Bak oğlum, dedi. İnsan dediğin yozdur. Hem de Kayacık kayasından daha karadır yüzü. İnsan ne işe yarar? Bir boka yaramaz. Ama karga dediğin mübarek hayvandır. Onu bunu ayırmaz, bulduğunu yer. Sonra bak insanlar ceviz dikmez. Fenalık getirir diye. Halbuki en büyük fenalık kendinden çıkar.
Ahmet Büke, doğup büyüdüğü yerleri ve insanları günlük hayatları üzerinden ustalıkla anlatan öyküleriyle başta Sait Faik Hikâye Armağanı olmak üzere çeşitli ödüllere layık görüldü. Yeni öykü seçkisi Varamayan’a adını veren uzun öykü kırılgan ve saf Ahmet’in askerden eve dönüş macerasını, yol boyunca karşılaştığı güçlükleri anlatıyor. Sıla arzusunu, yersiz yurtsuzluğu, özlemi, kederi ve günlük hayatın kalbindeki tuhaflıkları gözler önüne seren bu öyküler yaşadığı topraklarla bütünleşmiş bir yazarın duru üslubu ve benzersiz gözlem yeteneğiyle öne çıkıyor.
1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun oldu. Ölümsüz Öyküler Yayınevi'nin düzenlediği 'Xasiork 2002 Kısa Öykü Yarışması'nda Kayıp Dua Kitabı isimli hikâyesi birincilik ödülüne layık görüldü. 2008'de Alnı Mavide ile Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, 2011'de Kumrunun Gördüğü adlı kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı. Öyküleri, e edebiyat, AdamÖykü, Özgür Edebiyat ve Patika dergilerinde yayımlandı. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.
okuduğum ilk ahmet büke kitabı. aslında deli ibram divanı'nı almıştım önce, ama bir ara kitapçıda gezerken gözüme iliştiğinde bunu da almıştım, ve ahmet bey öykücülüğüyle meşhur olduğundan bu kitapla başlamak istedim kendisini okumaya. malum, don quijote'yi okuyorum ve böyle "ağır" kitapları çantamda gezdiremiyorum. varamayan benimle iett otobüslerinde gezdi; sabah ofiste kimse yokken, ilk çayımı içerken bana eşlik etti.
gelelim kitaba. türk öykücülüğü konusu açıldığında etrafımdaki herkesin "tamam, yeter, anladık" diye göz devireceği bir kitap daha eklendi öveceğim öykü kitapları listesine. bir kelime bile fazlası olmayan -eksiği de olmayan- yalın dili, arada başvurduğu kelime ve ritim oyunları, her şeyi kör göze parmak anlatmayıp sezginize bırakmasıyla kalbimi çaldı adeta. incecik, ama dolu dolu, bazıları (ve bazı karakterleri) aklınızdan uzun zaman çıkmayacak dört başı mamur bir öykü kitabı varamayan.
bir de, kedi seven yazarları ayrı bir seviyorum.
favorilerim: varamayan ahmet, ateşe ne diyelim, insan ilişkileri ve buzdolabı.
Ahmet Büke, bizi uzun zamandır öyküsüz bırakmıştı. Neyse ki yine tam ihtiyacım olan bir zamanda son kitabı Varamayan, raflara "vardı" :) Büke'nin sanıyorum ki her seferinde farklı bir tarz denemesini seviyorum öykülerinde ama en çok kendi Anadolu'da geçen çocukluğumu bulduğum için seviyorum. İstanbul Türkçesi'nden farklı ve sadece eski tatlı anıları hatırlatıp bizi gülümseten kelimeleri öyküleri içerisinde görmek çok hoşuma gidiyor. Mesela bu kez "çörtük" kelimesini görünce gülümsedim çünkü bana en çok annemi hatırlatan bir kelime. Ve lisede her sabah önünde okul servisi beklediğim bakkalın ismi "Çörtük". İlk gençliğin gülümseten kelimesi.
Bu kitapta ise en çok Borlulu Ahmet'in hikayesini sevdim. Ahmet'in saflığına, naifliğine sarılmak ve onu varamadığı yolun sonuna ulaştırmak istedim koluna girip. Yavuz'a öfkelendim. Bence öyküyü güzel yapan şey bu. Sana yaşamı hatırlatması. Kendimi yaşamdan soyutlayıp yaşama adapte olamadığım bir dönemde ne iyi geldi bu kitap bana.
