Öksüz Musa, Savaş ve Açlar'ın devamı niteliğinde olan ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın son yılları ve sonrasına denk gelen zaman sürecinde, şehit çocuklarının memleket sathına yayılmış çeşitli öksüz yurtlarında geçen açlık, yokluk ve yalnızlıklarıyla baş etme çabalarını anlatan, edebiyat tarihimizin önemli bir romanı. Roman, yalnız bu coğrafyada yaşayan insanların değil Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamalarının ne denli çilelerle dolu olduğunu da anlatmaktadır.
Hasan İzzettin Dinamo (1909, Akçaabat, Trabzon - 20 Haziran 1989), Türk yazardır.
Ailesiyle önce İstanbul'a sonra Samsun'a yerleşti. Babası I. Dünya Savaşı'nda öldü. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki eğitimini tamamlayamadan ayrılan yazar, geçimini çeviriler yaparak ve özel ders vererek sağladı.
Dinamo, gençliğinde bireysel şiirler yazsa da Nazım Hikmet'in şiirleriyle tanışınca kendine toplumcu bir çizgi çizdi. Nazım'ın yanında, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve A. Kadir gibi şairlerle birlikte çalıştı. yedi ciltlik Kutsal İsyan ve Savaş ve Açlar gibi önemli romanlara imza atmıştır. 1977 yılında, "Kutsal Barış" adlı romanıyla, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştır. Genellikle savaş dönemini anlatan romanlarının yanında şiir kitapları ve bir de öykü kitabı bulunmaktadır.
Savaş ve Açlar'ın devamı niteliğindeki bu kitap, şehit çocuğu öksüz Musa'nın (Hasan İzzettin Dinamo) Darüleytamlarda (yetimhaneler) yaşadığı zorlukları, hayallerini, azmini, mücadelesini anlatıyor.
Nice yokluk ve zorluk içinde verilen Kurtuluş Savaşı dönemi sonrası ayağa kalkmaya çalışan Türk milletinin, Cumhuriyetin ilk yıllarını kapsayan bu süreçte; Musa da tarihe tanıklık ediyor, tarih ve talih önünde sürüklenen Musa, umutlarına tutunuyor.
Özellikle "Savaş ve Açlar"ı okuduktan sonra büyük bir merakla bir solukta okunabilecek kitap, ara ara romanda geçen önemli tarihsel olaylara ve anektodlara göz attığımdan biraz uzadı. Ama iyi ki de bakmışım.
Örneğin Kazım Karabekir Paşa'nın yazıp bestelediği Türk Yılmaz marşı:
Bu kayıtta İstanbul işgal altındayken şehitoğlu Musa'nın şevkli ve ümitvar sesini işitmemek mümkün mü?
Ya da Fransız Yazar Claude Farrere İstanbul Ziyareti'ni gösteren aşağıdaki videoda, coşkulu ve gururlu bir şekilde yürüyen çocukların hangisinin Musa olabileceğini düşünmemek elde mi?..
Savaş ve Açlar'da bıraktığımız Musa karakterinin ikinci, devam kitabı. Darüleytam yaşantısını ve oralarda ilk tutunma zamanlarını anlatıyor. Ülke savaşta, hatta işgal altında iken, Türk Milleti Anadolu'da direnişini ortaya koyarken unutulmuş, ilgilenilememiş öksüz yetim şehit çocukları bunlar.
Yine çok etkileyici ama tabi ki Savaş ve Açlar'dan biraz daha zayıf bir kitap.
Çocukluğumdan beri ilk kez, Balkanlarda kullanmakta olduğumuz "sıbıttım".. sözcüğünün yansımasını bu kitapta gördüm: "sıpıtmış" olarak; bunun eş anlamını biz "fıydırmış" olarak da kullanırdık... Şimdi gelelim Hasan İzzettin Dinamo'nun özyaşamöyküsel bu dizisine (devamında da Musanın Mapushanesi): Sürekli öksüzler yurtlarında geçen bir yaşam, öğretmen ve müdürlerince gözde bir öğrenci rolüyle "didaktik" (eğitsel) bakışlar ve etkileme çabaları, ancak roman akışı ilerledikçe, sözcük dağarcığının varsıllaştığını görmek çok rahat. Sürekli yoksulluk, umutsuzluk, ölümler, ezikliğin beyin çatırtıları... Ancak günümez ulamak için, şu alıntıyı alayım: (s.104-105) Aka Gündüz'ün Papulas Destanı'nda yer alan şu dizeler: "Ne büyük kuvvetmiş megal ideas/Bu kuvvetle uçtu ihtiyar papas, Sen de bu kuvvetle masa başında/Yapmıştın ne güzel plan, Papulas... On günde Ankara gezilecekti/Türkün orduları ezilecekti, Binlerce esirler dizilecekti/Ne tatlı bu hülya, bu şan, Papulas" Evet, özellikle Atatürk için yetim evlerinden alınıp götürülen kızlar başta olmak üzere, tarihsel olgularla örtüştürülen anlatımlar, tarihsel bilgileri pekiştirici bir işlev görmektedir. Doğal olarak, ulusal kurtuluş savaşı öncesi/sırası ve bundan sonraki Musa'nın mapushanesinde de sonrası yıllara uzanan bir anlatı süreci egemen olmaktadır. Cumhuriyetçi, ulusalcı bir toplum bilinci ile yetişmiş bir yoksul kuşağın capcanlı temsilcisi olarak yazar, okuyucusuna çok ipuçları ve düşündürücü, ancak üzüntülü görüntüler sergilemektedir. Günümüze ışık tutmaktadır.