Yılmaz Şener, Kör Adım romanıyla matematiği hasıraltı etmemiş yazarlardan olduğunu gösteriyor. Merak uyandıran kurgusu, nefes alıp veren karakterleri ve okuma iştahını açan diliyle başucu kitabı hâline gelecek bir eser vadediyor okuruna. Başkahraman dönüştükçe dil de dönüşüyor. İlk okunduğunda önemsiz gibi görünen ayrıntılar roman ilerledikçe bir yapbozun parçaları gibi boşlukları dolduruyor. Faili meçhul bir cinayetle hayatı değişen bir çocuğun büyüyüp olgunlaşma sürecini ve doğduğu topraklara geri döndüğünde başına gelenleri konu edinen Kör Adım okuru fethedecek bir roman.
“Güneşin yeniden doğması başka bir günü getirmiyor, sadece dünü uyandırıyordu. Yarını olmayan tek yapraklı bir takvimin içinde oyalanıyorlardı. Zaman burada geçmiyor, çürüyordu. Çürürken de içinde oyalanan her şeyi kendisiyle beraber çürütüyordu. Bazen güneş bile çürüyordu buralarda. Asılı kaldığı yerde, dağların arkasına saklanana dek, sahip olduğu ışığıyla çürümüş bir koku yayardı.”
“Aylardan eylül , günlerden çarşamba, saat günü yarılamak üzere” Ve Ömer sustu o sırada. Sanki birisi açtı heybesini de boşalttı içindeki kelimeleri. Aynadaki görüntüsüne bir yabancı artık. Öyle içi çekilmiş renklerden.. Aylardan eylüldü. Günlerden çarşamba. Ve gün saatle yarılanmaktaydı. Bir Ömer vardı, bir Mehmet. Biz bildik kim Ömer kim Mehmet. Bilmek kafi gelmedi. Yılmaz Şener de tam da açık etmedi sırrını. Küçük bir çocuğu büyüttü, bir anı koydu aklına, ayaklarını sürüdü kiraz bahçesine. Biz de peşinde.. . Kurgusu ve yalın dilini çok sevdim ‘kör adım’ın. . Bir alıntı daha bırakayım : ‘Kim bilir belki evren de birinin patlatan öfkesidir’ . Kapak tasarımı ise Hamdi Akçay çalışması.
Bir Mehmet tanıma yolculuğu.. Adını bilmediğimiz ama tahminen doğuda bir nahiyede, bilmediğimiz bir tarihte yine muhtemelen 90lı yıllar civarında, pek çok Mehmet 'in içinde bir Mehmet tanımaya çalışıyoruz. Mehmet, okuma yazma öğrenirken de oradayız, ilk kalp çarpıntısında da, ilk günahının da şahidiyiz, ilk harcanışının da... Son derece sade bir anlatımla, aralara dozu hafif aşan argo değil, küfürlü diyalogları ile güzel bir tanışma kitabı. Derdi, kurgusu, anlatımı asla pişman etmeyecektir. Yeni bir yazar tanıyayım, pişman olmayayım, ülkemden kesit kesit kurguya giydirilmiş, konuşmadığımız gerçekler satırlara dökülmüş olsun derseniz, buyursunlar. Keyifli okumalar diliyorum!
Fazla agresif ve kaba bir dili var. Çok sürükleyici bir kitap ve bir insanın bütün bir ömrünün anlatıldığı kitapları severim tek hoşlandığım kısım bu oldu. Baş karaktere hiç ısınamadım ki eğer sokakta onu görsem yolumu değiştireceğime eminim.
Çok etkileyiciydi. Sonlara doğru neredeyse bir polisiye temposu yakaladıkça daha da çok etkilendim. Hakîm abinin sahibi olduğu kiraathanenin fatıh gezerin ölüler kıraathanesindeki hakim abi olduğuna eminim ama ispat edemem :)
Dürüstlük ve nezaket arasındaki dengeyi bozmadan ve haddimi aşmadan fikrimi bildirme gayretinde olacağım, sürç-i lisan edecek olursam affola. Bence, bunu da yazıyım havalı olur, şunu da böyle diyim havalı olur diye edebi dokunuşlardan yoksun bırakılmış, kurgusu basit ve orjinallikten mahrum, üslûbu lezzetli olmak bir yana rahatsız edici ve ömrümün bir kaç saatini boşa harcamama sebep olan bir kitap.
Oldukça iyi bir kurgu olmasına rağmen maalesef içinde kendime yer bulamadığım ancak faili çok belli bir cinayetin çözülememesinin oldukça sinirlerimi bozduğu bir roman. Mehmet’in Ömer olmasına Ömer’in Mehmet’e geri dönüşüne ise bayıldım. Polisiyeye selam etmesek de olurmuş dedirtti.