Behcet Celik'in hikyelerinde, okuduklarimiz kadar okumadiklarimiz da yer tutar, denebilir ki bu hikyelerin asil nirengi noktasini onlar olusturur; disarida birakilanlar, yazilmayanlar, soylenmeyenler... Dolayisiyla, olan bitene odaklandigimiz ilk bakista degil, esas olarak ikinci bakista, ikinci okuyusta carpacaktir bizi bu hikyeler. Anlatici gibi hikye kisileri de kendi hikyelerini abartmaya, suslemeye kalkismazlar. Surprizli sonlar gereksiz birer Zaten her seyin olup bittigi, fedalarin, vazgecislerin, dus kirikliklarinin bile geride kalmaya basladigi andir, bir Behcet Celik hikyesinin basladigi nokta. Hikyenin sonundaki aydinlanma anini kahramanlar degil, biz okurlar yasariz, artik o oykunun oncesini kurabilmeye baslamis, metin karsisinda aydinlanmisizdir cunku... Bir sifre, cetrefil bir bilmece, sirrina erilecek bir anlam da soz konusu degildir; Raymond Carver, Vus'at O. Bener ve Baris Bicakci'yla akrabaligi olan Celik'in metinleri, sifreden cok siire yakindir. Okur tarafind
1968’de Adana’da doğdu. İki Deli Derviş (1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu (2010) ve Kaldığımız Yer (2015) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayımlandı. Doğup büyüdüğü Adana hakkında kaleme alınmış yazılardan oluşan Adana’ya Kar Yağmış (2006) adlı kitabı derledi. Ateşe Atılmış Bir Çiçek / Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları (2012) adlı bir de deneme kitabı bulunmaktadır.
“Kainatın bütün sakillerine.” Diye seslenen yazar, insanları gözlemlemekten deneyimli öykülerinde, gizemli yanlara odaklanıyor. Yalın anlatımının içinde derinlere dalıyor. Sevdim. Sait Faik ödüllü yazarlara devam...
bu kendime yaptığım kaçıncı işkence, neyse ki elimdeki son kitaba geçeceğim, bütün behçet çelik okumalarımda aynı iç sıkıcı, kaybetmiş (looser), neden böyle olduğu hakkında fikri olmayan, iç kapayıcı bir karakteri dinledim, hep aynı hikayenin minik hamlelerle değiştirilmiş haliydi, yeni bir şeyler söylemeyeceksen neden yazmaya devam edersin ki...
Bir fizik kuralı; gözlenen her nesne değişirmiş. Biz birbirimizin bakışları altında değişiyoruz.
İşimiz gücümüz kendimizi deşmekti. Ne kadar çok eksiğimizi, yanlışımızı bulursak o kadar arınırdık. Kuyruğunu kovalayan kediler gibiydik. İşe girdik; takım elbiselerimiz, kredi kartlarımız, borçlarımız oldu. Kuyruk kovalamaya vakit kalmadı.
Ne güzeldir yaz sesleri; karpuzla bıçağın buluştuğu andaki çıtırtı, bardağa dökülen biranın foşurtusu, yelpazenin tekdüze hışırtısı, vantilatör cızırtısı, rüzgarla değişen koltuk gıcırtısı.
Gün Ortasında Arzu'da 18 öykü var. İlkini okurken "devam edemeyeceğim, sevmedim" diye düşündüm, sonra "hadi bir tane daha" dedim ve arkasından kitabı elimden bırakamadım. İyi ki devam etmişim... Sakin, yalın bir dille kaleme alınan öykülerde hep geçmişle hesaplaşma var. Monologlarla ve samimi bir öz eleştiriyle anlatılan yarım kalmış işlerin, heveslerin, duyguların, ilişkilerin hikayelerinde bir içsel yolculuğun izlerini sürmek keyifliydi... Behçet Çelik kahramanının iç sıkıntısını okurunu sıkmadan, başarıyla anlatmış.
Son derece sıkıcı, akmayan öykülerden oluşan bir toplam. Ben kendi adıma bu kitabın ülkedeki en büyük öykü ödülünü almasını anlamlandiramadim. Kitabı yarım bıraktığimi da eklemeliyim.
ilk başta öykü dünyasına dahil olmakta zorlandım, sonra bazı kayıplar silsilesi olarak aklımda yer etti, oradan içine girdim bi şeyleri tutturmakta zorlanmış erkek curcunasına