What do you think?


Meyra - Bir Bosna Hikayesi: İncir Kuşları'nın Yazarı Sinan Akyüz
"Son günlerde," diye konuşmasını sürdürdü Meyra, "bir duygu her karanlık çöküşünde gelip yakama yapışıyor. Onu yenmek için bir şeyler yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Bazen korkum ve üzüntüm birbirine karışıyor. Sabrım, bütün korkularım, belirsizliklerim ve acılarım. Hepsi sanki bu duyguda bir araya gelmiş gibi. İşte o zaman aklıma sen geliyorsun, seni düşünüyorum. Özellikle de akşamın o ilk saatlerinde..."
Bir Bosna Hikayesi, Avrupa'nın orta yerinde, bütün dünyanın gözlerinin önünde gerçekleşen 20. yüzyılın en büyük trajedisine, Bosnalı Müslümanların soykırımına odaklanıyor.
Tamamen gerçeklere dayanan kişisel hikayelerden, acılardan yola çıkan Sinan Akyüz, sadece siyasi meseleleri etkili bir biçimde ortaya koymakla kalmıyor, mikro düzeyde iki insan arasında -komşu, arkadaş, sevgili, akraba- oluşan duyguları da ustalıkla gözler önüne seriyor.
Bir Bosna Hikayesi, Avrupa'nın orta yerinde, bütün dünyanın gözlerinin önünde gerçekleşen 20. yüzyılın en büyük trajedisine, Bosnalı Müslümanların soykırımına odaklanıyor.
Tamamen gerçeklere dayanan kişisel hikayelerden, acılardan yola çıkan Sinan Akyüz, sadece siyasi meseleleri etkili bir biçimde ortaya koymakla kalmıyor, mikro düzeyde iki insan arasında -komşu, arkadaş, sevgili, akraba- oluşan duyguları da ustalıkla gözler önüne seriyor.
628 pages, Paperback
Published November 8, 2019
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 26 of 26 reviews
February 13, 2020
Sinan Akyüz’ün ilk okuduğum kitabı İncir Kuşları’ydı. Okurken ağlamıştım mükemmel bi kitaptı. Bu onun tekrarı gibi olmuş. Maksimum 250-300 sayfada anlatılabilecek bi roman 600 küsür sayfaya sürdürülmüş ve sürekli nerdeyse her sayfada “suçumuz Müslüman olmamız” “Nasıl oldu da komşularımızın (Sırpların) gerçek yüzünü göremedik” “Birleşmiş milletler ve tüm Avrupa bize ihanet etti”... vs evet bunlar gerçekler ama her sayfada aynı şeyler yazılmaz ki bi kere söyleyince anladık zaten 600 sayfa boyunca vurgu hep bunlarda. Bi de “Orda öylece durup ne kadar ağladı bilmiyordu” bu cümle de defalarca kullanılmış. Bosna’ya karşı duyduğum genel merak sayesinde okuyup bitirdiğim bi kitap oldu tavsiye eder miyim? İncir Kuşlarını okuyun buna gerek yok bence 🤷🏼♀️
April 23, 2020
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Biraz fazla beklenti ile okumaya başladım ancak hiç bitmeyecek zannettim. Çok gereksiz uzatılmış, çok gereksiz detaylar tekrar tekrar anlatılmış. Maalesef tavsiye etmiyorum.
January 22, 2020
Yazar kendini tekrarlamak yerine daha net anlatsaydi olaylari daha iyi olurdu.her seye ragmen Bosnadaki olaylari ogrenmek, birazda fikir sahibi olmak icin okunabilir
February 27, 2025
honestly what to say, shame on me for only reading this now 😕
June 2, 2025
Kitap Bosna savaşının başlangıcı ve sonuna kadar Bosnalı bir kaç ailenin çektiklerini anlatıyor.
Aslında maksimum 400 sayfa olabilecek bu kitap hep aynı cümleler ile "biz Türk degiliz" "komşularımız nasıl bize ihanet etti" gibi aynı cümlelerin her 2 3 sayfada bir tekrarlanması zaten çok acı bir olayın okunmasını iyice güçleştiriyor.
