sayfa 122
Dokuz Canlı Bir Hergelenin Özgeçmişi
ıslak, sıska, dehşet içinde
kapıma geldi bir gece,
onu içeri alıp besledim,
bana güvenmeyi öğrendi,
kaldı benimle
bir arkadaşım park yerinden
çıkarken onu ezinceye
kadar, kediden arda kalanı
veterinere götürdüm, “yaşayacağını
sanmıyorum,” dedi veteriner,
“yine de şu ilaçları ver… omurgası
ezilmiş, ama yeni bir şey değil, önceden
ezikmiş zaten, bir şekilde tamir
olmuş, yaşasa bile asla yürüyemeyecek,
şu röntgenlere bak, vurulmuş bu,
mermiler hala içinde… bir zamanlar
kuyruğu da varmış, birileri
kesmiş... “
kediyi eve getirdim, sıcak bir yaz günüydü,
son otuz yılın en sıcak günü, banyonun
döşemesine koydum, su ve ilaç
verdim, yemek yemiyordu, suya dokunmadı
bile, parmağımı suya batırıp ağzını
ıslattım, onunla konuştum, evden çıkmadım,
zamanımın çoğunu banyoda onunla
konuşarak geçirdim, onu usulca okşayarak,
donuk mavi gözleriyle bana baktı ve birkaç
gün sonra ön bacaklarıyla kendini öne
doğru çekerek ilk kez hareket etti
(arka bacakları çalışmıyordu)
ve kum kutusunun içine girdi,
olanaklı bir zaferin borazanları
ötmüştü sanki banyoda ve kentte,
o kediye bir yakınlık
duydum - ben de kendimi
kötü durumlarda bulmuştum, o kadar
kötü değil belki, ama yeterince
kötü…
bir sabah doğruldu, ayağa kalktı, sonra
yığılıp bana baktı.
“başaracaksın,” dedim ona.
vazgeçmedi, kalkıp devriliyordu, sonunda
birkaç adım atabildi, sarhoş gibiydi,
arka bacakları hareket etmek istemiyordu,
yine düştü, dinlendi, bir kez daha
kalktı.
gerisini biliyorsunuz; şimdi her zamankinden
daha iyi, şaşı ve neredeyse dişsiz, ama
zerafeti geri geldi, gözlerindeki o bakış ise
hiç kaybolmadı…
şimdi, bazı söyleşilerde, bana hayat ve
edebiyat hakkında soru sorduklarında,
hele sarhoşsam, şaşı, vurulmuş, ezilmiş ve
kuyruksuz kedimi havaya kaldırıp, “bakın,
bakın, şuna bakın!” diye bağırıyorum.
anlamıyorlar ama, “Celine’den büyük
ölçüde etkilendiğinizi
söylüyorsunuz,” gibi bir şey söylüyorlar.
“hayır,” diyorum kediyi havada tutarak, “olanlardan
etkilenirim ben, böyle şeylerden, bundan!”
sallarım kediyi havada, dumanlı ve mavi
ve sarhoş ışıkta başımın üzerinde
tutarım onu öylece,
o rahattır, telaşlanmaz,
bilir…
söyleşi de o noktada sona erer zaten
ve daha sonra fotoğrafları
gördüğümde gurur duyarım,
kedim ve ben, aynı karede.
o da biliyor palavra olduğunu,
ama bazen işe yarıyor.
Charles Bukowski - sf 122
En Kısa Andır Mucize