Türkiye'de özellikle 1980'li yıllardan sonra liberal ekonomiye paralel bir gelişim gösteren koleksiyonculuk 1990'lı yıllarda yayınlar, sergiler yoluyla görünür olmaya başlıyor. Modern ve çağdaş sanata odaklanan koleksiyonlardan bazıları 2000'li yıllarda özel müzeye dönüşerek toplumun kültürel gelişimine katkı sağlarken zenginleşmeye de devam ediyor. Türkiye'de Çağdaş Sanat Koleksiyonculuğu, konuyu Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze kadar tarihsel ve ekonomik arka planıyla anlatıyor. Sanat piyasasının gelişiminde önemli bir yeri olan fuarların, sergilerin, yarışmaların, müzayedelerin koleksiyonculuk üzerindeki etkilerini ele alan kitap, uzun zaman gündem olan müzecilik ve özel müzecilik tartışmalarına da yer veriyor. 1990'lı yıllarda yaşanan ekonomik kriz yüzünden müzayedelerde satılarak dağılmak zorunda kalan özel koleksiyonlar a da değinilen kitapta, bu koleksiyonların toplu satışının koleksiyonculuğun gelişimindeki yeri açıklanıyor. Elgiz, Sabancı, Eczacıbaşı, ve Kıraç koleksiyonlarının başlangıç, gelişme ve müzeleşme sürecinin Türkiye sanat piyasasına etkilerinin konu edildiği kitap, türünün ilk örneği olarak Türkiye'de sanat koleksiyonculuğunun gelişimine, özel müzelerin kurulmasına dair kaynak arayanlar için tatmin edici bir içerik sunuyor.
Çok ciddi bir emeğin ürünü olan bu kitap, her türden övgüyü hak ediyor. Merak ettiğim bir konuda çok ciddi bir aydınlanma yaşamamı sağladı, bunun için yazara müteşekkirim. Ancak gördüğüm bazı eksikleri yazmasam olmazdı: 1. Kitapta çok fazla yazım hatası, doktora tezi olmasından kaynaklanan ama benim gibi akademik olmayan okuyucuları yoracak kadar çok tekrar ve okumayı zorlaştıran bir dil var ("yapılmıştır, edilmiştir" cümlelerini "yapıldı, edildi" yapmak mümkün olabilir mesela). 2. Hep büyük, kurumsal, yüzlerce esere sahip olan, hatta piyasayı manipüle edecek kadar güçlü koleksiyonculardan bahsedilmiş. Küçük ve orta düzeyde koleksiyonculara dair hiçbir bilgi, ipucu yok. 3. Piyasadaki aktör türlerinden biri özellikle göz ardı edilmiş gibi. Bu işten para kazanan aracılar, danışmanlar, galericiler. Mesela kitabı okuyan herkesin hemen fark ettiği bir "Feodal Bey" var, bunun gibi güç odakları es geçilmiş. Galeriler, galericiler, simsarlar, müzayedeciler, danışmanlar, küratörler hakkında daha fazla bilgi için sonraki kitabı bekleyeceğiz galiba. 4. Son olarak, neredeyse ideolojik denebilecek bir taraflılık var kitapta. Elbette yazar sanat aleminin ve sanatçının yanında olmalı, ancak; a) Ekonomik gelişmeler, dönemler, analizler hep soldan soldan yapılmış. Mesela cumhuriyet döneminde kişi başı gelirin artması ve sanat harcamaları arasındaki ilişki analiz edilmemiş, sanat ve vergi konusu 3-5 cümle ile geçiştirilmiş vb. b) Sanat politikaları konusunda naif bir tavır var. Örneğin "devlet sanata destek olsun, direkt alım yapsın ama sanatçılara karışmasın" önermesi ya da "sanat eserleri metalaşmasın ama sanatçılar da sanatlarıyla geçinebilsin" yahut "sanatçılar galeriden satış yapsın, atölyeden yapmasın" önermeleri tüm metinde izlenebiliyor ama bunlar pek gerçekçi değil - piyasa koşullarına da, reel politikaya da, insan doğasına da uymuyor. Tekrar edeyim, eserde çok büyük bir emek, belli ki yıllar süren bir inceleme ve okuyucuyu iyice doyuracak kadar çok bilgi var. Eleştirilerim sadece eserin mükemmel olmasını engelleyen ufak kıymıklar. Keşke bir gün yazarla tanışsam da şahsen teşekkür edebilsem...