Ahmet Buke ilk okuyuşum değil, sevdiğim bir kalem kendisi. Bu kitabında da yanıltmadı. Borlulu Ahmet’ in naifliği herkesi yakalayacaktır diye düşünüyorum. 2020’de ilk okuduğum kitap olması şerefine ayrıca çok da mutluyum! Herkese keyifli okumalar!
İnanılmaz inceleme ve yorumlar okudum kitapla ilgili. Okumasam daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Kitaplar çıkar çıkmaz okuyamıyor olmamın tek artı tarafı, haklarında hiçbir şeyi de sıcağı sıcağına okumama avantajı olabilir. Bu yorum işi gerçekten organik bir mesele. Kurmacanın her okuyanda bıraktığı iz enterasan derecede farklı ve bence bu çok güzel bir şey. Ama çoğunda şu yanılgı oluyor. Kurmacayı gerçek hayatla karıştırıp yazara yüklenme durumu. Bu çok önemli bir mevzu ama aşamıyoruz nedense. Metinlerin içinde yazarı arıyoruz. Hikayedeki karakterlerin ruhunu alıp yazarın vücudunda görmeye çalışıyoruz. Bu konu uzar. Kitaba dönüş yapalım en iyisi.
Babamın kendi çocukluğu ile ilgili hikayeleri dinleyerek büyümüş biri olarak bu kitaptaki öykülerde özellikle Varamayan Ahmet öyküsünde belleğime tanıdık gelen detayları okumak nefisti. Babamdan dinlemek ayrı güzel tabii ama çağdaş bir yazarımızın kaleminden okumak bambaşka tad veriyor. Ahmet Büke'nin dili ve anlatımı diğer kitaplarında da olduğu gibi muzip ve etkileyici. Bu ikisini bir arada bulmak nadir edebiyatımızda. Kitapta farklı öyküler var. Tür olarak da içerik olarak da. Ben mesela Varamayan Ahmet'ten hemen sonra gelen kısacık ama çok etkileyici Eski Ağrı öyküsüne bayıldım. Kitabı iki bölüm gibi düşünecek olursak ikinci bölüm bambaşka tarzda öykülerden oluşuyor. Bence bu farklılık bir sonraki öyküde bizi ne beklediğine dair merak uyandırıyor. Çok severek okudum tüm öyküleri. Sırada Deli İbram Divanı var.
İnsan evini yolda bulur demişti, Ahmet abi evvel zamanda. Nedense bunu hiç unutmuyorum. Borlulu Ahmet'de insanın yüreğine dokunan bir yolculuğa çıkıyor. Ahmet abi de maharetini tren garlarına, yollara, insanlarına, oranın hikayelerine ve biricik batı egeme akıtıyor sızarcasına. Kursağımıza bir serinlik bahşediyor. Teşekkürler abi 🙏
Okuduğum ilk Ahmet Büke kitabı idi. Yazarın dilini beğendim. Kitaba adının bir kısmını veren öykü "Varamayan Ahmet" herkesin etkileneceği bir öykü.
Varamayan'da Ahmet'i yanına alıp evine götürmeye erkek sözü veren Yavuz'un bir döneklik edeceğini hissettirdi yazar (ya da bu benim önyargımdı, bilemiyorum), sonra sözüne sadık kalacağını hissettirdi, en sonunda da baştaki hissin doğru olduğunu gösterdi. Genel yaşamımdaki his-gerçekleşen-sonuç akışıma çok yakın olduğu için en etkilendiğim, sevdiğim öykü "Varamayan Ahmet" oldu.
