Kaç kişi, uygarlık tarihinin her bölümünden kalıntılar, renkler ve koca bir mirası taşıyan İstanbul'un sokaklarında yürürken, aslında bir tarihin sayfalarını çevirdiğinin farkındadır? Acaba her sokak dönemecinde, daha eski bir zamanın sessizliğine varılan, Abdülhak Şinasi Hisar'ın tasvir ettiği mahallede ömür geçirmiş olan kaldı mı? Ya bizzat İstanbul? Artık karşımızda gitgide kaybolan, kendini betona teslim eden, gündelik hayatın o kendine has dokusunu, yılların ötesinden süzülmüş kültürünü yapaylığa ve zevksizliğin her türlüsüne bırakan bir şehir var. Bir de bu şehrin sakinleri neredeyse on beş milyon insan... Kimi Boğaziçi'nin güzelim tepelerine dikilmiş olan yüksek yapılardan ''denizi seyrediyor'', kimi yurdun dört bir yanından gelerek, yerleştiği varoşlarda, kendince ''öncesiz'' bir İstanbul'da yaşıyor. Ama bu şehirde henüz bazı şeylerin kaybolmadığını öne sürenler de var. İlber Ortaylı bunlardan biri. Yazarın İstanbul'u gezerken bir sohbet içerisinde kaleme aldığı yazılar, hala bir umudun var olduğunu gösteriyor. Bir şehre, tarihiyle, diliyle, kültürüyle sahip çıkmanın zevkine varacağınız İstanbul'dan Sayfalar, sizleri senelerce öncesine götürürken, günümüz İstanbul'unun yeni yüzü ve sorunlarıyla da tanışmamızı sağlıyor. Yazarın tanımıyla, ''Sayfaları çevrilmekle bitmeyen kitap, seyrine doyum olmayan bir resim'' olan bu şehrin bazı sayfalarını bulacağınız bu kitap, sokaklarından meydanlarına, camilerinden mezarlıklarına, ulema semtlerinden eğlence mekanlarına, kütüphanelerinden meyhanelerine, bir İstanbul albümü.
İlber Ortaylı (born 21 May 1947), is a leading Turkish historian, professor of history at the Galatasaray University in Istanbul and at Bilkent University in Ankara. Since 2005 he has been the head of the Topkapı Museum in Istanbul.
As the son of a Crimean Tatar family who fled Joseph Stalin's persecution and deportation, he was born in a refugee camp in Bregenz, Austria on 21 May 1947 and came to Turkey when he was 2 years old. Ortaylı attended elementary school and St. George's Austrian High School in İstanbul and then Ankara Atatürk High School. He graduated from Ankara University Mekteb-i Mülkiye (Faculty of Political Science) and completed his postgraduate studies at the University of Chicago under Professor Halil İnalcık and at the University of Vienna. He obtained his doctorate at Ankara University in the Faculty of Political Sciences. His doctoral thesis was Local Administration in the Tanzimat Period (1978). After his doctorate, he attended to the faculty at the School of Political Sciences of Ankara University. In 1979, he was appointed as associate professor. In 1982, he resigned from his position, protesting the academic policy of the government established after the 1980 Turkish coup d'état. After teaching at several universities in Turkey, Europe and Russia, in 1989 he returned to the Ankara University and became professor of history and the head of the section of administrative history.
İlber Ortaylı is widely known as a polyglot. Apart from Turkish, he also speaks German, Russian, English and French.
He has published articles on Ottoman and Russian history, particular emphasis on cities and the history of public administration, diplomatic, cultural and intellectual history. In 2001, he collected the Aydın Doğan Foundation Award. He is a member of the Foundation for International Studies, the European-Iran Examining Foundation and the Austrian-Turkish Academy of Sciences. A biographical book on İlber Ortaylı, "Zaman Kaybolmaz: İlber Ortaylı Kitabı," was published by Nilgün Uysal in 2006.