Bir de beni bir diğer rahatsız eden konu tecavüz sahnelerinde sürekli içine girdi yazması. savaşta tabiki en korunmasız kişiler kadınlar ve evet bir çok tecavüze uğruyorlar ancak bu acı hadiseleri çok daha değişik ṣekilde çok daha çarpıcı yazılabilir Dünya edebiyatında harika bir çok örneği var.
kitabın son 100 sayfası çok daha güzeldi keske tüm kitap o tempo ile devam edebilseydi.
Aslında maksimum 400 sayfa olabilecek bu kitap hep aynı cümleler ile "biz Türk degiliz" "komşularımız nasıl bize ihanet etti" gibi aynı cümlelerin her 2 3 sayfada bir tekrarlanması zaten çok acı bir olayın okunmasını iyice güçleştiriyor.
Bir de beni bir diğer rahatsız eden konu tecavüz sahnelerinde sürekli içine girdi yazması. savaşta tabiki en korunmasız kişiler kadınlar ve evet bir çok tecavüze uğruyorlar ancak bu acı hadiseleri çok daha değişik ṣekilde çok daha çarpıcı yazılabilir Dünya edebiyatında harika bir çok örneği var.
kitabın son 100 sayfası çok daha güzeldi keske tüm kitap o tempo ile devam edebilseydi.
September 30, 2026
Yazar Sinan Akyüz, İncir Kuşları kitabını yazarken Bosna'ya gitmiş ve orada Meyra ile karşılaşmış. Bosna'daki savaşın hayatta kalanlarından biridir Meyra ve kız kardeşi Diba'ya verdiği sözü tutmak için yaşadıklarını anlatır. Savaştan sonra hisleri ölmüştür artık, öyle söyler. Yani bu kitapta anlatılanlar gerçek bir hayat hikâyesine dayanmaktadır.
1992'de başlayan kâbus, Srebrenitsa'da 1995'te 8372 insanın katledilmesine kadar sürmüştür. Masum insanların başına ölüm yağmış, ölmeyenlerin başına da tecavüz, işkenceler, aklınıza gelebilecek her türlü onur kırıcı eziyet gelmiştir. Okurken size bile aradan yıllar ve mesafelere rağmen acı çektirecek, iğrendirecek kadar kötüdür yaşadıkları. Aileler parçalanmış, umutlar yok olmuştur.
Toplama kampındaki namaz kılma kısmı... Tam anlamıyla ikonikti. İkonik, simgesel demek bu arada. İnançlarından dolayı gördükleri işkencelerin simgesi. Kitapta asla unutmayacağım bir kısım olarak yerini aldı.
48 Saat Kül ve Duman... Ustaşaların (Aşırı milliyetçi Hırvatlar) zulmüne dair Ahmiçi köyünde bir müze varmış. Gerçekte de yaşanmış, kitapta da anlatılıyor. Boşnakları katleden sadece Çetnikler değildi. Ustaşalar da vardı. Nasıl bu kadar nefretle dolmuşlar, anlaşılır gibi değil.
Kitabın anlatımını aynı yazarın Bosna konulu diğer eseri olan İncir Kuşları'ndan daha iyi buldum. İncir Kuşları'nda karakter gelişimini eksik bulmuş ve şöyle demiştim "... başta sıradan bir insanken, ırkçı fikirlerden etkilenerek yavaş yavaş karanlık tarafa geçen biri olarak okumak isterdim." Bu kitapta hem iyi hem kötü karakterler daha derinlikli. Sıradan bir gençken katile, tecavüzcüye dönüşen Radomir karakterinin sahnesi çok vurucuydu. Gerçi hangi bölüm vurucu değildi ki? Ancak edebi açıdan da ilk kitaba göre daha başarılıydı.
