neredesin mathias?, kısa ama etkisi büyük iki metin içeriyor. ilk metin, bir çocuğun yalnızlığına, öfkesine, özlemine ve bastırılmış duygularına odaklanıyor. sandor isimli bir çocuk, rüya ile gerçek arasında gidip gelen bir atmosferde, mathias adında bir figürle konuşuyor. bu kişi onun kardeşi mi, vicdanı mı, hayal gücünün bir parçası mı, tam belli değil ama metin boyunca çocuk olmanın kırılganlığı, sevgiye duyulan ihtiyaç ve sessizlik içinde yaşanan hayal kırıklıkları net bir şekilde hissediliyor. mathias'la geçen diyaloglar çok sade ama içerdiği duygular derin. özellikle mathias'ın "ben hep burada olmayacağım, benden geriye Mathias’ı seveceğin biri kalacak" demesi, hem çocukluğa hem de kayba dair bir veda gibi. okurken bana petite maman filmini anımsattı.
ikinci metin olan “line, zaman” bir tiyatro metni. ilk perdede 12 yaşındaki line, kendisinden yaşça büyük marc'la konuşuyor, çocukça bir hayranlığı var ona karşı. ikinci perdede ise aradan 10 yıl geçmiş, line büyümüş ama duyguları değişmemiş. marc ise çoktan başka bir hayat yaşamış. bu bölümde büyümek, geçmişi hatırlamak ya da hatırlamamak, karşılıksız sevgi ve beklemek gibi temalar öne çıkıyor. **spoiler ** son sayfalarda sahneye yeni bir küçük kızın gelmesi ve döngünün yeniden başlaması ise hem hüzünlü hem de çok yerli yerinde bir kapanış gibi. **spoiler**
kristof'un dili sade, gösterişsiz, ve ben her kitabında buna tekrar hayran kalıyorum. çok zeki bir yazar. bu sadeliğin içinde çok şey saklı. metinleri kısa ama her cümle düşünülmüş gibi. suskunluklar, eksik bırakılanlar, tam da bu yüzden daha çok şey söylüyor.
kitabın sonunda yer alan sonsöz ve değerlendirme yazısı, yazarın hayatıyla metinler arasındaki bağı netleştiriyor. göç, dil kaybı, yalnızlık ve çocukluk kristof'un edebiyatını oluşturan temel parçalar.
seviyoruz, yalan mı söyleyelim?