■Tanzimat'tan Sonra Mahalli İdareler (Provincial administration after Tanzimat) (1974) ■Türkiye'de Belediyeciliğin Evrimi (Evolution of manucipality in Turkey; with Ilhan Tekeli, 1978) ■Türkiye İdare Tarihi (Administrative history of Turkey) (1979) ■Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu (German influence in the Ottoman Empire) (1980) ■Gelenekten Geleceğe (From tradition to the future) (1982) ■İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı (The longest century of the Empire) (1983) ■Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Yerel Yönetim Geleneği (Local administration tradition from Tanzimat to the Republic) (1985) ■İstanbul'dan Sayfalar (Pages from Istanbul) (1986) ■Studies on Ottoman Transformation (1994) ■Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı (Kadıs as a legal and administrative figures in the Ottoman State) (1994) ■Türkiye İdare Tarihine Giriş (Introduction to the history of Turkish administration) (1996) ■Osmanlı Aile Yapısı (Family structure in the Ottoman Empire) (2000) ■Osmanlı İmparatorluğu'nda İktisadi ve Sosyal Değişim (Economic and social change in the Ottoman Empire) (2001) ■Osmanlı Barışı (Ottoman peace) (2004) ■Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek 1 and 2 (Rediscovering the Ottoman Empire) (2006) ■Kırk Ambar Sohbetleri (Kırk ambar conversations) (2006) ■Eski Dünya Seyahatnamesi (Travelogue of the old world) (2007)
Okuması ne kadar uzun sürse de bir o kadar keyifli bir kitap oldu benim için. İlber Ortaylı’nın belli zamanlarda İstanbul için yazdığın köşe yazıları ve makalelerinden oluşuyor kitabımız. Her bir yazı içerik olarak zengin, konu olarak merak uyandırıcı. Ayrıca detaylı ve ciddi araştırma ürünü olduğu aşikar. Dipnot, kaynakça olarak da zengin. Aynı anda farklı okumalar da yaptığım için, konu konu okumayı tercih ettim. Tavsiyem okurken önünüze bir İstanbul haritası açmanız, İlber hocamızın tarif ettiği semt, sokak ve güzergahlar üzerinde gezinmenizdir. Böylece farklı yıllarda İstanbul’da tur atmış gibi hissedeceksiniz.
Popülist tarihçi İlber Ortaylı’nın bilim adamı vasfını arka plana henüz atmamış olduğu yıllarda yazdığı makalelerden oluşan İstanbul konusunda çok faydalı bir kitap. İstanbul tarihini merak edenler için tavsiye edilebilir. Her ne kadar yıllar önce yazılmış makalelerin derlemesi de olsa, akışta bir problem yok, içerik tatmin edici.
Kitap hocanın çeşitli tarihlerde yazdığı yazıların derlemesinden meydana geliyor. Özellikle Istanbulda yaşayan okurlar açısından zaman-mekan algısını keskinleştiren bir eser.
Doğma büyüme fatihliyim ve utanarak söylüyorum şehri bilmeden yaşamışım senelerce. Üstelik tarihle ilgilenmeme rağmen. Bunda tabi ki kişisel sorumluluğum olmakla birlikte 20.yuzyilda şehrin geçirdiği plansız dönüşüm de etkili. Öyle ki insanın yaşadığı yerde daha önce yaşanmamış gibi hissetmesi bence kendiliğinden doğan bir şey değil. Velhasıli bu kitapta okuduğunuz her yazıdan sonra o bölgeye gitmenizi tavsiye ederim. Vakayi hayriyeyi agakapisinda canlandırmaniz, fenerde Moğol despinasinin yaptirdigi yaşayan ender Bizans dönemi kilisesini görmeniz, basarisiz İstanbul kusatmalarinda ölmüş Toklu Dede'ye uğramaniz, fatih camisine defnedilen midhat paşa ile Cevdet paşayı ziyaret ederek Tanzimati sorgulamanız gerekir. Kitapla birlikte yangınlardan daha çok nefret edeceksiniz ve üzerinde yaşadığınız o tek tip akvaryumun dönüşmeden evvel ki okyanus halini tadacaksiniz.
Bu kitabı okumak İlber Ortaylı ile 1 hafta sohbet etmek gibi...
Herkesin dilinde ayrı isim, ayrı renkte menkıbelerde yaşayan böyle bir şehir, evrensel bir sorumluluk yükler sahiplerine; bunu düşünebilen Boğaz rüzgarlarının bile bastıramayacağı kadar ter dökeceği açık.
Kapalıçarşı esnafı eşi bulunmaz adamlarıdır. Her devirde kendilerine göre yollarını bulurlar. Gelene geçene asılırlar, hem de her dilde. Bir hafta çarşıya otuz Finli turist gelsin, ertesi hafta Fince pazarlık etmeyi öğrenirler. İğneden başlayıp, deve yüküyle çıkmayan yoktur oradan, hiçbir zaman da olmadı.
