İnsan kaderini değiştirebilir mi? Bundan seneler önce bana bu soru sorulsaydı kesinlikle hayır derdim. Bana göre kader asla değiştirilemeyen bir şeydi ve herkesin o kadere boyun eğmesi gerekiyordu. O sıralarda kendi içsel yolcuğuma henüz başlamamış ve evrene dair büyük sırları keşfetmemiştim. Her şey uzun yıllar önce girdiğim bir depresyonla başladı. Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum? sorusu zihnimden çıkmıyordu. Çünkü insanlar değişse de yaşadığım olaylar hep aynıydı. Sanki sürekli aynı yerde takılan bir filmde oynuyor gibiydim. Karşımdaki oyuncular sürekli değişiyor ama senaryo bir türlü değişmiyordu. İşte içsel yolculuğum bunu fark etmemle başladı. O zamanlar bilinçaltımın derinliklerinde saklı olan kök inançlarımın hayatımı nasıl etkilediğini bilseydim, onları nasıl değiştireceğimi ve istediğim gibi hayatı nasıl yaratabileceğimi de bilirdim. Başak Sayan; Bağlanma Korkusu, Kelebeğin Kaderi, Ölü Kuşların Sessizliği ve Nigâhdar romanlarının ardından ilk otobiyografik kitabında kendi hayatının iplerini nasıl eline aldığını ve içsel yolculuğunda nelerle karşılaştığını bilim ve felsefeyle temellendirerek olanca samimiyetiyle anlatıyor. Bu kitap, insanın elindeki en büyük gücü nasıl kullanması gerektiğini, inancın ve düşüncenin neler yaratabileceğini, bilinçaltında bulunan kök inançların nasıl değiştirileceğini, arzu edilen bir yaşamın nasıl tezahür ettirileceğini detaylarıyla ve 21 günlük bir çalışmayla okura sunarken, aynı zamanda kişinin gerçek özü ile bağlantıya geçmesini de sağlıyor. Keşke her insan kendi sihirli lambasına sahip olduğunun ve dilediği her şeyin gerçekleşeceğinin farkında olsa...
Ancak ilk sayfasından itibaren kitap hiç düşündüğüm gibi değildi.
Yazar, kitabın ilk 87 sayfasında bir nevi kendi otobiyografisini yazmış kitabın içeriğine ışık tutabilmek açısından. Ve her satırında kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Yani diye düşündüm demek ki bu ruhsal durumları, veya fiziksel durumları yaşayan yalnız ben değilmişim.
Ve işte o dakikadan sonra kitabı özümseyebilmek adına çok daha fazla çaba sarfetmeye başladım. Bu kitap benim için sadece okuyup rafa kaldıracağım bir kitap olmayacaktı, biliyordum.
Kitabı diğer kişisel gelişim kitaplardan ayıran en önemli nokta bana göre bilimsel veriler ışığında yazılmış olmasıydı. Mesela kitapta frekanslar ile ilgili bir bölümde örnek olarak verilen "100 Maymun" deneyini okumak bende çok farklı bir etki yarattı.
Her sayfasında kendinize şu soruları sormadan geçemiyorsunuz: "Ben kimin?, Ben gerçekten ne istiyorum?, Gerçekleştiremediğim ve bu nedenle üzüntü duyduğum şeyler neler?".
Bildiğim konuların üzerine biraz daha ekleme yapmış oldum. Unuttuğum ritüellerimi hatırladım ve tekrar yapmaya başladım. Şimdi sırada 21 günlük meditasyon var. İlk fırsatta onu da yapacağım. Büyük bir emeğin eseri kitap. Bu türün meraklılarına mutlak tavsiyemdir.