Eleştireceğim iki nokta var, bazı diyaloglar defalarca tekrarlanmış ve bir yerden tekrarlar bayıyor. Diğeri de kitabın fazlaca uzatılmış olması ki bu da tekrarlardan kaynaklanıyor. Konu yarı hacimde bir kitapta da gayet iyi işlenebilirdi. (Sitedeki diğer incelemeleri okudum. Birisi "Kitapta Sırplara sadece bela okuyorlar başka bir şey yok," yazmış. Ne yapacaklardı, madalya mı vereceklerdi? Bir de nasıl başka bir şey yok, aşırı bilgiye boğmadan, yeterli betimlemelerle gayet tarihi olayları anlatmış işte. Direniş örgütü de var, işkence de var, katliamdan önceki sıradan hayatları da var.)
Kitabı okurken olduğum yerde terlemeye başladım. Elim ayağım titredi. "Yetti, tamam." deyip ara vermek, derin derin nefes almak zorunda kaldım. Ben normalde filmlerdeki, kitaplardaki şiddet sahnelerinden fazla etkilenmem ama bu kitapta anlatılanlar kurgu değil, gerçekten yaşanmış. Üstelik Müslüman olmaktan başka hiçbir suçu olmayan çaresiz masumlara... Empati yapmayı denemek bile sizi bir mengenenin içine sıkıştırmaya yetiyor. Allah ve ahiret inancının insanın aklını, dengesini yerinde tuttuğunu da anladım. Allah'ın adaleti olmasaydı delirirdik. Kötülüğün mantıksızlığı zihin melekelerimizi iptal ederdi.
Bosna Soykırımı'yla ilgili okuduğum üçüncü kitap bu. Neler olduğunu bilmeme rağmen, acı vermesine rağmen bu konudaki kitapları okumaya devam edeceğim. Çünkü hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür ve "unutulan soykırım tekrarlanır." Çünkü orada, insanlığın öldüğü o yerde, neler olduğunu bilmeli ve gelecek kuşaklara aktarmalıyım. Bugün Kosova'da Sırplar barikat kurduğunda, asker alımı haberleri çıktığında, 9 Ocak'ta Bosna Hersek'te yasa dışı Sırp Cumhuriyeti* kutlamaları yapıldığında bunun normal olduğunu falan düşünmemeliyim. Çetnik zihniyetinin yaşadığını bilmeliyim.
*(Sırp Cumhuriyeti Sırbistan değil. Bosna Hersek içindeki bir bölge. Bosna Hersek'i bölmek istedikleri için anayasalarına aykırı olan bu kutlamaları yapıyorlar.)
Boşnaklara büyük saygı ve sevgi duyuyorum. Son yüzyılın en feci soykırımlarından birine maruz kalmalarına rağmen intikam değil, yalnızca adalet arıyorlar. Hayata, inançlarına ve kimliklerine sarılıyorlar. Yüreklerinin güzelliğini koruyorlar. Yaşama tekrar gülüyor, o onulmaz travmaların içinden çıkıp yaralarını sarıyorlar. Geçen bir haber okudum. Bosna'da kimsesiz bir teyze huzurevinde vefat etmiş. Cenazesinin masraflarını bir hayırsever karşılamış. Bu haber sosyal medyada yayılınca 200 kişi teyzenin cenazesine katılmış.
Normalde mazlum, zalime dönüşür. Tarihin gösterdiği budur. Örneğin Naziler Yahudileri soykırıma uğratmıştır ve yıllar sonra İsrail, Filistinlileri katletmiştir; Japonlar Çinlileri II. Dünya Savaşı'nda katletmiştir, bugün Çinliler Uygur Türklerini soykırıma uğratmaktadır. Bakın burası çok ilginç, Sırplar da zalime dönüşmüş mazlumlardır. II. Dünya Savaşı'nda Naziler ve Ustaşalar (Aşırı milliyetçi Hırvatlar), Sırpları işkencelerle katletmişlerdir. Sırpların içinden de tarihin en cani oluşumlarından biri olan Çetnikler çıkmıştır.
Bireysel olarak da bu böyledir. Mesela ebeveynlerimizden gördüğümüz travmayı çocuğumuza yaşatırız. Yaşadığımızı yaşatırız. Bu döngüyü kırabilmek için kendimizi dinleyip yaralarımızı iyileştirmemiz gerekir.