Argo kadar evrenselliğe açık bir dil alanı zor bulunur. İtalyanların “facia”sı külhani argosunda “alırım façanı aşağı” olmuş. Ermenice “madik” yani hile; madik atmak olmuş. Çocuk ise ya Arapça “veled” ya da Ermenice “bızdık”
"Self-help" books prey on discontented people who feel disturbed by various but mainstream forms of suffering—for example, "meaninglessness," "uselessness," "loneliness," and so on. Yet these feelings do not come from the person themselves; they are created by society and then sold back to the person as something to be "fought" against. In this way, society invents both the enemy and the ally, staging a false conflict from which it profits. But a person whose dissatisfaction does not lie with suffering itself, but rather with the refusal to accept loss and pain—in other words, someone who finds peace and calm in carrying all these cursed labels instead of being disturbed by them, someone different and authentic—cannot be trapped by these methods. Consequently, such a person also does not take seriously those propaganda books that command what to do and what not to do.
Geçmişten günümüze İlber Hoca'nın İstanbul'a dair almış olduğu notların bir derlemesi niteliğini taşıyan bir kitap.
Kitabın dili oldukça yalın. Kitap hiç sıkılmadan ve anlamada zorluk çekmeden günümüz Türkçesi ile yazılmış. İstanbul semtlerine hakim biri değilseniz, açıkçası Google maps gibi platformlardan İstanbul haritasını takip etmenizi öneririm.
Kitapta eksik bulduğum nokta ise İlber Hoca'nın bazı notları halen 1980'lerden kalma, bu son baskısında okuyucuyu günümüz şartlarını da düşünerek bilgilendirebilirdi.
Bir İstanbul seyahati öncesinde başladım ve yolculukta devam ettim. İlber Hocayla sohbet ettiğini hissediyor insan okurken. Semtleri, yapıları tatlı tatlı anlatması bir tarafa, bir dünya başkenti olarak İstanbul’un önemini layıkıyla ortaya koyuyor. İlber Hoca’nın büyülü tarafı da bu ya dünyanın çeşitli yerlerinden karşılaştırmalı bilgilerle aktarıyor tarihi, bütün bir dönemi canlandırıyor adeta insanın gözünde.
Başarılı bir araştırma derlemesi ancak ticari amaçlı derlenmiş çünkü tüm bu araştırmalar çeşitli kaynaklarda yer almış. Başka bir deyişle bu içeriği hocamız halk ile ücretsiz zaten paylaşıyor. Ancak yayınevleri ücretsiz içeriği bile paraya çevirecek marifette. Ben Kronik baskısını okudum. Kronik yine de diğer yayın evlerinden daha temiz. Sayfa kalitesi çok iyiydi ama ben birkaç sene evvel almıştım. Hala öyle midir bilmem. Hocamın araştırmaları, tespitleri ve yorumları daima 5 yıldız zaten.
İstanbul aşıklarını hayran bırakacak kitaplardan biri, kesinlikle okunması gerekiyor. İlber hocanın İstanbul hakkında yazdığı makalelerin derlemesi olan kitabı okurken resmen bilgi bombardımanına tutuluyorsunuz. İlber hocanın çok bilgili olması ve herhangi bir konuyu anlatırken oradan oraya atlaması bunda bayağı etkili.
İlber Ortaylı’nın çeşitli yayınlar için hazırlamış olduğu içeriklerden İstanbul’la ilgili olanlar bir araya getirilerek bu kitap ortaya çıkarılmış. Dolayısıyla, halka popüler dille tarih öğretme kaygısı bu kitapta daha az hissediliyor. Kitabın dili daha derli toplu, daha ciddi. Benim için içerik olarak da oldukça yararlı oldu.
Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu, basının devlet eliyle yaratıldığı iki ülkeydi. Bu yüzden de yöneticiler, basın özgürlüğünün ne olduğunu kolayca anlayamadılar, basın yönetimin sesi olarak kurulmuştu, yönetimin dünya görüşünü anlatan, propagandasını yapan bir araç olarak anlaşılmalıydı.
Çok güzel, bir başlayınca kendiliğinden içinde kayboluyorsunuz. Yalniz kitapta istanbulda yaşamış ve yaşamakta olan tum halklardan bahsederken Kürtlerin en yoğun yaşadığı bu şehirde Kürt kelimesinin geçmemesini Ilber Hocaya sormak isterdim
Bitti. İstanbul'a dair akla gelebilecek tüm konulara biraz biraz değiniyor. Her biri ayrı ayrı ele alınıp kitap halinde anlatılabilecek konular bunlar. Ders anlatır gibi de değil. İstanbul'u gezerken yanımıza alabileceğimiz bir kitap adeta.
“İstanbul bütün insanlığın zenginliğidir. Sayfaları çevrilmekle bitmeyen bir kitap; seyrine doyum olmayan bir resimdir. Bu iki bin yıllık dünya metropolünü gözümüz gibi sakınmalıyız.” ~İlber Ortaylı
Sayesinde İstanbul’u mis gibi içine çekiyor insan. Sanki İstanbul’u gezerek dinledim kitabı.