Babasini hic tanimayan, baba ve koruyucu ozlemini, usta-cirak, baba-kiz, ogretmen-ogrenci iliskisi kurdugu bir yabancida gideren Suna; babasinin yerine bir yabanciya hayranlik duyan otelci genc Ciko; oglunu hic gormemis, kendi dunyasinda bogulmus bir kayip baba, Orson Cezmi; babasini eski bir filmde, Istanbul'un sakli koselerinde kendi icsel yontemleriyle arayan Metin; oglunu yalanla buyuten, butun hayatini bir yalan uzerine kuran Behice; Orson'un garip dunyasini paylasan set iscisi Riza; asla kesismeyen paralel yasamlarinda mutsuzluklariyla yogrulanlar; ve bir insanin, herkesin zihninde farkli olusan portresi. Yekta Kopan, acimasiz bir yalan ve aldatma uzerine kurdugu romaninda gec kalmis bir hesaplasmanin tanikligini yapiyor. Bastan sona bir film gibi akan, fondaki yagmurla, eski filmlerle, unutulmus sarkilarla butunlesen ve icinden akan huzunle cogumuzun yasamina izdusumler salan Icimde Kim Var, farkli bir baba-ogul hesaplasmasi. Roman, kimin daha yalniz oldugu sorusuna yanit ararke
Yekta Kopan (d. 1968, Ankara), Türk yazar, seslendirme sanatçısı ve televizyon sunucusudur. Sesi Jim Carrey, Michael J. Fox, çizgi film karakteri Sylvester ve Buz Devri (film) animasyon karakteri Sid ile özdeşlemiş bir seslendirmecidir. Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri adlı öykü kitabı 2002 Sait Faik Hikaye Armağanı'na, Bir de Baktım Yoksun adlı öykü kitabi ise 2010'da hem Haldun Taner Öykü Ödülü’ne, hem de Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne değer görülmüş bir öykücüdür. NTV televizyon kanalında her gün yayınlanan “Gece Gündüz” adlı kültür-sanat programının sunuculuğunu yapmaktadır.
Daha önce birkaç tane Yekta Kopan kitabı okumuştum. Yekta Kopan’ın tarzını seviyorum. Bu kitap farklı olarak bütün bir hikayenin ayrı ayrı parçalarını okuyoruz. Hepsinin ortak noktası olan ise bir adam ve bir film. Ve evet ilk fırsatta Yurttaş Kane filmini bir başka gözle izleyeceğim.
Kitapta filmler var -Yurttaş Kane özetine bilhassa dikkat çekmek isterim-, kitaplar var, yazarlar var, çizgi romanlar var, şarkılar var hatta ressamlar bile var ama ne yok biliyor musunuz? Kurgu yok. Sanki bahsettiğim unsurları birleştirmek için araya birkaç karakter konmuş ama o kadar zorlama olmuş ki...
Kitaplar için genelde bu cümleyi kurmam ama bu sefer kullanmak istiyorum: Benim için zaman kaybıydı.
yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve beklentim neden bilmiyorum aşırı düşüktü. lakin yağmurla ilgili olan satırları okurken özellikle, yekta beyin "gördüüüün müü" diyerek çocukça nanik yaptığını filan hissettim. ağzımın payını pek güzel aldım yani :) kesinlikle devam edeceğim kitaplarını okumaya
Yekta Kopan bir kitabı ile tanıdığım sonra da her kitabını okurum dediğim yazarlardan biri. Yola bu niyetle çıktım ve ilk alışverişimi yaptım. Nasılsa her kitabını okuyacağım diyerek o an sitede hangi kitaplar varsa ekledim. İçimde Kim Var da işte o alışverişimden bir kitap.
Kitabımız, İçimde Kim Var, tamamen bir aile hesaplaşamamasını anlatıyor aslında. Bizim topraklarımıza yabancı bir konu değil. Eski Türk filmlerinde sıklıkla görebileceğimiz bir konu. Yürümeyen evlilikler, babalarından habersiz çocuklar, gerçeklerin konuşulmadığı aileler ve geç gelen itiraflar... Aslında kitap tamamen bu kadar.
