Binlerce yıldır kullanılan kadim dilek dileme yöntemleri nelerdir?
Hangi mevsimlerde hangi ritüellerle niyetler atalara bildirilir?
İçsel kuvvete nasıl sahip olunur?
Doğum tarihine göre kimler hangi coğrafyada yaşamalıdır?
Erk hayvanları, rehberlik edeceği insanı nasıl bulur ve neyin haberini verir?
Dış doğa ile insanın iç doğası arasındaki kusursuz benzerlikler nelerdir?
Dışarıdaki doğayı değiştirerek, insanın iç doğasını değiştirmesi mümkün mü?
Yazgı değişir mi?
Hangi yazgıyla dünyaya geldiğimizi nasıl öğrenebiliriz?
Her şey ruhlu mudur?
Kara düşünceler neye mal olur ve nasıl temizlenir?
12 Hayvanlı Türk Takvimi’ne göre hangi burç hangi kokuyla şifalanır?
Parfümler, kokuyla ilhamlanmayı unutturdu mu?
Binlerce yıldır doğayla ve doğanın iyeleriyle uyum içinde yaşayan Şamanlar, kadim öğretilerinin rehberliğiyle hayatı yeniden şekillendirmenin yollarını iyi biliyorlar ve kusursuzca uyguluyorlardı.
Türkçede ilk kez gerçek bir Türk Kham’ın kaleme aldığı ŞAMAN AYNASI, sadece çevresel hayatı güzelleştirmeyi değil, içsel olgunluğa erişmenin ritüellerini ve geleneklerini de ayrıntılı ve açıklayıcı biçimde ortaya koyuyor.
Dileklerin gerçekleşmesi de, mistik güçlerin artması da mümkün... Yeter ki doğru zamanda, doğru şekilde, doğru ritüeller uygulanabilmiş olsun.
Atalar, doğanın aracılığıyla her an insanoğluyla temas halindedirler.
Kham Asu Mansur'un şamanizm hakkkındaki bu ikinci kitabı, ilk kitap olan Şaman Gözü'ne nazaran daha çok kişisel gelişim kitabı gibi. İlk kitap günlük hayatta reel olarak işimize yarayacak daha fazla bilgi içeriyorken bu kitap iç dünyamızı dengelemek için gerekli olan bilgileri vermeye çalışıyor. Bunun sonucu olarak da karşımıza sık sık “Bunu yaptığınızda x’inizin daha farklı olduğunu farkedeceksiniz” gibi cümlelerle karşılaşıyoruz. Ancak şamanizm’in özünde (elbette benim kavrayabildiğim kadarıyla) bir dinden ziyade tabiatla uyum içinde yaşamayı öngören bir düşünce sistemi olduğu kabul edilirse öğretinin temelinde kişisel gelişim zaten doğal olarak mevcut. Bunun dışında kitabın en çok hoşuma giden kısmı bugüne kadar alt anlamını bilmeden kullandığımız onlarca kelime veya deyimin Türk töresine ait kökenlerini öğrenmek oldu. Yayan yürümenin ayak anlamına gelen “yayak” kelimesinden, bunalmak tabirinin kötü düşünce-kötü enerji anlamına gelen “bun” kelimesinden türetilmesi gibi. Ancak ne yalan söyleyeyim her iki kitapta Şamanizm ya da Kham’lıkla master seviyesinde ilgilenenler için. Benim gibi başlangıç seviyesinde ilgilenenler ve ruhunu arındırmak, doğadaki hayvanını, elementini öğrenip buna göre yaşamak isteyenler için biraz ağır, hatta ne bileyim biraz da korkutucu. Umarım Asu Mansur ilk fırsatta yeni başlayanlar ya da ilgilenenler için rehber yada el kitabı şeklinde kademe kademe ilerleme seviyeleri içeren bir kitapçık yayınlar ya da ritüllerin sıra ile indexlendiği bir internet sitesi ya da onun gibi bir şey açar. Okuduk, bir nebze de olsa faydalandık. Kut’lu olsun.
Sarangerel, Jean Paul Roux gibi kadim Türklerin hayatını ve kültürünü araştıran yazarların kitaplarında vergulanan şuydu: Türklerin en eski kültürü animizm ve doğa üzerine kuruludur. Yine Akay Kine de (Altayların ruhani lideri) bunu sözleriyle doğrulamaktadır. İşte bu kitap, neden böyle söylendiğini en ince detaylarıyla açıklayıcı nitelikte. Kendimizle ilgili çok şey öğrendim.
Fakat tek eleştirim, bu kadar iyimserlik veya pozitiflik neden? Demek istediğim, dünyada herşey bir denge üzerine kurulu. Örneğin; hayvanlar iyi oldukları kadar aralarında da bir mücadele var, yemek yemek veya su içmek insana mutluluk verir fakat fazlası rahatsız eder, güneş ışığının insana faydası vardır fakat uzun süre maruz kalındığında zarar verir,...vs. Kitap, insanı sürekli pozitif olması gerektiğini öğütlüyor. Yani sürekli mutlu olma, iyilik yapma, pozitif düşünceler gibi gibi. Ben bu düşünceyi sindiremiyorum. Eğer dünya denge üzerine kuruluysa insan da dengeli olmalıdır. Sürekli iyilikten, güzellikten, mutluluktan, doğruluktan bahseden kitaplar ve hatta insanlar bana samimiyetten uzak geliyor.