Boşnaklar okuduğum kadarıyla bu zinciri kırabilmiş bir millet. Aliya İzzetbegoviç'in "Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız." sözü bunun göstergesi mesela. Ben böyle bir söz söyleyen başka bir lider bilmiyorum. Liderler halklarının yansımasıdır. Bugün Bosna-Hersek'de üç entite birlikte barış içinde yaşıyor. Bosnalı Sırpların başında bugün Bosna Hersek'i bölmek istediğini her fırsatta söyleyen Milorad Dodik diye kışkırtıcı bir yönetici olmasına rağmen galeyana gelmiyorlar. Ruhları olgunlaşmış. Sabırla, huzurla sürdürüyorlar yaşamlarını.
Bu halin kaynağının, İslam'ı özümsemelerinde yattığını düşünüyorum. İslam, şeriat adı altında kaskatı kanunlarla yönetilmek, cübbe, sarık, çarşaf giymek (ben de tesettürlüyüm tesettürü küçük görmüyorum asla, başka bir şeyi vurguluyorum ben burada) ya da sürekli namaz kılmak, oruç tutmak değildir. İslam öncelikle vicdandır ve ben Boşnaklarda bunu görüyorum. Her musibet bir imtihansa eğer, Bosnalı Müslümanların, bu ağır imtihanı başarıyla geçtiklerine inanıyorum.
Velhasıl dostlar, ben okudukça Bosna'ya âşık oluyorum.
1992'de başlayan kâbus, Srebrenitsa'da 1995'te 8372 insanın katledilmesine kadar sürmüştür. Masum insanların başına ölüm yağmış, ölmeyenlerin başına da tecavüz, işkenceler, aklınıza gelebilecek her türlü onur kırıcı eziyet gelmiştir. Okurken size bile aradan yıllar ve mesafelere rağmen acı çektirecek, iğrendirecek kadar kötüdür yaşadıkları. Aileler parçalanmış, umutlar yok olmuştur.
Toplama kampındaki namaz kılma kısmı... Tam anlamıyla ikonikti. İkonik, simgesel demek bu arada. İnançlarından dolayı gördükleri işkencelerin simgesi. Kitapta asla unutmayacağım bir kısım olarak yerini aldı.
48 Saat Kül ve Duman... Ustaşaların (Aşırı milliyetçi Hırvatlar) zulmüne dair Ahmiçi köyünde bir müze varmış. Gerçekte de yaşanmış, kitapta da anlatılıyor. Boşnakları katleden sadece Çetnikler değildi. Ustaşalar da vardı. Nasıl bu kadar nefretle dolmuşlar, anlaşılır gibi değil.
Kitabın anlatımını aynı yazarın Bosna konulu diğer eseri olan İncir Kuşları'ndan daha iyi buldum. İncir Kuşları'nda karakter gelişimini eksik bulmuş ve şöyle demiştim "... başta sıradan bir insanken, ırkçı fikirlerden etkilenerek yavaş yavaş karanlık tarafa geçen biri olarak okumak isterdim." Bu kitapta hem iyi hem kötü karakterler daha derinlikli. Sıradan bir gençken katile, tecavüzcüye dönüşen Radomir karakterinin sahnesi çok vurucuydu. Gerçi hangi bölüm vurucu değildi ki? Ancak edebi açıdan da ilk kitaba göre daha başarılıydı.
Eleştireceğim iki nokta var, bazı diyaloglar defalarca tekrarlanmış ve bir yerden tekrarlar bayıyor. Diğeri de kitabın fazlaca uzatılmış olması ki bu da tekrarlardan kaynaklanıyor. Konu yarı hacimde bir kitapta da gayet iyi işlenebilirdi. (Sitedeki diğer incelemeleri okudum. Birisi "Kitapta Sırplara sadece bela okuyorlar başka bir şey yok," yazmış. Ne yapacaklardı, madalya mı vereceklerdi? Bir de nasıl başka bir şey yok, aşırı bilgiye boğmadan, yeterli betimlemelerle gayet tarihi olayları anlatmış işte. Direniş örgütü de var, işkence de var, katliamdan önceki sıradan hayatları da var.)