Bu kitaba, bir yakınımın beğenisiyle, üzerinde konuşabilmemizi rica ettiği için başlamıştım. Ilk bolumu kişisel gelişim kitaplarından daha nesnel bir kitaba benziyor gibi gözükmüştü. Şimdi 2. bölümüne baktım 100 maymun deneyi denilen bu sözde deneyi internette İngilizce olarak arattım ve bu Paranormal yani Gerçeküstü olan durumun doğrulanmadığı ile ilgili 1985 yılından bir Washington Post yazısına denk geldim. Bu çağda herkes bilimin öneminden haberdar, en dindar kisi bile bilime saygi duyuyor. Keşke kitapta bilimi arkaya almak için bu kadar zorlama olmasaydı ve bu örnek(ler) verilmeseydi. Bazı temel prensiplere inanmanın insanın hayatını kolaylaştırabilecek olduğu fikrine katılıyorum. Ancak, mesela bu deney örnek verilmeseydi de, toplumda bir şeyi kritik bir sayıda insan bilirse, bu bilginin dünyanın başka yerlerinde de bilinebilmesinden soz edilebilirdi, hele ki internet çağında böyle bir etkiyi gözlemlemek zaten olağandır. Ama kalkıp da buna inandırmak için maymunların böyle yalan bir deneyini vermek kitabın inandırıcılığını azaltmış. Ayrıca yine ikinci bölümdeki frekans ile ilgili söyledikleri, dil felsefesi eğitiminin gerekliliğini düşündürdü; frekans kelimesini alıp, geçtiği bütün bağlamları birbiriyle mantıksızca bağlamaya çalışmış, "insan bedeni 42 oktavdan meydana geliyor" sözü beni saçmalığıyla şaşırttı. Kitap bu sözcük oyunlarının yarattığı iluzyonlar ile dolu. Bu kitapta umudumu kıran şey, evlenmek isteyebileceğim bir kadının ya da kadınların, böyle safsatalara inanabilir olmalarının bir hayal kırıklığı olacağı. Bu olumsuz bakış açısıyla bakmak yerine bu kitabın deyişiyle bakış açımızı değiştirirsek; böyle safsatalara inananları bilim bilim diye kandırıp yatağa atmak kolay olabilir diye düşünülebilir de. Tabi eğer sadece yatağa atmak istiyor olsaydım geçerli olurdu bu. Bu çağda, ozellikle dinin siyasilesmesi sebebiyle dinden suphe eder bir durumdayız ve bir çok kişi hayatıyla, nasıl yaşayacağıyla ilgili sorgulamalar yapıyor ben dahil. Bu kitabı da bu bağlamda değerlendiriyorum.
Kavramları hem oldukça basit hem de düşündürücü şekilde anlatmış, uygulamaları anlaşılır şekilde örneklemiş. Tek sorun ilk bölümün aşırı uzun olması. Dinledim, dayanamadım elimin altında olması adına bir de kitabı satın aldım :)
Bakış açımı bu yönde zaten değiştirmeye çalıştığım bir anda karşılaştım bu kitapla. O kadar gerçek o kadar yaşanmıştı ki herşey. Tam bir baş ucu kitabı mutlaka okuyun. Hepimiz farkında mutlu umutlu tarafta olalım🍀
Bundan sonra başucu kitaplarımdan biri olacak; yeniden ve yeniden hatırlamak için!!!! Başak sayan kendi hayat hikayesi ile başlayarak değişime kişinin önce kendisinin değişerek başlamasını güzel bir şekilde örneklendirmiştir. Kitabın devamında evrenin işleyişini, insanın dopasını, bedenimizi, enerji merkezlerimizi, kök inançlarımızı, evrensel yasaları kuantum gibi bilimsel cerilere dayandırarak aktarmış; Hallac-ı Mansur’a kadar dayandırmış; ve değişim için özümüze dönmemizin meditaston aracılığı ile nasıl kolaylaşacağını herkesin anlayabileceği bir dilden aktarmıştır.
