sonlarını geçerek okudum yine de en sonu tebessüm ettirdi. derviş zaim'in filmlerine özellikle tabutta rövaşata'ya ve oradaki sarı fularlı kadına karşı hiç de boş değildim. bu kitaba da başlarken çok heyecanlıydım hatta anlamadığım şeyler olur altında ezilirim diye korkuyordum, muhtemelen olmuştur. bitirmeye yakın bazı isimleri araştırmam gerekti, onların üstüne düşünüp kendisiyle bağ kurma ihtiyacı hissettim. birazdan kendisinin röportajlarını deşeceğim. kıbrıs sorununu ele almış kendisi de kıbrıs'ta doğmuş. sonra orada reggae ile bağlantısını göstermiş, bunu da bilmiyordum. neyse kısacası güzel cümleler, eleştirel ve didaktik öğeler beni hoşnut etti. güzel kelime oyunları da vardı. en hoşuma giden de varoluşun, gerçek dediğimizin cambazlığını yapması. hayat budur ya. şizofrenik bir hikaye gibi geldi bir de. sonra bir yerde kaşımak iyidir ama ayarında gibi bir laf gördüm. sanki her şey ayarında, her şey yazdığı gibiydi. okuyucu yazar tarafından oluşturulduğunu fark ederse n'olur? fark etmemişlerle arasındaki güç ilişkisi nedir?