Kitabı okurken olduğum yerde terlemeye başladım. Elim ayağım titredi. "Yetti, tamam." deyip ara vermek, derin derin nefes almak zorunda kaldım. Ben normalde filmlerdeki, kitaplardaki şiddet sahnelerinden fazla etkilenmem ama bu kitapta anlatılanlar kurgu değil, gerçekten yaşanmış. Üstelik Müslüman olmaktan başka hiçbir suçu olmayan çaresiz masumlara... Empati yapmayı denemek bile sizi bir mengenenin içine sıkıştırmaya yetiyor. Allah ve ahiret inancının insanın aklını, dengesini yerinde tuttuğunu da anladım. Allah'ın adaleti olmasaydı delirirdik. Kötülüğün mantıksızlığı zihin melekelerimizi iptal ederdi.
Bosna Soykırımı'yla ilgili okuduğum üçüncü kitap bu. Neler olduğunu bilmeme rağmen, acı vermesine rağmen bu konudaki kitapları okumaya devam edeceğim. Çünkü hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür ve "unutulan soykırım tekrarlanır." Çünkü orada, insanlığın öldüğü o yerde, neler olduğunu bilmeli ve gelecek kuşaklara aktarmalıyım. Bugün Kosova'da Sırplar barikat kurduğunda, asker alımı haberleri çıktığında, 9 Ocak'ta Bosna Hersek'te yasa dışı Sırp Cumhuriyeti* kutlamaları yapıldığında bunun normal olduğunu falan düşünmemeliyim. Çetnik zihniyetinin yaşadığını bilmeliyim.
*(Sırp Cumhuriyeti Sırbistan değil. Bosna Hersek içindeki bir bölge. Bosna Hersek'i bölmek istedikleri için anayasalarına aykırı olan bu kutlamaları yapıyorlar.)
Boşnaklara büyük saygı ve sevgi duyuyorum. Son yüzyılın en feci soykırımlarından birine maruz kalmalarına rağmen intikam değil, yalnızca adalet arıyorlar. Hayata, inançlarına ve kimliklerine sarılıyorlar. Yüreklerinin güzelliğini koruyorlar. Yaşama tekrar gülüyor, o onulmaz travmaların içinden çıkıp yaralarını sarıyorlar. Geçen bir haber okudum. Bosna'da kimsesiz bir teyze huzurevinde vefat etmiş. Cenazesinin masraflarını bir hayırsever karşılamış. Bu haber sosyal medyada yayılınca 200 kişi teyzenin cenazesine katılmış.
Normalde mazlum, zalime dönüşür. Tarihin gösterdiği budur. Örneğin Naziler Yahudileri soykırıma uğratmıştır ve yıllar sonra İsrail, Filistinlileri katletmiştir; Japonlar Çinlileri II. Dünya Savaşı'nda katletmiştir, bugün Çinliler Uygur Türklerini soykırıma uğratmaktadır. Bakın burası çok ilginç, Sırplar da zalime dönüşmüş mazlumlardır. II. Dünya Savaşı'nda Naziler ve Ustaşalar (Aşırı milliyetçi Hırvatlar), Sırpları işkencelerle katletmişlerdir. Sırpların içinden de tarihin en cani oluşumlarından biri olan Çetnikler çıkmıştır.
Bireysel olarak da bu böyledir. Mesela ebeveynlerimizden gördüğümüz travmayı çocuğumuza yaşatırız. Yaşadığımızı yaşatırız. Bu döngüyü kırabilmek için kendimizi dinleyip yaralarımızı iyileştirmemiz gerekir.
