Bir kültür mahkemesi olsaydı, bu yayınevi ve bu çevirmen mahkemeye verilebilirdi, böylesine rezalet bir çeviriye hiç denk gelmedim; belki biraz türkçeden çok arkaik bir osmanlıca ile çevrilen Schopenhauer kitapları bununla rekabet edebilir, çeviri kepazeliğinde.
Çevirmenin kendisinin kitabı okuduğundan şüpheliyim, kendisi çevirmemiş de bir çeviri programı kullanmış, ve çok hızlıca bir redaksiyon okuması yapıldığı yönünde ciddi kuşku oluştu bende. Örnek mi? “Akademik Edebiyat” nedir? Ben daha önce böyle bir tanım duymadım. Ama tabii ki “academic literature” karşılığı kullanılmış. Ya da, başka kültürülere ait iki farklı tanrısal figürün özdeşliii anlamında “identity of X and Y” , “X ve Y’nin kimliği” olarak çevrilmiş. İnsanları, bir felsefe, edebiyat dili olarak Türkçeden iyice uzaklaştırıyorlar. Artık orjinal kaynaklara ulaşmak için servet sahibi olmaya gerek yok ki; böyle berbat çeviriler varken insanlar niye Türkçeden okusun ki…Maalesef bu kitabın İngilizcesini bulamadım..
Kitabın kendisine gelirsek; berbat çeviriden çıkarsayabildiğimiz kadarıyla çok ilginç şeyler anlatıyor. Mitsel figürlerin, öyle gökten zembille inen, statik, sabit karakterler olmadığını, antik şehirler gibi farklı katmanların üst üste binmesiyle uzun zaman içinde oluştupunj iyi örnekliyor. Dionysos’un nasıl çağlar boyunca katman katman oluşan çok düzeyli bir karakter olduğunu ortaya koyuyor. Pekçok farklı kültürden, yani zoe ve bios olarak, yokedilemeyen ve geçici bireysel yaşamın diyalektiğini dile getiren benzer tanrısal figürlerin bir üst üste binmesi olduğunu anlıyoruz. Ancak kitabın ikinci yarısı bu ana temadan uzaklaşıp, çok detaylı arkeolojik spekülatif analizlere sapıyor ve aşırı sıkıcı olmaya başlıyor.