Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 208 p. Editör : Eren Abaka 15 Subat 1992 Kar sevincinin orta yerinden yokus asagi kayan iki çocuk; Sevgi ve Baris. Findik kadar bir ümide tutunup el ele tutusan iki sevgili; Emek ve Emin. Birini sevmekle birini kaybetmenin arasinda iki arkadas; Mert ve Nida. Ayni evde dogan birbiriyle alakasi olmayan iki kardes; Eda ve Seda. Ayni yollardan geçen farkli insanlardilar... O gün ayni anda ‘kar tutulmasi'nin gölgesinde kaldilar. --- "Umut hiç yok yani," dedi. Alayci bir gülümseme yerlestirmek istedim yüzüme ama yapmadim. "Bilakis umut hep var ama özgür olmak istiyorsan, umut etmeyi birakmak zorundasin."
Kitap grubum vesilesiyle okuduğum bir kitap oldu. Kitap 90larda İstanbul’un bir mahallesinde yaşanan olayı farklı karakterler üzerinden anlatıyor. İlk karakter Emek Yılmaz beni süründürdü, onun negatifliği (ki hikayesine uygundu) beni bitirdi. Sırf depresiflikten hemen kurtulayım diye kitabı başladığım gece bitirme kararı aldım, grup olmasa yarım bırakırdım. Neyse ki kitap Emek’le devam etmedi ve mahallede oturan dördüncü sınıf öğrencisi Sevgi’ye geçti. O kısımda beni rahatsız eden 4. sınıfa giden bir çocuğun üniversiteye giden bir delikanlıyı tanımlarken “parlak” demesi. Burada neyi kast etti anlamadım geleceği mi parlak, yakışıklı mı muamma. Bence o yıllarda o yaşta bi çocuk yansıtıldığı masumlukla o kelimeyi kullanmazdı, absürt geldi. Sevgi’den sonra sırayla Mert ve Eda’yı dinledik. Bu arada yaşanan olay okuyucuya değil direkt olarak hakime anlatılıyor. Okuyucuya anlatılması bana daha makul gelirdi çünkü hakime karşı bir şey anlatırken doğum anından başlamayız herhalde? En sonunda da olay sonrasında yaşananları öğreniyoruz. Kitap bana çokça yeşilçamvari gerçek kesit havası verdi. Evet dili sade, akıcı, okuması oldukça kolaydı ama bana göre değildi. Dürüst olmak gerekirse kitapevine gitsem ne arka kapak yazısıyla ne de elime alıp incelediğimde bu kitabı satın almazdım. Kötü veya iyi olduğu için değil beni kendine çekmezdi.
Neyran Günüçer'in son kitabı Kar Tutulmasını da az önce bitirdim. Olaylar çok karlı geçen 1992 yılının Şubat ayında, Bostancı'da geçiyor. Aynı mahallede yaşayan, hayatları bir şekilde birbirine değen bir grup insanın hikayesini anlatıyor Kar Tutulması. Ya da ilk bakışta öyle gözüküyor da diyebiliriz. Çünkü hikaye açıldıkça, bunun basit bir hayatların birbirine değmesi durumundan daha çok, kaderin bu insanlar için ağlarını büyük bir sabırla, uzun uzun ve karmaşık bir şekilde ve de tahammüden örmesi vakası olduğu anlaşılıyor. Anne ve babasını bir trafik kazasında ansızın kaybederek bu hayatta yapayalnız kalan Emek. Beklenmedik bir anda geçmişten çıkıp, en doğru zamanda Emek' in karşısına çıkan lise arkadaşı Emin. Aynı kızın etrafında düğümlenen iki dost Erkin ve Mert. Isimleri birbirine tunç kafiyeyle bağlı olmasına rağmen birbirinden nefret eden iki kız kardeş Eda ve Seda. İki küçük komşu çocuk, isimleri birlikte kullanıldığında cümle içinde birbiriyle şahane uyumlu duran Barış ve Sevgi, anneler, komşu teyzeler ve pembe vosvos. Sevgi üstüne, kayıplar ve kaybetme üstüne, sevgi, dostluk ve arkadaşlık üzerine bol olaylı bir kısa roman Kar Tutulması. Keyifle okudum kendisini. Ama yazarla tanışmak için en doğru romanı değil.
Aslında bitireli 4-5 gün oldu ama elim yazmaya gitmedi bir türlü. Okurken de böyle okudum. Toplantıdan önce bitirebildim en azından. Bazı fikirler, cümleler güzeldi ama bütün olarak sevemedim ben. Neyse ki kolay okunan, akıcı bir yazım tarzı var. Sanırım İstanbul'da yaşayanlar için daha keyifli olmuştur. Çok canlı bir mahalle resmi çizilmişti. Bir de isimlerle oynanması benim hoşuma gitmiyor sanırım. Edebiyat ögretmeninin Menkıbe Uyak olması gibi. Kitabın sonu ise bir koşturma içinde geçti. Bir sürü soru işareti, Türk filmi tadında bağlantılar.