Bu aralar az kitap paylaşıyorum. Okumadığımdan değil aynı anda dört kitap okuyorum aslında. Hayatımın rutin akışından kalan saatlerinde fonda sevdiğim tv programı, bir iki satır karalarım diye elimde kalem, tek kulağımda kulaklık, videolar bir yandan, yatarken de sıra ile beşer sayfa her kitabımdan..Yetişmek denir buna olabildiğince, ben olmaya yetişmek günde birkaç saatliğine sadece. Kim demiş gün yirmi dört saat diye, hayat kaç saat ki acaba? Bu özel anlarıma sığan kitaplardan biri de Başak Sayan’ nın Sen Değişirsen Her Şey Değişir kitabı oldu. Bir arkadaşım özelden yazdı ve lütfen oku üzerine konuşalım dedi. İki yüz altmış sayfada bugüne kadar okuduğum tüm gelişim kitaplarının özü, özeti vardı. Kuantum, deneyler, yöntemler, çakralar ve sunulan çözümle hayatı düşüncesiyle yaratan bir insanın dönüşüm hikayesine şahit oldum. Hayata ve kendisine bakışını değiştirmek isteyenlere güzel bir yol kitabı olmuş. Severek okudum.
Harika bir kitap!.yillar icerisinde tekrar okunmali ve ozun ozden yolculugu kisiye tekrar hatirlatilmali. Surekli duydugumuz bildigimiz teoriler cok guzel bir sekilde anlatilmis ve orneklendirilmis.
Çok sevdiğim bir arkadaşımın hediye ettiği kitaba hevesle başladım. Kitabın bakış açısını gerçekten oldukça beğendim. Ancak, yazarın edebi yönünün oldukça zayıf olduğunu düşünüyorum. Buna ek olarak editörün de oldukça basit yazım ya da dilbilgisi kurallarını bile uygulamamış olduğunu gördüm. Ayrıca fizik tıp vs kaynaklı pozitif bilimlere ilişkin bazı deney ve çalışmaları aktarırken kaynak kullanımının yeterince açık yapılmamasından dolayı bilgilerin doğruluğu teyit edilemiyor. Zira bazı bilgileri internetten araştırdığımda kitapta farklı yansıtılmış olduğunu gördüm. Özetle, hayata pozitif bir bakış açısı için okunabilecek bir kitap ancak edebi bir beklentiye girmemek gerekiyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitap doktorumun tavsiyelerinden biriydi. Açıkcası yazara karşı önuargım vardı ama ilk bölümde kendi hayatı ve sorunları anlattığı kısım neredeyse tamamen benim hayatımın özetiydi diyebilirim. Önerilen diğer iki kitabı okuyup bitirememem onların gene aynı konuları daha teknik anlatması olabilir. Çünkü bu kitap aslında onlardan da bilgi toplamış, belli ama burada bir yaşanmışlık üzerinden aktarım var, bu çok daha dikkatle ve ilgiyle okumama ve devam etmeme sebep oldu. Herkesin bir kez okumuş olması gerektiğini düşünüyorum. Değişimi dönüşümü pozitif ve hayra olacak şekilde sakince getçekleştirebilmek dileğiyle.
Meditasyon ve içsel yolculuk sürecimde ilk okuduğum kitaplardan biri. Aynı zamanda etkisini de gördüğüm doğruluğunu test ettiğim yöntemleri öğrendiğim kitap. Hayatımızı bilinçaltımızın şekillendirdiği, bilinçaltımızı doğru yöneterek hayatınızın iplerini ele alabileceğimizi bize anlatan bir kitap. Yaşadıklarımız bilinçaltımızın eseri ve biz bunu kontrol edebiliriz. Teşekkürler Başak Sayan, 21 günlük meditasyon videoların için de ... iş ve ev değişikliğim de etkili olduğunu düşünmekteyim. Düzenli yapabilmek en büyük hayalim..
Soluksuz okudugum 2 gunde bitirdigim bir kitap! Bildigim, farkinda oldugum cogu konuya inanilmaz isik tutan, icimi coskuyla dolduran bi eser... Yaratim meditasyonunu 3 ay once denemistim, simdi daha dikkatlo ve konsatre olarak deneyecegim. Artik cok daha eminim, her seyin icimdeki gibi olacagina. Tesekkurler Basak Sayan.
“Değişim bir kişiyle başlar. Bir kişinin bilincini değiştirmesi diğerlerini etkiler ve kritik noktanın ardından tüm dünya iyileşir. Bu nedenle insan her zaman yaşadığı her şeyin sorumlusudur. Çünkü onun içindeki duyguların, düşüncelerin ve inançların yaydığı titreşimlerin yarattığı hayatı deneyimler. İnsan değişirse her şey değişir.”