Boşnaklar okuduğum kadarıyla bu zinciri kırabilmiş bir millet. Aliya İzzetbegoviç'in "Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız." sözü bunun göstergesi mesela. Ben böyle bir söz söyleyen başka bir lider bilmiyorum. Liderler halklarının yansımasıdır. Bugün Bosna-Hersek'de üç entite birlikte barış içinde yaşıyor. Bosnalı Sırpların başında bugün Bosna Hersek'i bölmek istediğini her fırsatta söyleyen Milorad Dodik diye kışkırtıcı bir yönetici olmasına rağmen galeyana gelmiyorlar. Ruhları olgunlaşmış. Sabırla, huzurla sürdürüyorlar yaşamlarını.
Bu halin kaynağının, İslam'ı özümsemelerinde yattığını düşünüyorum. İslam, şeriat adı altında kaskatı kanunlarla yönetilmek, cübbe, sarık, çarşaf giymek (ben de tesettürlüyüm tesettürü küçük görmüyorum asla, başka bir şeyi vurguluyorum ben burada) ya da sürekli namaz kılmak, oruç tutmak değildir. İslam öncelikle vicdandır ve ben Boşnaklarda bunu görüyorum. Her musibet bir imtihansa eğer, Bosnalı Müslümanların, bu ağır imtihanı başarıyla geçtiklerine inanıyorum.
Velhasıl dostlar, ben okudukça Bosna'ya âşık oluyorum.
January 22, 2020
Konu itibariyle çok etkileyici olması gerekirken Sinan Akyüz'ün sürekli tekrarlayan betimlemeleri duyguyu kaçırmasına neden olmuş. Gereksiz olarak sayfa sayısı uzatılmış, gereksiz detaylarla his kaçmış. Hayal kırıklığı yaşadığım bir kitap oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
May 5, 2020
Gereksiz ayrıntı insanı sıkıyor ve yazarın sürekli bir dolaylı cümleyi sürekli yüklemle ayırmasını çok itici buldum. Mesela " Sen" dedi "hemen buraya gel". İncir kuşları çok daha güzeldi.
May 12, 2020
Genelde emeğe saygı olarak düşünüp asla bir kitaba ve yazara böyle bir yıldız vermem, kötü yorum yapmam ama kesinlikle burada bir emek olduğunu düşünmüyorum hatta okuyanı dalga geçercesine hafife almış yazar.
Yaşanılmış korkunç kötü bir dram, trajedi, savaş bu kadar duygusallıktan uzak yazılabilirdi. Sürekli aynı kelimeler aynı cümleler aynı diyaloglarla 626 sayfa doldurulmuş. Tekrar gibi okumaktan kitabın bütününden çıkıyorsunuz zaten. Kitabın ismi Meyra ama vurgu kesinlikle bu karakterde değil kitapta ki bütün karakterlerden de aynı bahsedilmiş. Gerçekten zaman kaybı bu olayları tüm gerçekliğiyle ve vahşetiyle anlatan başka kitapları deneyin derim.
Yaşanılmış korkunç kötü bir dram, trajedi, savaş bu kadar duygusallıktan uzak yazılabilirdi. Sürekli aynı kelimeler aynı cümleler aynı diyaloglarla 626 sayfa doldurulmuş. Tekrar gibi okumaktan kitabın bütününden çıkıyorsunuz zaten. Kitabın ismi Meyra ama vurgu kesinlikle bu karakterde değil kitapta ki bütün karakterlerden de aynı bahsedilmiş. Gerçekten zaman kaybı bu olayları tüm gerçekliğiyle ve vahşetiyle anlatan başka kitapları deneyin derim.
July 25, 2026
Bosna'da Müslümanların maruz bırakıldığı zulmü, soykırımı ve insanlık dışı muameleyi anlatırken sadece geçmişi hatırlatmıyor; vicdanın unutmaya ne kadar meyilli olduğunu da yüzümüze vuruyor.
Sayfalar arasında dolaşırken aynı kıbleye yönelen insanların yalnızca inançları ve kimlikleri sebebiyle böylesine ağır bir imtihandan geçirilmiş olması yüreği derinden sarsıyor. İnsanın aklı, böylesine büyük bir kötülüğü anlamakta zorlanıyor. Belki de bazı acılar anlaşılmak için değil, unutulmamak için vardır.
