Emine, Suat Derviş’in gazete ve dergilerde tefrika edilen ve onun edebiyat yolculuğunda mihenk taşları sayılabilecek Emine ve Sonu Güzel adlı romanlarından Yurdumun Işıkları ve Kadın Aşksız Yaşamaz isimli novellalarından oluşuyor. Emine, hem yazıldığı dönemin ruhunu yansıtması hem de genelde insan, özeldeyse kadın psikolojisine dair işaret ettikleriyle ayrı öneme sahip.
“Emine, savaş travmaları üzerine kurulu. Babası cepheden dönmemiş, annesi ve kardeşiyse evleriyle birlikte yanarak ölmüş bir kimsesiz Emine. Roman, savaşın yaralarını sarmaya çalışan bir toplumu ve Mütareke Dönemi İstanbul’u fonunda bu küçük kızın büyümesini anlatıyor. Savaş travmaları gibi, etkileyici finaliyle kadın özgürleşmesini, hiç yoktan bir kadının uyanışını konu edişi de Sonu Güzel ile kardeş kılıyor bu eseri.
Suat Derviş’in toplumcu gerçekçi dönemi Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır yahut İstanbul’un Bir Gecesi’yle başlatılır. Oysa Emine tüm bu sınıfsal uyanışı, mağdurun, ezilenin sesini duyurmayı şiar edinecek bir Suat Derviş’i müjdeliyor ta 1930’da.
Sonu Güzel ve Emine’nin tefrika edilişlerinden doksan yıl sonra yeniden dolaşıma sokulması heyecan verici.”
Suat Derviş İstanbul’da doğdu. Tıp profesörlerinden İsmail Derviş Bey’in kızı olan Suat Derviş, çocukluk yıllarında özel eğitim aldı. Daha sonra Kadıköy Numune Rüştiyesi’yle Bilgi Yurdu’nda eğitim hayatına devam etti. Konservatuvar eğitimi için ablasıyla birlikte Almanya’ya giderek piyano dersleri almaya başladı ve edebiyat fakültesine yazılarak felsefe derslerine yöneldi. Konservatuvar eğitimini bırakıp Almanya’daki çeşitli dergi ve gazetelerde yazmasıyla gazetecilik hayatı başladı. 1932’de Türkiye’ye döndükten sonra da Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Gece Postası, Yeni Ay, Tan gibi gazetelerde röpotajları, hikâyeleri, romanları yayımlanarak yazı hayatına devam etti. Reşat Fuat Baraner ile birlikte Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat Dergisi’ni yayımladı. Bu dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. 1944 tutuklamaları sırasında eşi Reşat Fuat Baraner’i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçesiyle yargılanarak bir yıl hapse mahkûm oldu. Ardından Paris’e giderek 1953-1961 yılları arasında Fransa’da kaldı. 1961’de Türkiye’ye döndükten sonra romanlarının yazımı ve yayınıyla uğraştı. Birçok ilke de imzasını atan Suat Derviş, yazı hayatına adım attığı Alemdar gazetesindeki “Hezeyan” şiiri başta olmak üzere, gerek farklı mahlaslarla gerek kendi ismiyle yazılmış birçok eseri geride bırakarak 1972’de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.
Uzun uzun doyurucu hikayeler, çoğu çok keyifliydi. Ben Emine’ye çok üzüldüm, onun yerinde olsam orospu olurdum ya, en temizi. Şadan’ın ( ne güzel bir isim.) hayatını dinleseydik oğlunun yerine.Cavide’nin yaktılar başını da kız da biraz pısırıktı zaten. Okuyun bence bebekler.