İnançla bağlandığım ancak sebebini anlamadığım pek çok konunun aydınlanmasına vesile oldu. Başka bir Esen ile yeni bir başlangıç yaptım. Daha çok kendini bilerek ve daha çok ne istediğini bilerek. Kendinize yolculukta güzel bir başlangıç olabilir bu kitap. Buradan yeni kitapların kapağını açmaya niyetlenerek kendinizi inşa etmeye başlayabilirsiniz.
Kitabı genel olarak beğendim. İlk kısımda kendi hikayesini anlatması ve bunlardan örnek vererek ilerlemesi hoşuma gittiği gibi kendime yakın bulmama sebep oldu. Ancak her bölümde başka kitaplarını överek anlatması ticari kaygısının olduğunu ve zorla yazıldığı hissiyatını verdi. Özellikle son kısımları çok bana hitap etmese de meditasyon ile ilgilenenler için faydalı olabilir.
Başak Sayan in tüm kitaplarını okumaya karar verdim bu kitaptan sonra. Kendi hikayesini anlatması ve sonrasında da değişim ve dönüşüm için neler yapabilirsiniz sorularına cevaplar bulabileceğiniz çok faydalı bir kitap.
Akıcı ve kolay okunabilir bir eser. İçinde hem çok değerli bilgiler hem de yazarın kendi hayatından gerçek örnekler yer alıyor. Evrensel yasalarla ilgileniyorsanız kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
“Önümüzdeki tabakta adeta sulu, ekşi bir limon olduğunu gördüğümüzde (şu an bile ağzınız sulanmış olabilir) beyin tükürük bezlerine komut vererek ağzımızın sulanmasını sağlar. Ancak biz onu gerçekten yemesek, gözlerimizi kapatıp sadece önümüzde sulu ve ekşi bir limon olduğunu ve onu ısırdığımızı düşünsek de ağzımız sulanır. Beyin tükürük bezlerine yine aynı komutu vermiştir. Aynı nöron ağı ateşlenmiş, aynı snapslar harekete geçmiştir. Çünkü beyin gerçekten gördüğümüz ya da gözlerimizin önünde hayal ettiğimiz limon arasındaki farkı bilmez. Onun için önemli olan beyne ulaşan elektrik sinyallerini yorumlamak ve uygun tepkiyi vermektir. İşte beynin bu özelliğinden dolayı meditasyonla odaklanarak kendi realitemizi yaratırız. Beyin hayal ettiğimiz görüntüleri gerçek olarak algılar ve onlara uygun duygular üretmeye başlar.” (Syf/102)
•••
Kalemini çok sevdiğim ve her kitabını okumaktan ayrı keyif aldığım kişilerden biri sevgili Başak Sayan.
Yeni kitabını da büyük bir zevkle okudum; ancak bu sefer bir roman değildi yazdıkları.. Hatta çoğu zaman okumayı pek tercih etmediğim bir türde yazmıştı. Fakat samimi anlatımıyla sıkılmadan kendini okutturmayı yine başardı.😊
Şimdiye kadar yazdıklarının aksine roman değil bu kitabı, peki ne yazmış derseniz, düşüncelerimizin biz farketmeden hayatımıza nasıl şekil verdiğini anlatmış aslında. Evet, şu sıralar internette çokça rastladığımız “evrene mesaj yolla” klişesinin(!) temelini açıklamış diyebiliriz. Ancak bunu öyle her yerde okuduğumuz beylik laflar ile değil, kendi hayatından örnekler vererek ve hatta bilimsel yanlarını açıklayarak yapmış. Bu nedenle “ay ne saçma, hii böyle şeyler de olur mu hiç canım, bu işler dilek dilemeyle olsaydı ohoo🙄” demeden okutuyor kendini.
Gerçekten bazı şeyleri fark etmenizi sağladığı için, -eğer bu konulara karşı ön yargınız varsa dahi- bu kitaba bir şans vermenizi öneririm. 🍀🙏🏼