Bu kitap bana bir kez daha hatırlattı ki ümmet olmanın anlamı, birbirimizin acısına uzak coğrafyaların haberi gibi bakmamakta saklıdır. Bosna'nın gözyaşı, bizim de gözyaşımızdır; orada toprağa düşen her masum can, ümmetin ortak hafızasında açılmış bir yaradır.
Eğer bu kitap yüreğinizde bir iz bırakırsa, Taha Kılınç'ın Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi'ni de mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bosna'da yaşanan acılarla Doğu Türkistan'da bugün yaşanan zulüm farklı coğrafyalarda olsa da aynı vicdanı yaralıyor. Biri dünün hafızasına, diğeri ise hâlâ devam eden bir sessizliğe şahitlik ediyor. Mazlumların hikâyelerini okumak, yalnızca bilgi edinmek değil; unutmaya direnmektir.
Sayfalar arasında dolaşırken aynı kıbleye yönelen insanların yalnızca inançları ve kimlikleri sebebiyle böylesine ağır bir imtihandan geçirilmiş olması yüreği derinden sarsıyor. İnsanın aklı, böylesine büyük bir kötülüğü anlamakta zorlanıyor. Belki de bazı acılar anlaşılmak için değil, unutulmamak için vardır.
Bu kitap bana bir kez daha hatırlattı ki ümmet olmanın anlamı, birbirimizin acısına uzak coğrafyaların haberi gibi bakmamakta saklıdır. Bosna'nın gözyaşı, bizim de gözyaşımızdır; orada toprağa düşen her masum can, ümmetin ortak hafızasında açılmış bir yaradır.
Eğer bu kitap yüreğinizde bir iz bırakırsa, Taha Kılınç'ın Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi'ni de mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bosna'da yaşanan acılarla Doğu Türkistan'da bugün yaşanan zulüm farklı coğrafyalarda olsa da aynı vicdanı yaralıyor. Biri dünün hafızasına, diğeri ise hâlâ devam eden bir sessizliğe şahitlik ediyor. Mazlumların hikâyelerini okumak, yalnızca bilgi edinmek değil; unutmaya direnmektir.
March 28, 2020
620 sayfalık bir kitapta sürekli tekrarlanan aynı cümleleri okumaktan bi ara fenalık geçirdim. Evet Bosna katliamını öğrenmek çok önemli!!!Ancak sürekli “Biz Türk değil Boşnak ız” , “Tek suçumuz müslüman olmak”, “Komşularımızın gerçek yüzünü tanıyamamışız” vb gibi cümlelerle kitap kendi kendini tekrar etmiş... Açıkcası sırf Bosna katliamını konu edindiği için 3 Yıldız verdim yoksa puanım 2 Yıldız...
January 18, 2021
Kitabi bitirmek icin cok ugrastim, piruze ile tanizmistim ve ayni onun gibi surukleyicidir diye dusundum ama yanilmisim. Ilk 400 sayfayi okudum ama zorlanarak son 200 sayfa daha akiciydi.. Kendimi kesinlikle kitaba veremedim ve aaa hadi kitabi bitireyimde diyemedim. Sanirim tavsiye edebilecehim bir kitap degil.
September 1, 2021
Daha önce buna benzer İncir Kuşları’nı yazmış olan Sinan Akyüz’ün bu kitabı tekrardan ibaret.Bir an İncir Kuşları’nı okuyorum sandım tek farkla bu kitap 600 küsür sayfa. Anlatımda da tekrarlar çok ,keşke sadece İncir Kuşları’nı yazıp Bosna katliamı üzerine bıraksaymış diye düşündüm okurken. Akıcı anlatımını sevdiğim için okudum yoksa diğer kitap yeterliydi.
May 10, 2021
Surekli tekrarlanan cumleler, ayni betimlemelerle zar zor bitirdim. Daha kisa olabilirdi kitap. Savas konusunda diyecek bir seyim yok cok cok uzgunum, bazi kisimlari okuyamadim. Baris ve huzur icinde yasamak dilekleriyle.