Farklı tarzlarda yazılmış birçok öykü var kitapta. "Ateşe Ne Diyelim" ve "İnsan İlişkileri ve Buzdolabı" diğer favorilerim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
“Güneş epey yükselmişti. Pamuk ve buğday tarlaları göz alabildiğine uzanıyordu. Kocaman bir ovanın ortasında tahta barakalı, önü çeşmeli bir durakta Ahmet yapayalnızdı şimdi. Yürüdü. Elini yüzünü ılık suda yıkadı. Taştan yalağa saç arıları inip kalkıyordu. Bir tanesi birikmiş yosunlu suya düşmüş debeleniyordu. Islandıkça ağırlaşan kanatları koyuluğa doğru çekiyordu arıyı. Ahmet bir çöp aldı yerden, arıyı çıkarıp taşın üzerine koydu. “ Ahmet Büke ile son kitabı “Deli İbram Divanı” ile tanışmıştım ve gerçekten çok sevmiştim. Diğer kitapları da merak konusu olmuştu bende. Madem sondan başladım geriye doğru yolculuk edeyim bende dedim :) ve 2019 yılında Can Yayınlarından çıkan “Varamayan”öykü kitabını okudum. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk kısmı uzun olan “Varamayan Ahmet” başlıklı öyküsünü kapsıyor. İkinci kısmı ise daha kısa kısa öykülerden oluşuyor. Hepsi birbirinden güzel ama “Varamayan Ahmet” ile “İnsan İlişkileri ve Buzdolabı” bende ayrı bir tat bıraktı. “Varamayan Ahmet” öyküsü gerçekten muazzam. Ne desem az kalır.
Yetenekli ve dolu dolu bir yazar ama her yazar gibi her yazdığı iyi değil Ahmet Bey'in. Normalde olsa bir sıkıntı olmaması lazım bunun, ama tutup da her yazdığını kitaplarına koyunca bunu biz de fark ediyoruz. Acaba bu kadar yetenekli olduğunun mu farkında değil, yazdıklarının hangi yarısının iyi olduğunu mu bilemiyor, etrafındakilerin gazına mı geliyor bilmiyorum, bu okuduğum ikinci kitabı ve elimde yine, yarısının elenmesinin uygun olacağını düşündüren bi kitap var.
Tabi bu biraz hüsnü talil oldu. Bir kere duyulan ve nasıl olsa basıldıkça satılacak bir isim olduğu için, zamanı gelmeyen kitapları piyasaya sürmenin asıl sebep olduğunu bilmiyor değilim. Herhalde bir daha, en azından, "Seçme Eserleri" filan gibi sonradan derleme filan olmazsa okumayacağım Ahmet Büke'yi. Kendisi tabii çok üzüldü bu duruma.
Kitabı 2 farklı şekilde ele almak lazım. İlk öykü olan "Varamayan" kitabın yarısını oluşturuyor ve mükemmel bir öykü. Bitmesine üzüldüğünüz hikayeler olur. Varamayan da varamadığınız bir durak gibi uzaklaşıyor sizden. Uzatıp roman yazsaydı keşke dedim çünkü "Varamayan Ahmet" pürüpak bir karakter. Kitabın diğer yarısından çok bahsedemiyorum çünkü yazılmak için yazılmış, sayfa doldurulmak için eklenmiş gibi geldi. Yazar belki doğa sevgisi, taşra kokulu öyküler eklemek istemiş ama anlaşılır bir tarafı yok. Hayvanlarla konuşma olayı yeni yazılmış bir kitap için müthiş bir keşif değil maalesef. Daha özgün ve anlatımı kuvvetli hikayelerle harika bir öykü kitabı çıkabilirdi. İlk kısım hatırına okunabilir.
"Güncel müdahalelerde bulunmak için hafızayı diri tutmak varken, 2002 sonrası Türkiye’sinin travmasını bu yaşanmışlığın hafızasını silerek atlatmak, geçmişe giden bir trene binerek 'good old laik days'e dönmek mümkün mü?"
Ahmet Büke'nin okuduğum ikinci öykü kitabı. İlkini pek beğenmemiştim, yine de farklı bir şeyler görmüş olmalıyım ki bir öykü kitabını daha okumak istedim. Yazarın -sondaki birkaç öykü dışında- dili ve anlatımı takdire şayan ama o kadar. Öyküler genel olarak vurmuyor.
Kitaba adını veren Varamayan Ahmet isimli uzun öyküde okuru o kadar yükseltiyor ki Ahmet Büke, kitabın geri kalanından da aynı ritmi bekliyorsunuz. Ancak kitabın kalan kısmındaki öyküler biraz daha inişli çıkışlı. Genel olarak çok keyifli bir okuma deneyimi sunuyor kitap, ancak daha doğrudan anlattığı hikayelerin çok daha başarılı olduğunu söyleyebilirim.