Kitapta bir karakterimiz var, Orson Cezmi. Ondan bahsetmeden geçemeyiz. Herkes için farklı biri olan tek karakter. Tabiri caizse ortada bir hamur var sanki, hamur Orson Cezmi elbette ; herkes o hamurdan parçalar alarak kitap boyu bize bir insanı anlatıyor. Kitabımızın ismi aslında biraz soru gibi, İçimde Kim var? Hangisi benim, gerçek ben?
Bu kitap için biraz eleştiri yapmak istiyorum. Bir kere başlarken bir bence gereksiz uzamış bir yağmur betimlemesi var. Kitapların başlangıçlarına çok önem veririm, hatta ilk cümlelerine. Burada da etkili başlamışken uzaya uzaya yağmur konusu biraz sıkıyor. Zaten genel çerçevede dediğim gibi çok klasik bir konu. Bu konuyu daha etkileyici anlatabilirdi Yekta Kopan. Kaldı ki genel bir konu ancak sonuç yok. Bazı bölümler çok ortada kaldı, bazı nedenlerim cevapsız kaldı. Anlamlandıramadım.
Bir diğer eleştirimi yazım biçimi için yapacağım. Çok fazla paragraflarca ayrılmış kısım vardı, noktalama işaretleri çok göze çarpıyordu. Orantısız bir düzen vardı kitapta diyebilirim, gözlerim bu düzene alışamadı.
Yekta Kopan’ın kalemini artık tanıyan biri olarak kendisinin en sevdiğim yönü her kitabında mutlaka bir şarkı, bir film bırakması bize. Bu kitapta ise karakterlerine verdiği meslek gereği bolca önerisi var. Hepsine kendime not ettim tabii ki.
Son olarak eğer yazarla tanışmak istiyorsanız bu kitabı tercih etmeyin derim. Çok yüzeysel kalacağı için tekrar okumakta tereddüt edebilirsiniz. Aile Çay Bahçesi, Sıradan Bir Gün daha güzel tercihler olacaktır.
Babasını tanımayan bir evlat, evladını tanımayan bir baba, annenin evladından gizlediği gerçekler etrafında birbirine değmeyen ama paralel hayatlar… eski filmler ve eski şarkılar eşliğinde çok güzel bir anlatım. Yekta Kopan hep çok güzel bir tat bırakıyor… Okumaktan hep keyif aldığım bir yazar.
“İnsanın var olmayan şeyler hakkında, var olanlardan daha çok şey bilmesi ne gizemli değil mi?”
“Kaç kere başlanabilirdi ki tek sonu olduğu bilinen bir hayata?”
“ Gökkuşağı: dünyanın en eski, en renkli, en ulaşılmaz, en bilinen, en büyüleyici yalanı. Başka hangi yalan, herkese eşit uzaklıkta durmayı başarabilir ki? Başka hangi yalan, altından geçebileni ömrü boyunca mutlu edeceğine inandırabilir ki? Gökkuşağının yalan olduğunu bildiği halde, hatta tam da bu nedenle aranır durur aşık. Çünkü… bu kadar güzel olabiliyorsa bir yalan, aşkta güzeldir.”
“ Bütün oğullar bir gün hesaplaşmalıdır babalarıyla.”
“bu kadar onun tuğlalarıyla örülmüş bir binanın, yine onun elleriyle yıkılmasına neden şaşırıyorum ki şu anda”
“Doğrusunu bulmadan yanlışını silme”
“Zaman, ardında bir uçurum olduğu bilinen bir tepeye doğru yürüyor, dur diyenlere aldırmadan”
“Şu adsız ağacın hangi dalı olurdun sen Orson Cezmi; gövdesi olma seçeneğini elinden alsalar”
“Gitmişti.. bütün duygulardan oluşan bir gökkuşağı vardı içimde.. Altından geçip dilek tutmak istediğim ama asla ulaşamayacağımı bildiğim bir gökkuşağı..”