August 7, 2020
Son zamanlarda içim aciyarak okudugum ender kitaplardan biri muhtesem anlatim
October 20, 2020
Wonderfull
January 9, 2021
Trajik ve vahşet dolu bir tarih... Bir günde değişen kaderler, yaşamlar, yazgılar... kitapta anlatılanların yaşanmış hikayeler olması ayrıca üzüyor.
March 22, 2021
Bir savaş ve hayatları yıkılmış paramparça olmuş insanlar ne acı ne acı tarif edilemez...
May 7, 2021
Aynı sahneleri cok fazla tekrar etmis.Bir de karakterlerin yasadıkları olaylar karsısındaki tepkisini gercekci bulamadım.
July 17, 2023
Bir Bosna hikayesi... 20.yy da bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Bosnalı Müslümanların yaşadığı akıl almaz işkenceler, tecavüzler, soykırım...Gerçeklere dayanan hikayeler...
August 13, 2023
İçim sızlayarak okudum. Bu hissi tarif edecek başka bir kelime bulamadım.
August 20, 2026
Bosna’ya daha önce gitmiş biri olarak Meyra’yı okumak beni çok daha fazla etkiledi. Anlatılan yerleri görmüş olmak, hikâyeleri gözümde daha da gerçek kıldı.
March 25, 2021
Yazar kendinden bir sürü olaylar yazdı, nasıl öğrendiğinden endişeliyim.
Haris mesela, o adam tek başına çetniklerle kalıp elindeki bombayı açarak kendini ve yanındakileri öldürdü.
Eee yazar bu kişinin son dakikaları nasıl geçtiğini nereden öğrenebildi acaba ? bilen varmı ?
Eğer o olaydaki insanlar hepsi bomba yüzünden ölmüş nasıl öğrendin peki Sinan bey ayrıntıları ?
Bunun gibi olaylar çok var kitapta , şu bir fabl artık roman değildir.
Şu iki yıldızı "Bosna" ve "Sinan Akyüz" kelimesi için koydum.
Haris mesela, o adam tek başına çetniklerle kalıp elindeki bombayı açarak kendini ve yanındakileri öldürdü.
Eee yazar bu kişinin son dakikaları nasıl geçtiğini nereden öğrenebildi acaba ? bilen varmı ?
Eğer o olaydaki insanlar hepsi bomba yüzünden ölmüş nasıl öğrendin peki Sinan bey ayrıntıları ?
Bunun gibi olaylar çok var kitapta , şu bir fabl artık roman değildir.
Şu iki yıldızı "Bosna" ve "Sinan Akyüz" kelimesi için koydum.
April 23, 2023
Müslümanların şiddeti sadece kendileri için araç olarak görmeleri ve bunun müslüman toplumlarda en yaygın davranış biçimi olması. Allah için yapılan savaşların mübah olması ve müslümanlara yapılan saldırıların hep haksız olması. Peki savaşları gerçekten büyük dini duygularla, din yaşama özgürlüklerini yeniden kazanmak için yapıldığına emin miyiz? Yoksa toprak kazanmak gibi yüzeysel ve dünyevi hırslarla mı çıkıyor savaşlar? Kanla yazılmış olan insanlık tarihinde Sırplardan bu kadar nefret edip Işid hakkında herhangi bir nefret îmâsı yapmayanları anlayamıyorum. Şiddetin her türlüsüne karşı çıkabilen herkese saygım sonsuz ama müslümanız garibanız ondan bizden nefret ediyorlar edebiyatını da sevmiyorum.
Hiç beğenmedim.
Hiç beğenmedim.
February 13, 2021
Kitap çok güzel bir amaç için yazılmış, bu katliamı herkesin bilmesi gerekiyor. 20. Yüzyılda yapılan bu katliam, hepimizin utancı. Fakat kitap kendini çok tekrar ediyor, kitap sanki 600 degil 300 sayfa olmalıymış. Kendini çok tekrar etti ve daha olaya dayalı olsaymış. Konuşmalar bu kadar uzatılmasaymış çok daha güzel bir eser olabilirmiş.
Displaying 1 - 26 of 26 reviews




















