Para peşinde bir firari dahi olsa ben kendisini maceracı ruhu dolayısıyla takdir ediyorum :)
Her neyse, seyahatnamede Abdurrahman Efendi olabildiğince kısa bir şekilde Brezilya'daki faaliyetlerinden ve ziyaretlerinden bahseder. Bu noktada tarihlerde ve akışta bir netlik yok. 1'er yıl arayla bazı farklı şehirlerde kaldığını anlıyoruz. Ve birkaç yıl sonra "Müslümanların üzücü durumları nedeniyle" yorulup, usanır, dostlarını özler ve İstanbul'a dönmeye karar verir. Lizbon, Cordoba, Cebelitarık, Tanca, Cezayir, Malta, Mısır, Cidde, Mekke (Hac yapar), Şam rotasını izleyip İstanbul'a varır.
Hikayemiz Bağdatlı Abdurrahman Efendi'nin imam olarak görev yaptığı Osmanlı'nın iki savaş gemisinin Basra Körfezi'ne giderken, fırtınaya yakalanarak Rio de Janeiro'ya varmasıyla başlıyor.
Yerel halktan bir kısım gemiyi ziyaret ediyor, namaz vakti geldiğinde Brezilyalıların da abdest aldığını görünce biraz şaşkınlık yaşanıyor. Brezilyalılar sadece siyahların müslüman olduğunu zannediyormuş.
Fransız korsanların vaktiyle Afrikalıları köle olarak Brezilya'ya götürdüğünü, islamiyetin bu yolla Amerika'ya taşındığını öğreniyoruz. Müslümanlara gösterilen kötü muameleden dolayı dinlerini gizlemişler, önderleri bildikleri kötü niyetli kişiler sebebiyle kandırılmış, dinlerini yanlış öğrenmişler. Abdurrahman Efendi gemiden ayrılıp Brezilya'da birkaç yıl kalmış ve İslamı orada bulunanlara anlatmış.
Kitabevi’nin seyahatnameleri üç kitabın; “Türk Denizcilerin İlk Amerika Seferi”, “Yüz Yıl Önce Güney Afrika” ve “Brezilya’da İlk Müslümanlar” bir şekilde yolları birbirleriyle kesişiyor.
Biri Başmühendis Faik Bey’in anlatımı, biri de Bağdatlı Abdurrahman Bey’in aktarımı olması sebebiyle ilk kitapla üçüncü kitap biraz çelişiyor gibi olsa da aslında herkes kendi zaviyesinden değerlendiriyor olayları. Faik Bey siyasi bir kriz çıkması endişesiyle karada olan Abdurrahman Bey’in dönmesini isterken o da İslam’a aç, bir şeyler öğrenmeyi umut eden insanları geri çevirmek istemiyor ve nihayetinde gemi yoluna devam ediyor, Abdurrahman Efendi de irşadına, bu kitapta mesela 28.sayfada kaptanın kalmasına izin verdiği yazılıyor, diğer kitapta başka türlü.
Aslında Brezilya’da Müslüman olanların kahır ekseriyeti Afrika’dan göç etmiş insanlar, gelenler zamanla başta bilen olmayınca unutuyor dini ve garip adetler, hurafeler uyduruyorlar. Daha da kötüsü bir Yahudi zamanında yaşadığı yerde biraz İslamiyet öğrenmiş, mürted gibi (burada Yahudiyken İslam davranıyor) hareket ederek manipüle ediyor halkı ve bunu bir adım öteye götürerek madden sömürüyor. Abdurrahman Efendi’nin gelişi bir anlamda bu sebepten de önemli, bir diğer yandan da yerel halk Osmanlı halkını yamyam sanıyor, tedirginlikle yaklaşıyor başta, sonra işin öyle olmadığı anlaşılınca sorun kalmıyor. Artık arkasında mürşid noktasına gelen kişiler ve hafızlar bırakarak dönüş yoluna koyulan Abdurrahman Efendi, çeşit çeşit yerler görerek memleketine dönüyor. Ne müthiş bir deneyim değil mi 😊