“Gençlik denilen porselen biblo kırılana kadar, annesinin hayat rafında nasıl durduğunu bilmek istiyor”
“Hafıza duvarının sıvaları döküldükçe, binanın kuşku tuğlalarıyla inşa edildiği ortaya çıkıyor”
“ mektupların günler boyunca benimle dolaşıyor bir elimde okuma gözlüğüm bir elimde mektubun oda oda geziniyorum evin içinde sanki farklı yerlerde okuyunca yazdıkların da değişecekmiş gibi”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Orson Welles'in Yurttaş Kane'i ile açılıyor kitap, çocukluğa özlem ile birlikte yoğuruluyor hamuru. Farklı karakterler, tek bir öykü gibi gözüken bir çok öykü, güzel bağlanış ve dokunaklı bir kitap. Farklı karakterlerin öyküleri pamuk ipliği gibi bağlanıyor gözükse de, fena halde iç içeler. Yazım dilinde hissedilmeyen bu bağ, kişilerin hislerine yoğunlaştığınızda adı konmamış bir sadakate dönüşüyor. Sonra insan kendine soruyor işte, içimde kim var? Farklıydı, bir film ve bir şarkı üzerine çıkılan kitap, bir anda aile dramına dönüştü.
iç içe geçmiş ayrı öyküler gibi, ama tek bir öykü varz okuduktan sonra Vatandaş Kane filmini izlemek zorunda hissedeceksiniz. kitabın sürekli bir merak uyandıran yanı var. Yekta Kopan'ın okuduğum ilk romanı.
Yazari genel olarak begenmeme ragmen, kitabi begenmedim. Cokca ‘edebiyat paralama’ var, cinsellik gibi anlatima katkisi olmayan ve bayagi duran konulara cokca yer vermis, cok daginik.
İlk defa bir Yekta Kopan kitabı okudum, pek bir beklentim de yoktu üstelik ama hem edebi açıdan, hem kurgu ve konu anlatımı açısından çok çok beğendim. Karakterler, iç düşünceler, duygular o kadar gerçekti ki, evet diyor insan, bu kişi yaşıyor olsa ancak böyle konuşur...Kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım.
"Kentli insanların ruh halini öykülerinde içtenlikle aktaran... " gibi bir cümle var Kopan için kitabın arka kapağında.
Gerçekten de taşra ya da kırda yaşayanların öyküleri yok Kopan'ın kitabında. Birbirine teğellenmiş öyküleri birleştirip uzun ve çok paraçalı bir öykü/roman yazmış Kopan.
Orson Welles'in başyapıtı Citizen Kane ile ilişkilendirilmiş bir hikaye, ama aynı zamanda Yeşilçam simeması, Cüneyt Arkın'ım Kara murat'ı, Zagor ve Çiko, 12Eylül, aile denilen kurumun içine sızmış faşizm görüngüleri, Türkan Şoray, Bülent Ortaçgil şarkıları ve bol bol da yağmur var kitapta.
Rıza'nın anlattıkları çok duygusal ama okurken en çok "yazmış lan adam" dediğim bölümler, yağmur ile ilgili olanlardı.
"Ağlamıyorum ulan... İçim ürperdi, ondan sulanıyor gözlerim... Bir de dedim ya, katarakt... Senden mi çekineceğim be, ağlıyorum işte...sana değil ama, seni her hatırladığımda aklıma düşen günlerime...hem keyfimize hem sefaletimize... senin bir türlü kabul etmek istemediğin sefaletimize...kabul etmiyordun çünkü yalancıydın... kendine bile yalan söyleyip bütün o hayatı pembe görecek kadar yalancıydın... bana hakaret etmeye mi geldin buraya kadar ayaklarına yatma, daha söyleyeceklerim bitmedi..."
Yekta Kopan harika bir öykücü ve romancı. Dile çok hakim, yazarken kahramanlarına dönüşerek yazdığı çok belli. Bu kitapta bir annenin oğluna yazdığı mektuplar var mesela, ancak bir anne yazabilir dersiniz o satırları. Bu okuduğum ikinci kitabı, her satırını yudum yudum içerek okudum. Müzik, sinema, edebiyat hepsi bir aradaydı. Tüm eserlerini okuyacağım.